Köşe Yazarları

Kamu böyle bitti…







Üçlü kararname sisteminin kendisi ucubeymiş gibi, gelen giden sistemi eleştirir.




Oysa sistemi bu pespaye hale getiren, dolayısıyla kamunun içten içe bitmesine sebep olan, bizzat bu eleştirileri yapan siyasilerin ta kendisidir…



Bir kural, kötü olsun diye konmaz. Kim bilir üçlü karaname sistemi oturtulurken de nasıl bir düşünce, bir iyi niyet vardı.

Sonra, her gelen adamını yerleştirecek diye devlette devamlılığın önü kesildi. Kalite zaman zaman eksiye düştü. Liyakatın, eğitimin, tecrübenin adı bile kalmadı…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Elçin Tekakpınar’ı hiç tanımam. Ama bizzat Bakanı başarılı olduğunu söylüyor. “Evet parti çevresinden birkaç arkadaş bazı değişimler üzerinde ısrarcı. Bazı arkadaşlar ise bakanlığın 9 aylık performansına bakılırsa görev yaptığı arkadaşlarla bu başarının sağlandığının farkında” diyor…

Yani Müsteşarının görevden alınmak istenmesine karşı.

Müsteşar, UBP döneminde atandığı için, “UBP’li” diye lanse edilirken, TDP içinde bazı kesimlerin, görevden alınıp, yerine kendilerine yakın birini getirmek istedikleri anlaşılıyor.

Sanki bunu yapmazlarsa, oy kaybına düşeceklermiş gibi.

Oysa ben şimdi burada otursam, TDP’nin geçmişten bugüne partizanlıkla ilgili yaptığı eleştirileri sıralasam, sayfalar dolar…

Nasıl yani? O eleştirileri yapan partinin tabanı da mı böyle bir istekte bulunuyor? Değildir, olmamalı…

Eğer öyleyse, UBP’den ne farkı kalır TDP’nin?

Hepimizin bildiğidir, her partinin içinde statükodan beslenmek isteyenler vardır. “Parti çevresinden bir kaç kişi” denilenler de bunlar olmalı.  Olabilir. Ta ki, statükoyu bitirme cesareti gösteren birileri çıkıncaya kadar.

Bu olay da gelir geçer, yüzlerce kişinin görevden alındığı gibi. Sonra da unutulur. Ama kamu hizmeti bir darbe daha yemiş olur…

Bakan Çeler, “partimi tartıştırmam” falan diyor ama, geri adım atarsa, bu da TDP’nin hanesine “statüko bekçiliği” olarak yazılır…

 

BAL TUTAN…

Millet bir yılda yarı yarıya fakirleşmenin derdini yaşarken, bin bir türlü dolambaçlı ifade kullanıp, üstü kapalı bir şekilde “hayır haksızsınız” demeye getirenler var.

Market vurgunundan, patatese kadar, yapılan şikayetleri haksız çıkarmaya çalışan bir takım martavallar…

“E, tabii raftaki fiyat da pahalılaşacak, patatesin de pahalı olması normal” falan…

Sanki her şey açık seçik ortada değilmiş gibi…

Kimse yutmuyor bunları aslında.

Yazdıklarını da birilerinin okuduğu falan yok.

Ama mide bulandırıyor.

Hele de o mesleğin içindeysen, bir o kadar daha canın sıkılıyor.

Durdukları yere bakıyorsun, doğru…

Söyledikleriyle durdukları yer birbirini tutuyor.

Bir elin o balda, diğeri bu balda olunca, başka türlü konuşulamıyor.

Sonra da aynı tiplerin günü geldiğinde “özgür basın” falan dediğini duyuyorsun ya, işte o saat çileden çıkıyorsun…

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

TATAR’IN ZOR KARARI:

Geçen gün de yazmıştım UBP’de kurultay bitti ama artçılar yeni yeni geliyor. Özellikle de Genel Sekreterlik konusunda sıkıntılı bir süreç bekliyor Tatar’ı. Taçoy aday, Dursun Oğuz da aday. Oğuz UBP içindeki Türkiyeli oyları tutuyor, Taçoy ise kurultay desteğinin karşılığını bekliyor. Tatar bu durumda, ya kurultay diyetini ödemek için Taçoy’a destek verecek, ya da Türkiyeli oyları tutabilmek için yola Dursun Oğuz’la devam edecek…

 

SİNİRLERİ BOZULDU:

