Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İttifak Yapılacak Adayın Başarısına Bakılmalı…

Yerel seçimler konusuna bugün de kısaca devam etmek istedim.

UBP’nin kararlarından dün bahsetmiştik…

Diğer yanda hükümeti oluşturan dört partinin ittifak arayışı sürüyor.

Gelen bilgilere göre, bazı bölgelerde sorun yok gibi.

Ama bazı bölgelerde, olmayacak işler var.

İsmler açıklanmadan buradan isim isim yazmayı doğru bulmam.

Ancak doğru olmayan bir şey daha var gibi…

O da sırf “ben seni falan filan yerde destekleyeceğim, ama sen de benim filan yerdeki adayımı destekleyeceksin” formülü.

Korkarım şu anda tartışmalar bu yönde ilerliyor.

Bence bu kriter doğru değil.

Sırf hükümette ortaktırlar diye, başarısız olduğu açık olan, partizanlıktan başka bir şey yapmayan, sorunsuz belediyeleri sorunlu hale getiren bir adayı destekleme kararı alınır mı?

Olmaz, olmamalı.

Daha önce başka seçimlerde de gördük. Tavandakilerin yaptığı ittifakı, taban çoğu kez reddediyor.

Ve çok açık bir şekilde, “Sen bana bunu dayattın, ama ben mecbur değilim buna oy vermeye” diyor. Tepkisini ortaya koyuyor.

Bu da partilerin kendi içlerinde yıllarca çözülemeyen kırılmalara, bölünmelere neden oluyor.

Tabanın kendi parti yönetimine güveni sarsılıyor.

Üstüne üstlük, bu dayatma nedeniyle, hiç şansı olmadığı bilinen başka adaylar aradan sıyrılıyor.

Kulağımıza gelen bazı tehlikeli düşünceler var.

Kimse tükürdüğünü “ittifak yapacağım” diye yalamasın. Kimse suçluyu “ittifak” yoluyla aklamasın.

Aman dikkat…

Başbakan’ın “her bölgede ittifak yapacağız diye bir çalışma yok”  sözü bu bakımdan güzel…

O iş başka, hükümet başka. Daha önce de nice koalisyonlar döneminde yerel seçimler oldu, herkes adayını çıkarttı, sorun olmadı.

Tabii ittifak güzel de, sırf ittifak adına da yanlış yapılmamalı.

 

 DOĞAN MEDYA GRUBU OLAYI…

Eskiden mücadele, “basının sermayenin eline geçmesi”ne karşıydı. Gazetecilerin çıkarttığı gazeteler, özgür olarak kabul edilir, sermayenin, gelen giden iktidarlarla kol kola olup, toplumu yönlendirmesine karşı çıkılırdı.

Dünyada çok daha eskiye dayansa da, Türkiye’de sermayenin basın sektörüne balıklama dalması, 1980 darbesi sonrası, Özal döneminde olmuştu.  Ardından tekelleşmeler geldi. Ve Türkiye medyasına CNN, NTV gibi televizyonlar yoluyla yabancı sermaye girdi…

90’lı yıllardan itibaren Türkiye’de büyük sermaye sahipleri medya sektörünü tekel haline getirdiler ve hakim güç olmaya başladılar. Bu yıllardan itibaren neredeyse hiç babadan oğula geçen ana akım medya şirketi kalmadı…

Keşke sadece o kadarla kalsaydı. Şimdi Türkiye’nin en çok okunan gazeteleri, en çok izlenen tv’leri, bir bir yabancıların eline geçiyor. Bu durum, ulus devlet için  tahmin edilenden çok daha büyük bir tehlike. Uluslararası şirketler, ele geçirdikleri basın yoluyla, ülkelerin siyasi yapılarını, kültürlerini istedikleri gibi şekillendiriyor, hatta yönlendirebiliyorlar. Ayrıca, 24 saat eğlence, magazinle insanları uyutuyor, toplumsal dinamizmini bitiriyorlar.

Televizyonlarda yabancı sermayenin payı kısıtlanmış, ya da basın kanunuyla iş adamlarının hisse oranları belirlenmiş olsa da, bunlar kolayca kılıfına uyduruluyor…

Şimdi Doğan Medya’nın Katar’a satıldığı konuşuluyor.  Türkiye’de artık bir “ulusal medyadan” bahsedebilir misiniz..?

 

YERİN KULAĞI VAR

EROĞLU’NUN ADAYI SUCUOĞLU MU?:

UBP’ye yakın bir kaynak, yıl sonu yapılacak kurultayda aday olmaya hazırlanan Faiz Sucuoğlu’nun en büyük güvencesinin, Derviş Eroğlu olduğu iddia etti. İkilinin sık sık biraraya geldiği ve kurultay süreciyle ilgili değerlendirme yapıp, yol haritası hazırladıkları da iddia ediliyor. Yerel seçimlerin hemen ardından adaylığını açıklaması beklenen Sucuoğlu’nun, Eroğlu’nun desteği ile kurultayı kazanabileceği de iddialar arasında. Belki bunları konuşmak için henüz erken ama, yerel seçimlerde yaşanacak olası bir yenilgi, Sucuoğlu’nun önünü daha da açacak…

İŞLER KARIŞACAK:

