Köşe Yazarları

Bu Gidişle…











Osmanlılar Viyana’yı kuşatmış ama alamamışlardı.




O dönemlerde gürültüyle Viyana çevresine toplanan Osmanlı askerlerine Mehter Takımı da eşlik ediyor, marşlar çalınıyordu.



Viyana kuşatması başarısız olunca, bölge halkları üzerinden korku dağılmış yerini Osmanlılara karşı bir merak almıştı.

O kendine özgü tınıları olan, gürültülü, zil, zurna, davul ve çarpanaklar eşliğinde çalınan marşlar da neyin nesiydi!

O sesler başka bir dünyaya aitti belli.

Batılıların Osmanlılara ilgisi artmıştı.

Müzik yanında, Osmanlının kılık kıyafetleri de ilgi çekmiş, hatta moda olarak izlendiği de olmuş, Türk kahvesi ise feci şekilde kullanılır hale gelip yayılmış…

Ünlü müzisyen Mozart hayattaydı.

Mehter Takımının çaldığı marşlar, marşların ritmi ve tınıları ilgisini çekmiş ve bir eserinin son kısmında “Alla Turca” (Türk Marşı) adı altında o ünlü eserini yazmıştı.

Mozart’ın neden Osmanlı Marşı demeyip de Türk Marşı dediği akılları karıştırmamalı.

Dönemin Avrupalıları Osmanlılara “Türk” diyorlardı, hatta bunu siyaseten “Barbar” niyetine söyledikleri de öne sürülür, ancak Türk Marşı’nda böyle bir niyetin olmadığı aşikardır; zaten eser kendini kanıtlamıştır.

Öte yandan Osmanlı hanedanlığının “Türk” sözcüğünü işitmeye bile tahammülü olmadığı bilinen bir gerçektir…

Batı, doğulu bir müzik formunda etkilenebiliyordu ve Mozart gibi bir müzik dehası da bundan payını alabiliyordu.

Böylece Türk Marşı bütün dünyaya yayılarak, bugün oldu en gözde besteler arasında yerini korumaktadır…

İstiklal Marşının bestesi hakkında tartışmalar meydana gelince, biz de meraklıları gibi bu işin hikayesine göz attık.

İstiklal Marşı’nın ilk bestesi Ali Rifat Çağatay’a aitti.

O dönem Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı ile ilgili şiiri büyük heyecan yaratmıştı ancak bestesi o heyecanı vermiyordu.

Bu yüzden, beste yarışmasına katılanlar kendi bestelerini çeşitli yerlerde yayar olmuşlardı.

Beste yarışmasına 24 besteci katılmış, Ali Rifat Çağatay’ın bestesi üzerinde durulmuştu.

Kadıköy’de bir başka marş çalınıyorsa, Ankara’da bir başka marş , Edirne’de başka bir marş çalınıp söyleniyordu.

Anlaşılan marşlar ortak bir duyguyu yansıtmıyor, herkes kendi kafasına göre takılıyordu!

İlk beste “alaturka” tarzındaydı ki 1924’te kabul edilmişti.

Ama pek benimsenmeyince, ikinci bir besteye ihtiyaç olmuş ve 1930 yılında bu kez batı formunda olan Zeki Üngör’ün bestesi kabul görmüş ve günümüze kadar gelmiştir…

Kısacası “alaturka” tarzı mı, Batı tarzı mı?

İmamın sıkıntısı bu olabilir.

Batı meselesi içine sinmiyor.

Ta Viyana kuşatmasında beri…

Latin harflerine karşı çıkılacağı zaman da yakındır bu gidişle…

Derhal bir Kıbrıs Türk Dil Kurumu kurulmalıdır!





Başa dön tuşu