Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KADER YOLCULUĞU MU? (YOKSA GÜNEY’E SUNULACAK KUZEY PAZARLIĞI MI?)

Güney Rum Yönetimi ile masa başında nasıl aşık atıyorsunuz?          Mesela birbirinizi kandırmaca aldatmaca üzerine mi yoksa “sen de kazan ben de kazanayım” üzerine  mi?       Mesela tüm Kıbrıs adasının gelecekteki kaderini mi konuşuyorsunuz, yoksa Kuzey’in kaderini  mi?
Mesela tüm Kıbrıs’ın AB üyesi olduktan sonra kesinkes “müktesebatına”   uygunluğunu mu konuşuyorsunuz yoksa “iki kurucu devlete dayanan nevi şahsına özgü federal sistem” ahkâmlarında  Kuzey ve Güney’in kendi içlerinde uluslar arası dış ticaretleri ile dış ilişkilerindeki serbestliklerini  mi konuşuyorsunuz?
Mesela: Her iki tarafın da kendi anavatanları olan Yunanistan ve Türkiye ile olan garantörlük ötesi sosyoekonomik dayanışma ve işbirliklerini mi konuşuyorsunuz yoksa getirilecek kısıtlamaları mı?
MADALYONU ÇEVİRİYORUZ:  Ve Sormadan cevaplıyoruz. Diyoruz ki Kıbrıs siyasi sorunundaki “problem bilincine” varmazsanız müzakere masasında alacağınız her karar Kuzey’i biraz daha olumsuz etkileyecektir. O halde o  problem bilincini gerektiren sorunlara bir daha bakalım:
Sorun bir: Rum tarafının müzakere masasındaki hedefi Kuzey’deki Türk halkı değil, Türkiye’dir!
Sorun iki: Gerçekte başından beridir o masada Anastasiadis’in muhatabı Ankara’dır çünkü adayı Türkiyesizleştirmeyi Kuzey üzerinden gerçekleştirecektir.
Sorun üç: Rum’un hedefi Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs’ta Kuzey’deki Türk halkı ile federal sistem içinde buluşurken kısa sürede hem Kuzey’i Güney’e yamalamak hem de Türk ekonomisi ile  sermayesini bloke etmektir.
Sorun dört: Bu nedenle “Kuzey’in nüfusunu demografik yapıyı bozmayacak şekilde belirli oranda sabit tutacak” gibi  maskaralıklardan söz ederken asıl hedefi azınlıktaki  Türkiyesiz Türk halkını kısa sürede kendi içinde eriterek osmasiz’i gerçekleştirmektir.
Sorun beş: Anlamalıyız ki olası bir çözümde yalnızlığa itilmiş, TC ile bağları kopartılmış bir federal sistemin kapanına sıkışırsak, Rum liderliği, Kilisesi ve sermayesi ile ortaklıklar kurmak, işbirliği yapmak, adadaki doğal kaynakları paylaşmak değil; rekabet yapmak zorunda kalacağız!
Sorun altı. Eğer Rum tarafı olası çözümde dört özgürlüğe sahip olursa bilmeliyiz ki  Türkiyesizliğin yarattığı boşluklar ve yetersizlikler içinde bu rekabetten Türk sermayesi ve ekonomisi zararlı çıkacaktır!
Sorun  yedi. Anlamalıyız ki Rum tarafının bu adada tek ideali vardır o da adanın mutlak sahibi olmasıdır!
BUNA KARŞIN: Diyorsanız ki biz artık “dünya siyasi ve  hukuğu içinde yerimizi almak istiyoruz bunun yolu da çözümdür, çözüm ise Kuzey’i Rum’la paylaşmaktan geçer;” buyurun! Zaten daha çözümün  “ç”sinin ne olduğu bilinmiyor ama maşallah çoktan “çözümü” ilan edenler diyar diyar dolaşıp halkın “evet” demesi için telkinlerde bulunuyorlar! Alınyazısı işte! Demek ki  Kıbrıs Türk halkının her halde takdiri ilahi olmalıdır,  daha çekeceği vardır!         

