Şöyle bir baktım, Kamu Reformu denen yasa tasarısı Resmi Gazete’de halkın bilgisine getirildi, ama alıp da yorumlayan başka birini görmedim…
Oysa yıllarca kamunun perişanlığından hep beraber şikayet ettik.
Hatta muhalefetten bile adam gibi bir değerlendirme gelmedi. Belki görüşlerini Meclis kürsüsüne saklıyorlar. Oysa bugünden halkın aydınlatılması gerekmez miydi..?
Sanırım herkesin gözünü sandık bürümüş. Böyle işlere bakacak kimse yok.
Bu da bizim politika anlayışımızın bir parçası.
Politikacıların dışında, kamudan gelen, devlet yapısını iyi bilen bir çok insan olmasına rağmen, onlardan da kimse bir okuyup, detaylı değerlendirme yapma zahmetine katlanmadı.
Görebildiğim tek değerlendirme Birikim Özgür’den geldi.
Birikim Özgür zaman zaman önemli bulduğu konularda görüşlerini kendi blog’unda yazıyor.
Özgür, kamunun en büyük eksiğinin, veri üretmek ve buna bağlı olarak düzgün planlamalar yapılması olduğunu düşünüyor.
Sonra bütçenin 3 yıllık orta vadeli programlarla yapılması, DPÖ’nün etkin ve verimli bir şekilde sürecin içinde olması gerektiğinden söz ediyor.
Bakanlıklar ve daireler arasında koordinasyonu yürütecek bir oluşuma ve akademik düzeyi yüksek personele ihtiyaç olduğuna vurgu yapıyor…
Tüm bunların üstündeki hedefin de “Sistemi düzelterek dış mali yardım bağımlılığı ile mücadeleyi ileriye taşımak. Kendi kendini yönetme ideali doğrultusunda çalışmak” olduğunu söylüyor.
Hepsi doğru, genel tespitler ve hedefler.
Ama kamu bu görevlerini bu haliyle ya da yeni teşkilatlanmasıyla yapabilecek midir..?
Esas soru budur…
Şu anda kamuda, tabiri caizse, bir kozmopolit yapı vardır.
Üstelik de giderek daha da karmakarışık hale gelmek üzeredir.
Kadrolu, sözleşmeli, geçici, işçi, batan KİT’lerden gelenler…
Şimdi buna bir de danışman kadrosu ekleniyor…
Bu çeşitlilik, hepimizin de bildiği gibi, seçim zamanları kamuya doldurulanlar için uydurulmuş bir kılıftır…
Yani tümünün de aranan niteliklere sahip olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bu bir kere hiyerarşiyi ortadan kaldıran bir unsur.
Sonra da kaliteyi….
Ve dolayısıyla kamunun verimliliğini…
Hantal, ağzına kadar dolu bir kamu, ama iş bilen sayısının oranı düşük.
Vatandaşla yakın ilişkide, çok yoğun çalışan bir daire biliyorum. Zamanla yarışan, sorumluluğu büyük olan bir daire. Emekliliğe hazırlanan bir kaç kadrolu dışında, esas işler geçiciler, sözleşmeliler tarafından yürütülüyor…
Eminim başka bir çok yerde de bu var.
Siz şimdi bu reformla liyakat arayacaksınız. E, nasıl olacak bu iş..?
Üniversite mezuniyeti, özel bir eğitim gerektiren işleri lise mezunları yapıyor.
Performans yönetimi getiriyorsunuz. Aradığınız niteliklere uymayan bu geniş kadrodan nasıl performans bekleyeceksiniz..?
Bence de önce bu tuhaf duruma bir çare bulunmalıydı…
YERİN KULAĞI VAR
SAĞ GÖSTERİP SOL VURANLAR:
İlk kez adayı, özellikle de bağımsız adayı bu kadar bol bir seçim dönemi yaşıyoruz. Hal böyle olunca da, kim kimi destekliyor pek belli olmuyor. Lefkoşa’da UBP içinden, ismi lazım değil bir grup, adayları Hasan Sertoğlu için değil de Gencay Eroğlu için çalışıyormuş. Bu isimlerin geçmiş seçimlerde de benzerini yaptıklarına bizzat şahit olduğum için çok yadırgamadım…
GOFLUYORUZ:
DP adayı Gencay Eroğlu bir Kıbrıs Türk gerçeğine işaret etmiş. İnsanların her adaya “sana oy vereceğim” dediğini söylüyor ve “Bix adaylar arasında konuşuyorux, bixi goflamayın” diyor. Siyasetçi bir aileden geldiği için iyi biliyor. Aslında acı bir gerçeğimiz bu. Acaba karşımızdakini kırmamak için mi yapıyoruz, yoksa “bir gün işim düşer” diyerek mi yapıyoruz bilmem ama, kötü bir alışkanlığımız bu.
