CTP Milletvekili Birikim Özgür, dünkü Havadis’te, Hüseyin Ekmekçi’ye gönderdiği yazısında, Bilançoların Güncellenmesi Yasası konusunda, Eroğlu ve DP’nin ayak sürümelerini bir kez daha izah etmiş. Bu ikilinin, birtakım iş adamlarını koruma çabasıyla, daha yüksek oranda aftan yararlandırılmaları için ısrarcı olduklarını söylemeye devam ediyor. Ayrıca, kendisinin de şikayetçi olan işadamları ile görüştüğünü, isimlerini bildiğini belirterek, olayın sadece bir iddiadan ibaret olmadığına ve somut, gerçek delillere dayandığına dikkat çekiyor.
Bu Birikim Özgür’ün yazısının bir bölümü.
Ancak Özgür bunun dışında yine aynı oranda ciddi bir başka şey söylüyor. O da, CTP ile DP hükümetinin, hükümet programında yer alan hususları gerçekleştirme imkan ve kabiliyeti ile ilgili. Diyor ki: “DP’nin ve Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ayak sürümeleriyle ekonomide, CTP’nin öngördüğü hızda ve kalitede bir dönüşüm yaşanamamaktadır.”
Bu bir tespit. O, CTP dışındaki etkenlere suçlama yapıyor. Özellikle de kayıt dışılıkla mücadele konusunda Cumhurbaşkanı ve DP’nin kendilerini engellendiğini söylüyor.
Peki ya CTP? Bu şekilde hükümet etmeye devam mı etmelidir?
Bunun sonu neye varacaktır?
Sırf hükümette kalma adına devletin en temel tedbirleri alınamıyorsa, o hükümetin devamında yarar var mıdır?
Denecek ki, “Meydanı UBP-DP’ye bırakmak, ülke için bugünkünden daha kötü olur.” Ama böylesinin de bir faydası yok ki.
CTP’nin içine girdiği o saçma sapan tartışmalardan başını kaldırıp, bu işlere eğilmesi gerekiyor. Gerekirse ortağı ile hükümet kurma aşamasında olduğu gibi, yeniden masaya oturabilir. Geçen bir yıla yakın sürenin olumsuz tecrübelerini de o masaya yatırabilir. Varsa DP’nin de şikayetlerini dinleyerek, ülke adına bir beyaz sayfa açma yoluna gidebilir.
Bir şey daha, sadece karşı tarafı suçlamak doğru değil. DP ve Eroğlu şuna, buna engeldir de, acaba hükümetin CTP kanadı, kendi payına düşen kısmıyla, iş yapma konusunda tam olarak başarılı mıdır? Mesela bakanların performansları ve başarı oranları nedir? Bu noktada büyük ortağın, hükümetin başı olduğunu da unutmamak lazım. Kağıda dökülen programlar tamam da, icraatta durum ne? O kağıtlarda yazılı olanlar konusunda ciddi bir kararlılık var mı? Teoriyi pratiğe dökecek efor gerçekten sarf ediliyor mu? Ya da şöyle diyelim, CTP içinde bir kısım aktif vekillerin gayretleri ve çalışkanlıkları, icraatlara yansıyor mu?..
Bence seçim sonuçlarının analizini yaparken, hükümetin yönetim kapasitesinin de bir değerlendirmesi yapılmalı.
Boşa geçen her günün, dıştaki siyaset mimarlarının yeni projelerine fırsat verdiği bilinmeli. Yarın öbür gün böyle bir durumla karşılaşırlarsa, hiç şaşırmasınlar…
Partilerin kendi iç kavgalarıyla ülkeyi, oyalama lüksü yoktur.
Yapılacak olanları erteleme lüksü ise hiç…
YERİN KULAĞI VAR
ÇARE TALAT MI: Maliye eski Bakanı Ahmet Uzun, ihraçla çözüm olamayacağını dile getirerek, partililer tarafından kabul görecek bir liderin sorunu çözebileceğine inanç belirtti. Bu ismin Mehmet Ali Talat olduğunu söyleyen Uzun, partililerin Talat’ı bu göreve zorlaması gerektiğinin altını çizdi. İyi de Talat’a karşı parti içindeki tepkileri bilmeyen yok. Talat’ın partinin başına geçmesiyle birlikte, yeni krizlerin doğmayacağını kim garanti edebilir ki?..