  **********     

EKONOMİ: (ÇOKTAN MAYNA ETTİ!)
Bir kere Kıbrıs Türk ekonomisinin mayna ettiği  gerçektir. Eh bunu artık yoldaki yurttaş görür de Devlet mi görmez! Gördüğü içindir ki Devlet Planlama Örgütü’ne 2016-2018 yıllarını kapsayan bir ekonomik plan yaptırttı. Öte yandan 2013-2015 yıllarını da kapsayan  KKTC-TC Mali ve Ekonomik protokolü vardı ki üçüncü ayağı 2018 sarkacak.
Şimdi deniyor ki bu DPÖ’nin hazırladığı Orta Ölçekli Plan TC-KKTC protokolünün tıpkısıymış!  Ayni olmalarına şaşmadım. Sonuçta ortaklaşa hazırlanan ekonomik planlar bunlar. Ki hazırlayanlar  mevcut iktidara sormazlar: “Uygulayacaksanız hazırlayalım!”  Hazırlarlar uygulaması gelip giden hükümetlere ait olur… Nitekim şimdiye kadar gelip gidenler uygulamadılar! Çünkü:         Bir: Evvel emirde asıl uygulayıcıları olacak Kamu Görevlileri reformunu” yapmadılar!   İki: Yapmadıkları için de “kurumlara” işlerlik kazandırmadılar!          Üç: Öyle de olunca hantal merkeziyetçi sistem ol alem devam  ederken hiçbir hükümet  bir yandan kitlesel grevleri davet edecek,  öte yandan tasarruf  tedbirleriyle  halkın canını sıkıp seçim oylarını olumsuz etkileyecek rizikoya girmedi  !           ASIL ARIZA: Motordadır!  Makineyi çalıştırıp, tekerleri harekete geçirip, ilerlemeyi başlatacak “Yürütme” yani! Büyük olasılıkla  memleketin hızla değişen sosyo ekonomik gereksinmelerine cevap veremedi! Ya çapları müsait değildi yahut “iktidarda tutunma kaygısından olmalı popülizmi yeğ tuttu!..”  Yine de KKTC ekonomisi hâlâ şanslıdır çünkü hiçbir iş yapmadığı için “bakir” sayılmaktadır. Yani uygulanacak tüm reformlar kâr hanesine kazınacak nitelik ve kalitede olacaktır…
    **********
KISACA TAKILDIĞIM. (ÖZERSAY PARTİ KURARKEN.)

Kudret Özersay “siyasi parti”  kuruyor. Çok da iyi olacak. Çünkü bugüne kadar bazen siyaset sahnesinin baş rol oyuncularından olmasına karşın “hangi karakteri canlandırdığını” bir türlü anlayamadık! Rengi, şekli, zihni, hobileri, fobileri, vizyonu… Kısaca nasıl bir Kıbrıs siyasi çözümü ile  nasıl bir sosyoekonomik anlayışın politikacısıdır çok da bilemedik…  
ÖĞRENECEĞİZ: Önce şunu vurgulayalım: Hiçbir siyasi parti ilan edildikten sonra kurulmaz. Kurulduktan sonra ilan edilir. Ve hiçbir siyasi parti “kitle partisi olarak doğmaz, doğduktan sonra kitle partisi olur!”
Dolayısıyle bir siyasi parti “kadro hareketi” ile oluşmazsa belki yaşar ama var olmaz! Özersay’ın o “kadroyu”  kimlerden ve kimlerle oluşturacağını, kendisi ile ayni yolu kimler hangi siyasi tutumları ile yürüyecekler bilemeyiz! Sol mu olacak Sağ mı? Toplumun karşısına hangi renk elbise  ile çıkacaklar? Hele  o parti kurulsun göreceğiz ve tabi başarılar dileyeceğiz.