Kıbrıs Türk basınında bu ikinci haciz olayı sanırım…
İlki rahmetli Denktaş’ın Yenidüzen’e açtığı dava ve matbaanın haczi olayıydı.
Yasalara göre matbaalara, gazetelere haciz gelebilir mi, gelemez mi, bu çok tartışılmıştı. Ancak sonunda gerçekleşmiş ve kamu vicdanında da hep tartışmalı olarak kalmıştı.
Havadis’e gelen hacizin miktarı hiç önemli değil. Önemli olan, 20 bin lira ile davacının itibarını geri kazanacağı düşüncesidir ki, bu olanlardan sonra bunun da kıymeti harbiyesi kalmadı.
Havadis’in olaya dahli, bir yayını “yayma”dır. Doğrudan yayın yapma, iftira atma değil. İddia sahibi, iddiasını hakim önünde tekrarlamış olduğu halde, tek “suçlu” bulunan, o iddiayı başka bir yayın organından iktibas eden gazete olmuştur.
Zamanında verilen karar, bir kere tartışmalı. Davacı, haberi ilk yayınlayanları değil de, geçmişte kendince “sorunu” olanları dava etmeyi tercih etmiştir. Sadece bu bile, hakimin takdir hakkını kullanması gereken bir unsurdur. Bu talep içinde “kin, husumet, intikam” güdüsü var mıdır, yok mudur.
Her neyse, yargıçlığını yaptığı bir davayı yarıda bırakıp, karşı tarafa geçip, taraflardan birinin avukatlığını yapan ve bunu kahramanlık olarak göstermeye çalışan bir yargıçtan söz ediyoruz.
Dediğim gibi, bu haciz olayının maddi hiçbir önemi yoktur.
Önemli olan, sistemimizin çarpıklıklarının bir kez daha su yüzüne çıkmış olmasıdır. Ki bunun içinde, toplumsal değerlerdeki çürüme, fanatizm ve goygoyculuk da vardır.
Doğruyu eğriyi ayırt etmekten hızla uzaklaşan bir toplum…
Gerçek niyetleri, bazı yüce değerleri, sloganları kullanarak gizleme…
Bir konuda “basın özgürlüğü”nü savunurken, başka bir konuda “Özgür basını” susturma çabasının içinde olma becerisi…
“Yanlışsın” denildiğinde, bir ıslıkla, insanları saflaşmaya çağırma kolaycılığı…
Hadi saflaşsınlar, ne olacak?
Bu bakış açısıyla adalet mi olacak, toplumsal değerler mi yücelecek, sistem mi düzelecek?
Hiç biri…
Biri kahraman olduğunu sanacak, başka biri onurunu kurtardığını…
Ama bunlar hep sanal olacak…
Bugüne kadar pek çok örnekte gördüğümüz gibi…
SADECE ADI YENİ OLAN BİR SÜREÇ…
BM Genel Sekreteri yeni raporunu açıkladı.
İlginç olan, herkes kendince bazı bölümleri tuttu, raporu beğendi.
Oysa yeni pek bir şey yok raporda.
Birincisi, muhtemel yeni bir sürecin sonsuz olmayacağı söylemi. Bunu bir önceki BM Genel Sekreteri Ban ki Moon’dan beri duyuyoruz. “Bu süreç de başarılı olmazsa, BM iyi niyet görevini bırakacak… Bu son”… Türk tarafı da bu görüşü savundu ve hep takvim istedi. Ne oldu? Kimse başaramadı. O sözün ilk söylenişinden bu yana en az 2 süreç ve yıllar geçti.
“Yeni fikirler”… Bu da basmakalıp bir söylem. Eğer Guterres bunu Anastasiadis’in, “gevşek federasyon” diyerek yaptığı hedef şaşırtmacası için söylemişse, bu büyük bir bahtsızlık.
Yardımcısını gönderip, bir ön hazırlık yapacak olması da geçmiş süreçlerin kopyası. Neyin görüşüleceğini belirleme işi ilk kez yapılmıyor ki…
Keşke, “bu iş sonsuza kadar sürmez” noktasına gelen bir BM, çok daha açık, net ifadeler kullansaydı.
Mesela, çözümsüzlüğü kullanarak yapılan ittifakların, adanın geleceğini tehlikeye attığından bahsedebilseydi.
Özersay’ın atıfta bulunduğu “suların ısınması” tehlikesini işaret edebilseydi.
Ya da, en azından BM parametrelerini hatırlatsaydı. Bir azınlık çoğunluk ilişkisinin değil, siyasi eşitliğin tartışılacağı, eğer başlayacaksa sürecin bir takvimi olacağı, anlaşmazlık durumunda ne yapılacağı, adanın kaynaklarının iki halka ait olduğu gibi konularda açık konuşabilseydi.
Bunca yıldan sonra, eğer hala havanda su dövmek niyetinde değilseniz, gerçeklerden bahsedeceksiniz.
Bu yuvarlak lafları beğenenler olabilir.
