Köşe Yazarları

Kader değil bu, biz çizdik… Peki değiştirebilecek miyiz?


Dört bir taraftan su baskını haberleri gelmeye devam ederken, yine dört bir taraftan “Biz uyarmıştık… Sebebi şudur” haberleri geldi iki gündür.

Biyologlar Derneği, ODTÜ, Mimar Mühendisler Odası daha bir çok ilgili meslek örgütü, yapılaşmanın yanlış olduğunu, sulak alanların yok farz edilip, yalan yanlış iskana açıldığını, hatta devletin dere yataklarına yol yapımına izin verdiğini yazdılar, krokilerle bunu ispatladılar.

Öyle ki, bizzat hükümetler, sulak alan olan yerlere ana yol izni vermişler.

Hem de tartışmalı bu yolları, ÇED raporu gerekmesin diye 10 km’nin altında izinlendirmişler.

Hükümetler böyle de, buna onay veren bürokrasiye ne demeli?

Hepimiz suçluyuz.

Yamuk işleri talep ettiğimiz için; bu yamuklukları yapanlara oy vermeye devam ettiğimiz için; uzman olup, yapılan işin yanlışlığını gördüğümüz halde, bile bile onay verdiğimiz, göz yumduğumuz için…

Yeni değil aslında,  yıllar önce Göçmenköy’ü, Lefke’yi, sonra Girne’yi defalarca sular bastığından beri tekrarlanıyor bu uyarılar.

Ama her seferinde ah-vah geçiştiriyoruz.

Zarar gören kamu ve özel malları, devletin ve yerel yönetimlerin yaraları sarmak, tamirat yapmak için harcadığı çaba, harcanan onca para ve hatta bu yıl verdiğimiz 4 can…

İşte yollar açıldı. Sadece bir sonraki yağışlara kadar…

Tamam, bu hükümeti her şeyin sorumlusu ilan edemeyiz.

Ama artık kalıcı olarak bir şeyleri yapmaya karar verenleri görmek istiyoruz.

Bir yerlerden başlamak lazım.

Görüldü ki, ne Kanlı dere doğru dürüst islah edilmiş, ne diğer derelerin yolları açılabilmiş.

Diğer yandan, ne yapılması gerektiği, nasıl yapılması gerektiği hakkında, ciddi bir bilgi birikimi, çalışma var.

Örneğin ODTÜ KKTC Kampüsünde yapılan bir doktora çalışmasına rastladık. Bildiğim kadarıyla yıllar önce devlete de bu çalışmanın sunumu yapıldı.

Eminim devletin kendi birimlerinde de envanterler var.

Bundan sonra bu iklim değişikliğinin şiddetini artırarak devam edeceğini hesaba katarak politikalar geliştirmek gerekiyor.

Mesela hala daha derenin önüne birileri kafasına göre duvar dikemesin.

Deniyor ki, Haspolat’ta derenin önünü kesen, suyun Mesarya’ya ulaşmasını engelleyen ve hala devam eden duvarlar var.

Yine kentler arası yolların, kuraklık şartlarına göre yapıldığı belirtiliyor.

Aynı hava şartları güneyi de vurdu.

Anlaşılan doğa orada bizim kadar tahrip edilmemiş. Bentleri, dere yatakları, göletleri ona göre düşünülmüş ki ne taşkın oluyor ne de böyle yıkım.

ODTÜ’den akademisyenlerin yayınladığı bir de harita var, sel tehdidi altında olan bölgeler diye. Bakın o risk haritasına. Lefkoşa’nın neredeyse yarısı, tehdit altında.

Günü birlik kısmi tedavi yerine, neşter lazım artık.

Projeksiyon, vizyon ve tabii uygulama.

“Doğal afet” lafına fena halde illet oluyorum. Bir de “plansızlık” lafına.

Ne bir doğal afet yaşıyoruz ne de plansızlık.

Bu doğayı biz bozduk… Onu hiçe saydık…

Ama planlı bir şekilde yaptık. Bilerek, isteyerek.

Kah umursamazlıktan, kah beceriksizlikten, kah rant uğruna, popülizm uğruna.

O da bu cehaletin, bu ihanetin bedelini bize ödetiyor.

Şimdi artık buna “makus talihimiz” diyebilir miyiz?

Bu kaderi biz yarattık.

Değiştirmek de elimizde.

Ama kim, nasıl?

YERİN KULAĞI VAR

TOPLUM HAZIR DEĞİL:

Başbakan Tufan Erhürman’ın Ticaret Odası Genel Kurul’undaki konuşmasında dikkat çeken vurgusu özetle şöyleydi, “Ne yapılması gerektiğini biliyoruz… Bunları yapmak için gereken cesarete de sahibiz. Birbirimizi didiklemekle boşa zaman harcamayalım, el birliğiyle yapalım”… Ama ülkenin görünümü Başbakan’ın bu çağrısına uygun mu, o tartışılır. Başta hitap ettiği kitle olmak üzere, siyasetten, iş çevrelerine ve geniş bir vatandaş kitlesine kadar herkes rantının, kendi çıkarının peşinde. Köklü reformlara hala hazır değil bu toplum. Statükosuna sonuna kadar sarılmayı sürdürüyor…

ELEŞTİRMEK KOLAY:

Yağmur yağmaz şikayet, yağmur yağar yine şikayet. Yağmurun yağmasını da, yağmamasını da  hükümetlere yükleyen bir toplum olduk. Ve ne üzücüdür ki, dere yataklarını dolduran, dere yataklarına ev yapanlar en çok şikayet edenler oluyor. Keşke eleştireceklerine aynaya bakmayı deneseler. Zamanında oralara yerleşmeyi kim talep etti acaba?

