Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kamu çoktan bitmişti, bu yapılan ilanıdır…

Kamudaki laçkalık bir bir ortaya çıkıyor.

Kasım ayında yapılan denetimlerde, 400 kişinin çalıştığı birimlerde 88 kişinin mesai saatlerine uymadığı ya da işe gitmediği saptanmış.

Ekim ayında da 300 personelden 79’u aynı şekilde denetime takılmış.

Yıllar içinde bozulan bir kamu disiplini var. 74 sonrasıyla mukayese edilmez.

Uyarılar yapılmış, yazılar yazılmış da, neden bu kadar büyük bu disiplinsizlik, merak eden var mı acaba?

Bence basit. Siyaset…

Bir; arka kapıdan alınıp, partiler tarafından kayırılanlar var. Hani arkası olanlar. Eğer partileri iktidardaysa, onlara dokunulmaz. İstedikleri gibi gidip gelirler.

Bir de gelen iktidarla ters düştüğü için kurallara uymayanlar var tabii.

Kamuda devamlılığın ortadan kalkması, hiyerarşinin bozulması, disiplini de ortadan kaldırıyor.

Siz sürekli olarak, hatta bazen yılda iki kez siyasi gailelerle müdür müsteşar değiştirirseniz, o üst düzey yöneticinin gittiği yerde disiplini kurması zordur. Hele de alakasız yerlerden gelmişse.

Personel Dairesi var, Kamu Hizmet, Komisyonu var, onların yasaları, denetimle ilgili uygulamak zorunda oldukları kurallar var, ama uygulandığı söylenemez. Sanırım çok uzun bir süreden beri ilk kez denetim yapılıyor.

Bu denetimlerle belki daireye gidiş, geliş saatlerini düzene sokabilirsiniz, ama mesai saatlerine uymayı reddeden birilerinden ne kadar verim beklersiniz ki?

Kamudaki çeşit türlü statü ve particiliğin memurun iliklerine işlemiş olması bu noktadan sonra işleri zorlaştırıyor.

Keşke bu kararlılık devam etse. Performans ölçümleri, özel sektördeki gibi yapılabilse.

Ama benim korktuğum, kamuyu bu hale getiren zihniyetin geri gelmesi ve aynı laçkalığa dönülmesidir.

Memurun üstünden oynan popülizm bu ülkede kamuyu bitirmiştir.

Ama bizim bu sorunu bitirmeye gücümüz yok gibi.

SEBEBİ REFORMLAR MIDIR?

Türkiye ile mali ilişkiler konusundaki belirsizlik ve doğal olarak çıkan tartışmalar; mali yardımın gelmemesinden daha fazla zarar veriyor.

Boşluk ve belirsizlik, her zaman olduğu gibi istenmeyen bir takım söylemlere neden oluyor. Her kafadan bir ses çıkıyor.

Muhalefete bakarsan, “görevinizi yapmadınız da ondan” diyor. Ticaret Odası da bu kervana katılmış. “Reformlara ağırlık verin, Türkiye’den katkıyı artırın” diyor.

Acaba neden bu mudur?

Geçmiş dönemlere bakıldığında, özellikle de son UBP-DP döneminde projelerin sadece yüzde 6’sının gerçekleştiğini biliyoruz. Mesela, hibe edilen 723 milyonun sadece 70 milyonu kullanıldı. Geriye kalan 653 milyon lira geri gitti. Reform Destek Ödeneği ise daha korkunç. 540 milyonluk ödeneğin tek kuruşu dahi kullanılmadı.

Şimdi çıkıp hükümeti “proje yapmamakla” suçlayanların dönemi bu.

Bu yıl da benzer bir durum var. Yılın ilk 6 ayından sonra, para akışı duruyor.

Sebep her ne olursa olsun, sonuçta KKTC finansal açıdan ciddi bir gerileme, daralma yaşıyor.

Öngörülen bütçe açığı dehşet verici.

Para akışının başlamaması, protokolun imzalanmaması hükümeti, geçmişteki bazı hükümetlerin akıbetine sürükleme potansiyeline sahip.

Keşke taraflardan biri çıkıp, artık işin aslını açıklasa. Herkes birbirini suçluyor da, işin aslını bir türlü öğrenemiyoruz.

Ve bu da dediğim gibi, en az paranın gelmemesi kadar zarar veriyor. Tarafların bunu da göz önünde bulundurmaları kaçınılmaz.