Okullarda 10 Kasım’ı 9 Kasım Cuma günü kutlama kararı alan ve bu yüzden eleştirilen Eğitim Bakanı Özyiğit,  “kimse bizlerin bilimsel, demokratik, laik eğitim ilkelerimizi sınamaya kalkmasın” diyerek tepki gösterdi. Belli ki Özyiğit’in muhalefet dönemlerindeki hoşgörüsünden eser kalmamış. Keşke bu tepkisini, İlahiyat koleji ve “zorunlu din dersi” konusunda geri adım atmak zorunda kaldığında, kendisini buna zorlayanlara karşı da gösterebilseydi…

 

BAHANELERİ ÇOK:

Patates üreticileri, havaların bu yıl mevsim normallerine göre sıcak seyretmesi ve rekoltenin düşük olması nedeniyle patates fiyatının arttığını iddia ettiler. Eskiden her yağmurda elektrikler gidince Kıb-Tek “fica girdi” bahensine sığınırdı ya, patatescilerin işi tam da o hikaye. Geçmişte bu sıcakların beş beterini görmüş olsak da, patateste hiç böyle bir sıkıntı yaşamamıştık. “Rum daha iyi fiyat verdiği için güneye sattık” desler çok daha inandırıcı olacaklar…

 

“GÜNAH KEÇİSİ”:

Meclis tarafından dokunulmazlığıı kaldırılan UBP milletvekili Aytaç Çaluda, Dışişleri Bakanı Özersay’a,“Sadece Aytaç Çaluda’yı mı sorgulama sözü vermiştin” diyerek, devlet bankalarından geri dönmeyen kredi verilmesi konusunda hesap sorulacağı şeklindeki eski sözlerini hatırlattı. Aslında olay malumun ilanıdır ama kimse gerçekten üstüne gitmedi. Bunlar da en az Çaluda’nınki kadar ciddiye alınıp araştırılmalıdır. Bence Çaluda’nın da her konuyu kişselleştirmesi hoş değil. İddia ettiği gibi suçsuzsa, zaten mahkemeden aklanıp çıkacak. Yargı sonucunu beklemek gerek…

 

 AÇILMAYABİLİRMİŞ:

Her iki liderin de “12 Kasımda açılacak” diye tarih verdiği Derinya kapısında hala bazı sorunlar olduğu ileri sürülüyor. Güneyde yayınlanan Fileleftheros gazetesi, Türk nöbet kulübesinin yer alacağı noktadaki sorunların hala sürdüğünü ve sorunun ortadan kalkmaması halinde Derinya kapısının açılmasının ertelenebileceğini iddia etti…

 

ONLARIN BAŞI KEL Mİ:

Unlu mamül üretenler de sonunda isyan bayrağını açtılar ve un ithalatının serbest bırakılmasını istediler. Vallahi yerden göğe kadar haklılar. Öncelikle yediğimiz ekem ekmek değil, bir saat sonra tahta kesiyor. Üstüne üstlük diğer ülkelere kıyasla en pahalı unla imal edilyor. Tavuk serbest, et serbest, patates yolda geliyor. Bu sektörün başı kel mi sayın yetkililer. Üç tane un tüccarını memnun edeceksiniz diye cezasını vatandaş mı ödeyecek. Bırakın un da serbestçe ithal edilsin. Belki yediğimiz ekmeğin de tadı tuzu olur…

ZİRVEDEKİLER

Eşref Çetinel: “Karşılıklı demeçler çok sert! Kimin sesi daha çok çıkarsa o ‘kazanacak’ tutumu, sağduyuyu çoktan diskalifiye etti! Kelimeler ‘diplomatik dilin’ ötesinde çok tahrik edici! Karşılıklı efelenmeler tehditler gırla!…Kıbrıs sorununa yönelik ‘son söz’ hâlâ söylenmedi… Fakat artık anlaşılıyor ki ‘son sözümüzü’ söylemek için, müzakerelerin önce Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleşmesi  gerekir!”…

 DİPTEKİLER

Orfozda Cıva: Avrupa Çevre Ajansı, “Akdeniz doğasında cıva” başlıklı bir rapordan hareketle, uyarılar yapıyor. Raporda cıvanın kalp, böbrek, akciğer ve beyinde ciddi sorunlara yol açtığı belirtiliyor. Avrupa’da annelerin saç analizlerinde cıvaya rastlanma oranı İspanya’da ortalamanın 6,6, Portekiz’de ise 5,4 katı daha fazlaymış. Bu iki ülkeyi Kıbrıs ve Danimarka izliyormuş. En çok cıva da orfozdaymış. Araştırma, Kıbrıs’ın güneyinden bahsetse de, orfoz bizde de ciddi tüketimi olan bir balık. AB, kendi üyelerini uyarıyor da, bizi uyaran yok ne yazık ki…

 









Başa dön tuşu