HER YERDE “İHANET”: Dün, Gönyeli belediye seçimlerinde bazı UBP’lilerin CTP adayı Ahmet Benli’ye çalıştığını yazmıştık. Meğer sadece Gönyeli ile sınırlı değilmiş. Arayan bir okur, sadece Gönyeli’de değil, Değirmenlik ve Alayköy’de de isimlerini verdiği bazı UBP ileri gelenlerinin, rakip aday için oy topladıklarını iddia etti. Her partili kendi adayına oy verseydi, sonuçlar çok farklı çıkardı. Sizin anlayacağınız bu seçimlerden hiçbir partimiz temiz çıkmadı…
KEŞKE SADECE O OLSA: Hasan Erçakıca da Uzun gibi, CTP’de liderlik sorunu olduğunu iddia etmiş. Biz de diyoruz ki, keşke sadece liderlik sorunu olsa. İrade, otorite, güven, çekememezlik ve daha niceleri. Saymakla bitmiyor. Sadece liderlik sorunu olsa, lideri değiştirirsin olur biter. Ama öyle görünüyor ki, CTP içerisindeki sorun, birden çok liderlik…
UBP’DE HAREKET SIFIR: CTP’nin de, DP-UG’nin de Parti Meclisleri, parti içi gelişmelerin ve seçim sonuçlarının ele alındığı bir toplantı yaptılar. Her ikisinde de en azından bir değerlendirme, özeleştiri mekanizması kuruldu. Ya UBP’ye ne demeli? Lefkoşa ve İskele İlçe Başkanlarının “0” çektiği seçim sonuçlarını değerlendirecek ne MYK toplandı, ne Parti Meclisi. Eğer bu umursuzlukla devam ederlerse, yeni müdahalelerle karşılaşacakları kesin…
GİTTİ GİDİYOR: “Bilançoların Düzenlenmesi (Değişiklik) Yasası” ile ilgili komite Başkanı Birikim Özgür’ün suçlamalarını yanıtlayan DPUG Genel Sekreteri Hasan Taçoy, Başbakan ve Özgür’ü “savaş boyalarını” sürmekle suçlayarak, CTP’lileri “tek doğru bizim dediklerimizdir” mantığıyla hareket etmekle suçladı. Tabii Cumhurbaşkanı’nın avukatlığını yapmayı da ihmal etmedi. Bu hükümetin suyu ısınmaya başladı sanırım. Hele bir Meclis açılsın, siz o zaman seyredin…
BELKİ ARTIK CİDDİYE ALIR: Sağlıkta yaşanan sorunları bilmeyen yok. Çözmek bir yana daha da batıyoruz. İnsanlar hastaneye gitmeye korkar oldu. Ama Sayın Bakan’ın umursadığı yok. O “devrim” yapmakla oyalanıyor. Ancak bu kez biz değil, Tabipler Birliği uyarıyor. Başkan Filiz Besim, sağlık sisteminin “SOS vermekte, can çekişmekte” olduğunu söylüyor. Bizi dinlemedi, belki Filiz hanımın söylediklerini ciddiye alır…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Uzun: “Benim kanaatime göre, partideki bu durumu düzeltmek hiç de basit değildir. Disiplin kurulu oluşturuldu. Tamam da bugün için belediye başkanlarını kesenler ispat edilse, o kişi de bir önceki genel seçimde ispat edecek ki; aynı şey O’na da yapıldı. Peki ne yapacaksınız o zaman? Hem onu hem diğerini mi atacaksınız? Bir de bakarsınız ki o zaman partide sadece odacılar kaldı…”
DİPTEKİLER
Kutlay Erk: “Özel plakalı araçlar dolaştı. Bazı özel ziyaretler yapıldı. Bazı özel insanların birilerini toplayıp yönlendirme yaptığı bir dönem yaşandı. Bu coğrafyanın dışından, yurt dışından telefonlarla oylar yönlendirildi. Türkiye’den müdahale oldu. TC’den gelen göçmenlerin üzerinde etki yapıldı. Dış etkenler de vardı, diğer partilerin dağılan toparlanan ittifakları da…” diyor. Yıllar önceki gibi “dış müdahale” gerekçesine sığınmak, başkalarını suçlamak yerine, kendi içinizde dönen dolaplara baksaydınız…
