Ama bence bu bakış açısıyla tek bir şey sürdürülebilir.
O da statükoyu koruma görevidir.
YERİN KULAĞI VAR
BÜTÜN FORMÜLLER TATAR DİYOR:
UBP kurultayına sayılı günler kala Comar araştırma şirketinin yaptığı anket, dört adaylı kurultayın ikinci tura kalacağını gösteriyor. Adaylardan Ersin Tatar ve Faiz Sucuoğlu bu ankete göre, diğer adaylardan göre daha şanslı görünüyor ve olası ikinci turda, tüm formüllerde Tatar’ın kurultayı kazanacağı öngörülüyor. Acaba Kurultaya çok az bir süre kala yapılan bu anketler, yüzde 28 gibi çok yüksek olan kararsız oyları da etkiler mi?
AYNI MI DÜŞÜNÜYORLAR:
21 Ocak olaylarının baş aktörü şahıs o kadar ünlenmiş ki, “artık benim siyaset sahnesinde olmam gerekir” düşüncesiyle, UBP Parti Meclisi üyeliği için ilk adımı atmış. Bu şahıs, Afrika gazetesine yönelik saldırılarda en ön saflarda yer alarak, bu mevkiyi hak ettiğini sanıyor. UBP’li üyelerin de bu arkadaşla aynı fikirde olup olmadığını seçim sonuçları belli olduktan sonra göreceğiz…
SORUMLULUK HEPİNİZİN:
Meclis, UBP ve YDP destek vermediği için yine nisabı sağlayamadı ve Pazartesi gününe ertelendi. Belli ki muhalefetin yeni taktiği bu olacak. Bu durumda, iktidar vekillerinin eksiksiz olarak Meclis’te bulunması gerekecek. Yurtdışı ziyaret, hasta olma gibi bir mazeretleri olmayacak. Belli ki yasaların çıkması muhalefetin pek de umurunda değil. Zaten gündeme gelse de ret oyu vereceklerine göre… Kimse kalkıp da bunun sorumluluğunu birilerinin üstüne atmasın. 50 vekilin hepsi de bundan sorumludur…
PATATESLER NEDEN GERİ GÖNDERİLMEDİ?:
Mantar bulunan ithal patatesler imha edildi de benim aklımda sorular kaldı. Birincisi, ithalat sırasında sunulan “temiz” raporu sorgulandı mı? İkincisi, hastalıklı patatesler neden geri gönderilmedi? Bizim ihraç ettiklerimizde ilaç bulununca, Mersin’den tekrar gemiye yüklenip, dünya kadar masrafa geri gönderilmişti. Bunlar neden gönderilmedi? Ülkeye bir saksı çiçek getirmek toprak sağlığı için zararlı görülürken, bu mantar imha edilse bile, bu ülkenin su-gıda-toprak sağlığına zarar vermeyecek mi? Keşke açıklasalar da öğrensek.
GERİ ÇEKECEKLER Mİ:
Dövizin düşüşü sürerken, millet sosyal medyadan işletmelere “fiyatları düşür” çağrısı yapıyor. Dükkandaki mala zam yapma cesareti gösterenden hesap sorulmadı ki, şimdi döviz düştü diye fiyat indirsin. Nalıncı keseri gibi, herşey sermaye için…
FIRSATI DEĞERLENDİRMEK GEREK:
İşler tersine döndü. Dövizdeki artışı fırsat bilen Rumlar neredeyse tüm alışverişlerini kuzeye kaydırdılar. Sadece Eylül ayında kredi kartı ile yaptıkları harcama 1.5 milyon euro olmuş. Nakitleri de eklersek bu rakam çok daha fazladır. Bu kriz döneminde kasası tamtakır olan hükümet için de bulunmaz bir fırsat. Doğru dürüst vergisini almayı başarırsa, hazine için önemli bir gelir kaynağı elde edecek…
ZİRVEDEKİLER
Levent Özadam: “Davacı Bilge Nevzat’a şu soruyu sormamız gerek…Hadi haberi iktibas eden Havadis’i mahkemeye verdiniz, ardından haciz memuru da gönderdiniz de haberin aslını yapan Türkiye’deki gazeteler için de hukuk mücadelesi başlattınız mı? Öyle olsaydı duyardık zaten! Ama belli ki bu konuda davacı taraf, kendinde o gücü görmediği için haberin asıl kaynağını mahkemeye vermek yerine haberi iktibas edeni vermeyi tercih etmiştir… Bunu da etik bulmamızı kimse beklemesin bizden!”…
DİPTEKİLER
Daha ne bekliyorsunuz: Bu ülkede 16 yaşındaki çocuk belinde tabanca ile gezebiliyor, bir baba öz kızına yıllarca tecevüz ediyorsa, en güvenli sandığımız evlerimizde yatağında uyuyan kadının üzerindeki ziynet eşyaları ve parası çalınabiliyorsa hükümet olarak birşeyler yapmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz…
