AT ATABİLDİĞİN KADAR:
Sandığın kurulmasına iki haftadan az bir zaman kaldı. Adaylar da seçmene yönelik vaatlerinde dozu artırmaya başladılar. Yapılması imkansız projeler havada uçuşuyor. Ama en tehlikelisi oy karşılığı istihdam sözleri verilmesi. Her zamanki gibi, kazanmak uğruna belediyeyi batağa sürüklemeyi şimdiden göze alabilenler var. Çünkü onlar için bölgeleri değil, sadece kendi gelecekleri önemli. Onun için de vaatlerinde sınır tanımıyorlar…
BİZDEKİ SEÇİMLERİ SOLLADI:
Aynı gün seçim yaşacağımız Türkiye’deki heyecan, bizdekinin önüne geçti. Çıkın sokağa ve bir bakın. Vatandaşlar bizim seçimlerden çok, Türkiye’deki seçimleri konuşuyor. Bunun nedeni, oradaki sonuçların bizi yerel seçimlerden daha fazla etkileyecek olması. Ama kabul edelim, o heyecanı, o katılımı biz burada yaratamıyoruz.
HEPSİ AYNI:
Meclis’te 27 milletvekiline sahip dörtlü koalisyon hükümeti, nisabı sağlayamayınca Meclis toplanamadı. İktidar mensubu iki milletvekilinin yakınlarının rahatsızlığı dolayısıyla toplantıya katılamadığını açıklayan Kudret Özersay, muhalefetin buna karşın nisaba destek vermemesinin “iyi niyetle bağdaşmadığını” söyledi. Kusura bakmayın ama, muhalefetin böyle bir görevi yok. Bunun da iyi niyetle alakası da yok. Geçmişte de benzer durumlar onlar için yaşanmıştı…
KENDİ HALKI BUNU İSTİYOR:
AKEL lideri Kiprianu, kuzeydeki malının iadesini alan Sukuridis konusunda Anastasiadis’i uyarmış! Diyor ki, “Başkaları da bunu yaparsa, Maraş da böyle iade edilirse, masada elimizde ne kalacak”… Sanki kendi halkının da, liderliğinin de artık çözüm diye bir dertleri olduğunu bilmiyormuş gibi. Rum tarafında çoğunluk, toprak konusunu bir şekilde hallettikten sonra, iki ayrı yönetime inanmış durumda. Hele Anastasiadis’in öyle masaya oturup, adil bir çözüm için çaba göstermek gibi bir derdi yokken…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Politika, inandırıcı bir şekilde yalan söyleme sanatıdır diyenler bir kez daha haklı çıkacaklar galiba. Politikacı ‘ustaca’ yalan söylüyor. Bazı vatandaşlar da ne yazık ki inanıyorlar. Maaşları dahi ödemekte zorlanan belediye için milyon dolarlık projeler yapacağını açıklayan adaylara kimse ses çıkarmaz. Ve hatta birçok vatandaş o adaya gidip oy da verir. Bu da bizim ülkenin gerçeği galiba. Muazzam bir çelişki”…
DİPTEKİLER
“Zavallı KKTC”: Türkiyedeki seçimlere “malzeme” olduğumuz artık herkes tarafından biliniyor. Birisi çıkıp, “Kıbrıs’ı sattılar” diyor, bir diğeri “Kıbrıs’ı kimseye yedirmeyiz” sloganıyla siyasi rant elde etmeye çalışıyor. Son bombayı da MHP lideri Bahçeli patlattı ve reklam afişinde Kıbrıs’ı Türkiye’ye dahil etti, “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır” diyerek noktayı koydu. Bizler ise, üzerimizden oynanan bu oyunları sadece izliyoruz…
