 

YERİN KULAĞI VAR

GÖZLER PROTOKOLDE:

Bütçe görüşmelerinde sona gelindi. Büyük bir sürpriz olmazsa iktidarın olumlu, muhalefetin red oyu ile 2019 bütçesi geçecek geçmesine de, esas mesele Türkiye ile KKTC arasında imzalanacak olan protokolün ne olacağıdır. Bugüne kadar özellikle Türkiye kanadından tık yok. Bu konuda epey bir dedikodu yapılıyor. Mevcut hükümeti hiç bir şey götüremedi ama, eğer protokol imzalanmazsa işleri hayli zor…

KİM İSTEMEZ:

Ticaret Odası; “Hükümet 2019’da reformlara ağırlık vermek ve TC yardımlarını artırmak zorundadır” mesajını vermiş. 2019 yılı için bu dilekeler hepimizin temennisi. TC yarımları ise bırakın artmayı, olanı da alamıyoruz bu dönemde. Aslında doğru olan, yardımları artırmak yerine, kendi ayakları üzerinde duran, kendi yağıyla kavrulan ve kendi kendini yöneten bir ülke yaratmak. Keşke kimsenin gözünün yaşına bakmadan gelir artırıcı düzenlemelere gidilse. Esas reform bu olurdu.

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in Meclis’teki bütçe konuşması sırasında, sorulan tüm soruların yanıtlarının daha önce verildiğini, bir daha cevap vermeyeceğini dile getirerek vekillere yazılı yanıtlarını içeren dosya dağıtması muhalefet vekillerini sinirlendirmiş. Tam tersine sevinmeleri gerekirdi. Üşenmemiş ve sordukları tüm soruların cevaplarını dosya halinde kendilerine veriş. “Söz uçar, yazı kalır” diye boşuna dememişler…

 BALDÖKEN:

Türkiye basını sansasyon niteliği yoksa Kıbrıs’tan haber yapmaz. İhlas Haber Ajansı da Girne’den bir haber yapmış. Baldöken Osmanlı Mezarlığı’nın bakımsızlığından, özellikle yabancıların mezarlık içinde alkol aldığından bahsediyor. Baldöken’deki mezarlık ve devamındaki otopark’ta daha yenile tatsız olaylar yaşandı. Demek ki, bir güvenlik sorunu var. Aslında bunları söyletmeden tedbir almak gerekmez miydi?…

 AĞAÇLANDIRMADAN NE HABER?:

İklim değişikliğinin en çok vurduğu yerlerin, ağaçlandırma olmayan yerler olduğu artık bilimsel bir gerçek. Mevsimi de geldiğine göre, Orman Dairesi’nin bu yıl ağaç dikimi konusunda projesi nedir acaba? Geçmişteki rutin ortalamaların üstüne çıkmaları gerektiği ortada. Bazen düşünürüm, taşocaklarına teslim ettiğimiz Beşparmakların güneyi ya da kentlerin yeşil alana ayrılan bölgeleri neden ağaçlandırılmaz?

RAHMET DEĞİL, KORKU:

Dünyada yağmur yağdığında üzülen ender, hatta tek ülkeyiz sanırım. İnsanlar yağmur yağsın diye duaya çıkarken bizler tam tersi, yağmasın diye dua ediyoruz. Nedenini hepimiz çok iyi biliyoruz. 35 yıldır bu ülkeyi mamur etmek yerine tam tersi yakıp, yıktık. Gelen giden tüm siyasiler de sırf üç beş fazla oy uğruna bu yıkıma göz yumdular…

 ZİRVEDEKİLER

Nezire Gürkan: “İnsan okyanusu aşar da derede boğulur, küçümsediği için. Dome da hükümet krizine yol açarsa hiç şaşırmam! Kararsızlık, inisiyatifsizlik, sürüncemede bırakma alışkanlık olunca olmadık şeyler gündem olur, ağzı olan konuşur, tetikçiler de fırsat bulur, bir kaşık suda fırtına kopar”…

 DİPTEKİLER

Sahtecilik Diz Boyu: Bu ülkede sahte dişçi, sahte doktor, sahte emlakçı ve daha nice sahtekarlıklara şahit olduk. Son örnek ise biri çalışma izni çıkaracağı, bir diğeri ise vatandaş yapacağı idddiasıyla bazı kişileri dolandırmışlar. Herşeyin yanlış olduğu bir ülkede bile, bu kadarı biraz fazla olmuyor mu sizce…