UBP MYK’sı Lefkoşa Belediye Başkanlığı için son sözü söyledi ve adayının Hasan Sertoğlu olmasına karar verdi. Sertoğlu, Lefkoşa için doğru bir aday olabilir ancak, parti içinde aday olmayı bekleyen ve Sertoğlu’nun adaylığına destek vermeyecek olanlar bulunduğunu biliyoruz. Lefkoşa İlçe Başkanı Sadık Gardiyanoğlu ile, yıllardır UBP’den belediye meclis üyeliği yapan ve halen asbaşkanlık görevini yürüten Akın Aktunç’un da, adaylık için nabız yokladığı ve bağımsız aday olarak seçimlere girebileceği konuşuluyor. Kısacası Lefkoşa için UBP’de işler oldukça karışacağa benzer…

ÖZGÜRGÜN BİLDİĞİNİZ GİBİ:

Hükümeti oluşturanlar küçük küçük oylarını birleştirmişler ama, onların başaramayacağı sorunlar varmış karşılarında. “Bu sorunları bizden başkası çözemez” diyor. Bir aşağılama, bir tepeden bakma. Kendisi ülkenin hangi derdine deva olmuş acaba, ben hatırlamıyorum. Aksine, bıraktım sorun çözmeyi, bizzat başbakanlığındaki hükümetin yarattığı sorunlar bunlar, dev gibi sorunlar.  Şüphesiz başkası çözecek, hem çözecek, hem de temizlik yapacak…

 BU HEVESİ ANLAMAK ZOR:

Mevcut 28 belediyenin birkaç tanesi hariç, bırakın yatırım yapmayı, maaş bile ödeyemez durumdadır. Bizdeki anlayış, “maaşları ödedik, çöpleri de topladık tamamdır” anlayışıdır. Durum bu kadar vahimken, batmış belediyelere aday olmak için, insanların birbirleriyle kavga etmesini anlayamıyorum. Kim gelirse gelsin radikal kararlar almadığı sürece, (ki toplu sözleşme nedeniyle zor) ne yapabilir ki. Yok eğer amaçları ‘bir koltuk sahibi olayım da nasıl isterse olsun’sa, ona diyecek bir sözüm yok…

 ÖĞRENCİ TAKİP SİSTEMİ ACİL:

Kara para aklama, fuhuş, uyuşturucu işlerini biliyorduk da, sanal bet olayının da arkasından öğrenciler çıktı. Tutuklanan 13 kişiden 8’i üniversite öğrencisiymiş. Ben kalıbımı basarım, bunların kayıt olmanın dışında üniversitelerle alakası yoktur. Bakanlığın YÖDAK’la işbirliğinde “öğrenci takip sistemi” kurma çalışması umarım lafta kalmaz. Çünkü pis işlerini yaptıracak elemanları öğrenci kimliğiyle adaya sokan taşaronların işi bunlar. Ve eğer üniversitelere kalırsa, çoğu üç kuruş kayıt parasından olmasın diye, yine bildirim yapmayacaklar.

ÇOCUK MU KANDIRIYOR:

DİSİ Başkanı Averof Neofitu, Kıbrıslı Türklere, “doğal gazdan ilk gelirlerin elde edilmesine daha çok uzun yıllar olduğunu, bu yüzden Kıbrıs sorununun çözümüne odaklanılması” çağrısında bulunarak, “Biz, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Rum toplumuna ait olduğunu hiçbir zaman iddia etmedik. 1964’te Kıbrıs Cumhuriyeti yapılarından ayrılmaya onlar karar verdiler”iddiasında bulundu. Hala tarihi tahrif ederek politika izliyorlar. Kendi halklarını kandırabilirler ama bizi değil…

 

ZİRVEDEKİLER

İçişleri Bakanlığı: Hükümete, “gündelik, rutin işlerle vakit geçiriyor” suçlaması getiriliyor ya, ben bu görüşte değilim. Gündelik, ya da rutin, ama yapılmayanı yapıyorlar. Daha ne istiyoruz ki… İnşaat denetimleri, sigara denetimleri, kaçak işçi denetimleri ve alın işte size son örnek, yol kenarlarındaki gece kulübü reklamları kaldırılıyor. Gündelik mi bu şimdi? Yoksa bilerek ve isteyerek yapılmayan mı? Siz Lefkoşa-Güzelyurt yolunda bir misafirinizi gezdirirken utanmıyor muydunuz? Ya da çocuklarınızın “burası ne” sorusu karşısında? Nihayet bizim gibi düşünen ve cesur davranan bir İçişleri Bakanı gördük…

 DİPTEKİLER

AB Garantisi: Türkiye’ye “bölgedeki faaliyetlerine son verme” ve ” Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB ve uluslararası hukuk uyarınca egemenliğinden kaynaklanan doğal kaynaklarından faydalanma hakkına saygı duyma” çağrısı yapan AB Konseyi, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde devam eden yasa dışı faaliyetlerini güçlü şekilde kınıyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan’la olan tam dayanışmasının altını çiziyor…” Türkiye’nin garantisi yerine bize önerdikleri AB garantisi böyleyse, nasıl güvenmemizi bekleyebililer…

 

Foto Gündem

sanal-bet
Girne’de gerçekleştirilen “sanal bet” operasyonunda tutuklu sayısı 14’e yükseldi. Zanlıların tutukluluk süreleri de 7 gün uzatıldı