ORGANİZE İŞLER:

İşadamı Gökhan Naim’in öldürülmesi olayındaki gelişmeler baş döndürüyor. İlk günler basit bir hırsızlık gibi bakılıyordu. Öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Halen 8 zanlı tutklanırken, arananlar da dahil ondan fazla kişi cinayetle ilişkilendiriliyor. Bu da gösteriyor ki, sonu cinayetle biten basit bir hırsızlığın çok ötesinde bir organize suç örgütü var…

GÜNDEMLERİNDE YOK:

Fileleftheros, çözüm yanlısı olmayan, red cephesine yakın bir gazete. Dün, “Kıbrıs konusu hiçbir yerin ortasında” başlıklı haberinde şöyle bir cümle var; “Soru, Kıbrıs Rum tarafı iki ülkenin alacağı bir kararı kabule hazır olup olmadığıdır… Türkiye’nin Kıbrıs sorunuyla meşgul olan tek ülke olduğu ortadadır. Kıbrıs (Rum) tarafı, şu anda Lute’un Kıbrıs’a yapacağı yeni bir ziyaretin farklı bir şey getirmeyeceğini değerlendiriyor. Ada’ya gelse ve iki liderle temas etse bile, geçen defa görüştüklerinden ne değişecek, muhtemelen hiçbir şey”. Biz de aynen böyle düşünüyoruz…

RAKAM TANIDIK GELDİ Mİ?:

Kıbrıs Türk Halkı’nın bugün için kötü yönetildiğinden dolayı bazı sıkıntılar yaşadığını, ama iyi bir yönetim ve Türkiye ile işbirliği ile bu sıkıntıların aşılabileceğini söyleyen UBP Başkanı Tatar, “Kıbrıs Türkü’nün hedefinin, kişi başına düşen milli geliri 2 katına çıkarmak, yani 25 bir dolara yükseltmek olması gerektiğini” söyledi. Bu rakamı birkaç yıl önce zamanın Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım da vermiş ve hedeflerinin KKTC’de milli gelirin 25 bin dolara çıkması olduğunu söylemişti…

 

NABIZ YOKLAMASI MI:

HP’li milletvekillerinin son günlerde Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik eleştirilerini izliyorsunuz. Gerek yazılı basında, gerekse görsel medyada her fırsatı değerlendiriyorlar. Bunu yaparken de, aday olup olmayacağı konusunda bir açıklaması olamayan Başkanları Özersay’ı da parlatmayı ihmal etmiyorlar. Sanki cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir nabız yoklaması gibi.

 

İNŞALLAH SUYA BENZEMEZ:

KKTC’de elektriğin çağ dışı ve pahalı olduğunu söyleyen Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi ve enerji uzmanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Türkiye’den kabloyla elektrik gelmesinin KKTC’de elektrik fiyatlarını yarı yarıya düşüreceğini ve arz sorununu ortadan kaldıracağını iddia eti. Açıklamadan, böyle bir olanağımız varmış da kullanmıyormuşuz gibi bir izlenim edindim. Var mı somut bir umut? Dahası, Türkiye’den gelen suyla ilgili de daha ucuz olacağı iddiaları vardı. Ne oldu, suya iki misli fiyat ödüyoruz. İnşallah elektrikle ilgili suda yaşadıklarımızı yaşamayız…

ZİRVEDEKİLER

Salih Sarpten: “Gelmiş geçmiş tüm yöneticilerin, suçu doğaya atarak kendi yapmadıklarını ya da yanlış yaptıklarını örtbas etmeye çalışmalarıdır. Bu lâf kalabalığı arasında suçsuz olan tek şey doğa, esas suçlu ise ülkede vatandaşı artık her yağmur yağdığında tedirgin kılan, ve 100 kilogramın üzerindeki her sağnak yağışın sele dönüşmesine neden olan gelmiş geçmiş tüm yöneticilerdir”…

DİPTEKİLER

Trafik: Yıllardır çözemediğimiz sorunların başında yer alıyor. Bu yılın ilk 3 ayında trafiğe 8 can vermişiz. Yani her ay, ortalama 3 ölüm. Her ölümlü kazanın ardından suçu ya yola, ya da karanlığa buluyoruz ancak ölümlü kazaların nedeni ne yol, ne de karanlık. Sürücü hatası, aşırı sürat ve alkol. Keşke kabahati başka şeylere değil de biraz da kendimizde aramayı becerebilsek..



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı