Köşe Yazarları

“İstikrarlı hükümet olmayınca, etkin yönetim de olmaz”…


Ombudsman’ın 2019 ilk 6 aylık faaliyet raporunun girişinde, Emine Dizdarlı’nın çok önemli bir vurgusu var: “Çeşitli sorunlarla veya problemlerle uğraşan hükümetler siyasi istikrarı sürdürmekte zorlanmaktadırlar. Değişen hükümetlerle beraber iş gücü ve yükü de değişmektedir. Ülkemizde hükümetler konusunda istikrar olmadığı cihetle etkin bir yönetimden bahsetme olanağımız bulunmamaktadır. Hükümetlerin değişmesi veya görevden ayrılmaları neticesinde birçok kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan Müdür ve Müsteşarlar da  değişmektedir. Bilgi,  beceri ve uzmanlık isteyen görevlere atanan kişilerin çoğu zaman o iş için ehil olmamaları ve/veya atandıkları görevi yürütmek için gerekli vasfı taşımamaları işimizin aksamasına ve  zaman kaybına neden olmuştur. Görevden ayrılan Müdür veya  Müsteşarlar ile birlikte kamusal hafıza da yok olmaktadır”.

Bu tespitleri, siyasi bakış açısıyla falan geçiştiremezsiniz. Aksine önemli mevkilere gelmiş bir yargı mensubunun, siyasetin devlete verdiği zararı vurgulamasıdır. Hükümetçilik oyununun devlete verdiği en büyük zararın, kadroların gereksiz yere değiştirilmesi olduğunu söylüyor. Doğrudur. Partizanlık yapılacak diye, her birkaç ayda bir adam değiştirerek, ne hafıza kaldı, ne ciddiyet. Eğitimden sağlığa, çevreye, turizme, ekonomiye hayatın her alanında kötülüklerin anası, bizim siyaset maskaralığımız…

Barolar Birliği Başkanı’nın da dediği gibi devletin sorun çözme kabiliyeti de yok oldu. Böyle bir sistemden ne bekleyebilirsiniz ki?

Şimdi Sayın Tatar, Ombudsman’ı da Hasan Esendağlı’ya söylediği gibi, devleti yıpratmakla suçlar mı?

Yoksa raflarda küflenen kamu reformu tasarısını hatırlar mı? Hani Türkiye’yle imzalanan İşbirliği Protokolu’nda “Kamu kurumlarında yapılacak reformlar kapsamında Reform Destekleme Ödeneği kredi teminatı olarak kullanılabilir” ifadesi de varken…

 

 RUS GEMİLERİNE İKMAL YASAĞINI UYGULAYAMADILAR…

ABD Temsilciler Meclisi, geçen Temmuz’da Rum Yönetimi’ne uyguladığı silah ambargosunu kaldırma kararı almıştı. Bunun iki şartı vardı. Birincisi, Rum Yönetimi’nin, kara para konusunda ABD ile işbirliği yaptığını görmek… İkincisi ve en önemlisi, Rus savaş gemilerine güney Kıbrıs limanlarından akaryakıt ikmali yapılmasının durdurulması.

Kimse “illa da kara para aklayacağız” diyemediği için, birinci şart görmezden gelindi.

Ama ikincisi kıyametler kopmasına neden oldu. Özellikle AKEL, Rusya ile ilişkileri tehdit eden bir karar olarak niteledi, liderliği suçladı. Anastasiadis, ambargonun kalkmasına pek sevindi. Ama o da Rus savaş gemilerine ikmalin yasaklanmasının hoş olmadığını söylemek zorunda kaldı.

Temsilciler Meclisi’nin çıkarttığı yasa, Trump’ın onayını beklerken, anlaşılan Rum Yönetimi, bir şeyler yapıyor gözükmek istemiş. Merkez Bankası emriyle, savaş gemilerine ikmal yapan şirketlere verilen ödenekleri kesmiş.

Tabii Merkez Bankası sadece Rus gemilerine ikmal yapanlar diye ayıramamış. Öyle olunca Rusya’yla birlikte, Yunanistan, Fransa başta olmak üzere diğer ülkelerin gemileri de etkilenmiş. Ruslar da doğal olarak tepkilerini koymuşlar. Şimdi şu aşamada, Rusları sakinleştirmekle uğraşıyorlar. Hatta yayınladıkları genelgeyi de durdurmuşlar.

Ama öbür tarafta Trump bekliyor. Hele işler biraz daha kızışsın. Rumlara bunun bedelini fena ödetecek. Boşuna çıkmadı o Temsilciler Meclisi kararı.

Doğu Akdeniz’in baş aktörü olacağını sanan güney Kıbrıs başına öyle belalar aldı ki. Bu dönemde ABD’yle Rusya’yı aynı anda idare etmek, onun harcı değil.

YERİN KULAĞI VAR

BM SİYASİ EŞİTLİK KARARINI UNUTTU MU?:

Tufan Erhürman, BM Güvenlik Konseyi’nin son raporunda siyasi eşitlik için, 1990’da Genel Sekreter’in yaptığı tanıma atıf yapıldığını vurguladı. Buna göre özetle, halkların tüm kararlara etkin katılımı güvence altına alınmıştı. Erhürman, BM’nin şu anda süren siyasi eşitlik tartışmalarını, kendi kararlarına bakarak ortadan kaldırması gerektiğini vurguluyor. Ben de ekleyeyim, böyle bir şey ancak bu tartışmalara son verme niyeti varsa mümkün olabilir…

“İKAMET TÜZÜĞÜ, TC VATANDAŞLARINA İŞKENCE YAPMAK İÇİNDİR”:
YDP milletvekili Bertan Zaroğolu İkamet ve Vizeler Tüzüğü’nün “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başta olmak üzere, KKTC’ ye gelen yabancı uyruklu kişilere, tek kelimeyle işkence yapmak için” hazırlandığını iddia etti. Adam haklı. Kimin ülkesinde, kimden vize isteniyor. Ne demek gelenlere vize zorunluluğu koymak? Bence tüm vatandaşlar olarak Zaroğlu’nun önderliğinde sokağa çıkıp bu tüzüğü protesto etmeli ve ülkeye girişlerde vize değil, daha da kolaylık sağlanmasını talep etmeliyiz…!

KAÇAK ÇALIŞTIRANLAR, GÖZÜNÜZ AYDIN:

Haydi kaçak çalıştıranlar, yine yırttınız, beklediğiniz gün geldi. Siz biliyordunuz birkaç yılda bir yırtacağınızı, onun için bu kadar rahattınız. Zaten kimse de ‘suç işledin, cezanı öde’ diye yakanıza yapışmıyordu. Ama af çıkarsa, ballı börek. Hem bu arada, yine çalıştırdığınız kaçakları da yasallaştıracaksınız. Sizden iyisi yok. Yaşasın siyaset. Göreve gelir gelmez ilk düşündükleri sizi sıkıntıdan kurtarmak oluyor. Polis de orada burada boşuna kaçak yakalama peşinde koşsun. Boş iş, boş…

ZAMLARA HAZIR OLUN:

Suudi Arabistan’ın iki tesisine yapılan saldırılar sonrası, dünya petrol üretimi yüzde 5 azaldı. Petrol fiyatları 28 yılın en sert yükselişini yaşadı ve petrol varil fiyatı yüzde 19,5 artarak, 71,95 dolara yükseldi. Bir ayda yüzde 20. Bu da demek oluyor ki, yakında pertol fiyatlarına okkalı bir zam gelecek. Akaryakıta gelecek zam, domino etkisi yaparak başta elektrik olmak üzere diğer birçok ürünün de zamlanmasına neden olacak…

NE İŞE YARARLAR:

Okulların açılacağı tarih, kapandığı günden belliydi. Eksikler, ihtiyaçlar da. Ama biz ne yaptık, 3 ay yaz uykusunda uyuduk, uyurken de konuştuk. Ve gün gelip çattığında gerçekler de yüzümüze vurdu. Okulların açıldığı ilk günde öğrencileri yer darlığı nedeniyle “özel bir okula” gönderenlerin, okulları köyler arası bölenlerin çıkıp da, “eğitimde seferberlik ilan ettik” demelerine güler misiniz, ağlar mısınız…

 ŞEKER SİGORTA DOSYASI NE OLDU?:

Dörtlü hükümet döneminde Şeker Sigorta’da UBP-DP dönemine ait çok ciddi usulsüz harcamalara rastlanmış ve bu konuda soruşturma başlatılmıştı. Ancak dörtlü hükümetin ömrü bu iddiaları sonuçlandırmaya yetmemişti. Şimdi yeni bir hükümet ve yeni bir Yönetim Kurulu var. Yeni yönetim bu iddiaları araştırıp sonuca ulaştıracak mı, yoksa kulaklarının üzerine yatıp, her zaman olduğu gibi unutmamızı mı bekleyecekler…

ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: “Federal devletin kararları iki toplumdan sadece birinin iradesini yansıtırsa, bu kaçınılmaz olarak iradesi yansımayan toplumun kararları tanıması ve bunlara uyması açısından sorunlar yaratacak, giderek federal devletin yalnızca bir topluma ait olduğu algısını besleyecektir. İki toplumlu federasyon uzlaşma arayışını gerektirir ve işlevsellik ancak her iki toplumun da federal devlet tarafından verilen kararlara gönüllü olarak uymasıyla mümkündür. Dolayısıyla sanıldığının veya iddia edildiğinin aksine, siyasi eşitlik ve kararlara etkili katılım işlevsel bir devlet yapısı açısından olumsuz değil, onun temel güvencesidir”…

 DİPTEKİLER

Sigortalara Keyfi Faiz: Zeki Çeler’in dikkat çektiği konu dehşet. Sosyal Sigortalar’ın borçlu olduğu bir yerel banka, faiz oranlarını keyfi bir şekilde iki misline çıkartmış. Sigortaların kaybı 1 milyon 400 bin lira. Bir kez önlemişler, geri çektirmişler, bir süre sonra tekrar etmiş. Tam o sırada hükümeti devrederken, konuyu yeni Bakan Sucuoğlu’na anlatmış, “takip edin” demiş.  Edilmediğini iddia ediyor. Sosyal Sigortalar da o batmış haliyle, bu korkunç faizi ödüyor. Korunan kim? Neden korunuyor? Bankalar faiz indirimine giderken, vatandaşın birikimleri neden bu fahiş faize akıyor? Devlet yine kimi zengin ediyor? Sucuoğlu’nun bu sorulara bir cevabı olmalı…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı