Bütün sorunları çözdük!..
Dövize endeksli kurları ayarladık!.. Memleketin alt yapı ve trafik sorunlarını ortadan kaldırdık!.. Pandemiyi zapturapt altına aldık!.. Üretimi hem tarımsal hem sanayi alanında biraz daha ilerilere taşıdık!.. Ne güzel? Zaten kurak çorak bir ülkeyiz ama değil mi ki bir damla suyu bile harcama hakkımız yoktur!.. Fakat biz ne yaptık? Yağan yağmurlarla birlikte oluşan selleri göletlere barajlara kanalize ederek göletlere barajlara akıttık. Ve daha şimdiden gelecek yazın kurak çoraklığına çare ürettik!
Sağlık, eğitim kurumlarını da yeniden organize ettik? Falan… Ve tüm bu büyük icraatlardan sonra… ***
ÇOK AMA ÇOK YORGUN DÜŞTÜK! Şöyle ki nöbet değişimi vaktinin geldiğince! Yorulanlar bir kenara çekilirlerken sırada bekleyenler kurulacak yeni hükümete! Ki aradan bir yıl bile geçmedi!
VE dolayısıyla her zamanki gibi bu nöbet değişimini gerçekleştirmek için bir “erken seçime” daha karar verdik. Ki bu vatan ve millet için çalışanlar azıcık kenara çekilip istirahat ederlerken, yerlerine gelecekler yüklensinler vatanın ve milletin yönetimiyle bekasını…
VAR MI bundan daha kutsal daha ulu bir başka vatan millet aşkı? Ki ne diyorduk? “Neler yapmadık bu vatan için. Kimimiz öldük kimimiz nutuk attık! ***
VE MADALYONU çeviriyor, neden zırvalayıp zırlandığımın nedenine dönüyorum:
Rahmetlik Denktaş UBP’i kurarken önce “şemsiyesini” açmış halka şöyle bir çağrıda bulunuyordu:
“Gelin bu şemsiyenin altında toplanın. İşçisi köylüsü, memuru öğretmeni, doktoru, avukatı, esnafı tüccarı…”
“Gelin Ulusal Birlik Partisinde bir bütün olalım. Vatan millet için çalışalım. Daha bayındır daha kalkınmış daha zengin daha güçlü bir devlet yaratalım…”
DENKTAŞ’a hep inandıydım. Kendilerini hâlâ rahmet ve sevgiyle anarım. Büyük adamdı.. Fakat 1975 yılında kurduğu UBP’nin şemsiyesi altına girmeyen yurttaşlardan biri de ben oldum. Çünkü o yıllarda benim için Denktaş “sermayeden yanaydı..” Oysa benim için “sermayedar mütegallibeydi!” YAZIK ki bu imajı memleketteki üç beş çıkarcı mütegallibe yarattıydı! Şöyle ki UBP kurulurken de Denktaş’ın o “milliyetçilik ilkesine” karşın, partiyi “Sağın sermayedarları” olarak onlar devraldıydı!” ***
TABİ Kİ BUGÜN farklı düşünüyorum. Bir siyasi partinin “sermayeden yana olması yada özel sektöre inanması, kalkınma ve gelişme programlarını da buna göre saptaması, kısaca “kapitalizmi” tercih etmesi neden tu kaka olsundu..
OYSA o yıllarda ben, bir yandan Yahudi’nin “kibutslarını” Rusun “Kolhozlarını” övüyor, ötede sol literatürde ne varsa türlü çeşitli gazetelerdeki köşe yazılarımda meramımı o terminolojiyle anlatıyordum..
VE Öğretmenler sendikasında tohumu atılan TKP’nin kuruluşuna katılıp “Köylünün, işçinin, memurun, tüm Kıbrıs Türk halkının Partisi” sloganlarında UBP ile CTP’nin yanı sıra bir rakip parti daha çıkarıyorduk.. ***
SORACAKSINIZ AMA: “Neden eskileri kırpıp kırpıp yıldız yapmaya çalışıyorsun? Sen bugüne bak bugüne! BU KKTC’e ne yaptınız nasıl becerdiniz de bugün çok farklı siyasi konumlarda ve yukarılarda olması gerekirken, ola ola işte böyle çaresiz ve zavallı oldu!” Ve neden halk mütegallibenin paragözlüğüne kurban edildi!” Doğru! Şöyle ki bugün de hâlâ ayni sorunun yurttaşlarıyız. Yarım yamalak bir devlet olgusunda ayak sürüyoruz. Nitekim:
***
ÇOK GÜÇÜME GİDİYOR: Tahmin ederim pek çok yurttaşın da gücüne gidiyor. Nitekim “dolar” geçen yılın Aralık ayının 20’sinden sonra TL karşısında gerileyerek yarı yarıya düşüş yaşar ve TL yükselerek paçayı kurtarırken… Beklerdiniz ki başta büyük marketler olmak üzere etiketlerinde fiyat indirimlerine gitsinlerdi.. 1 Kr. bile indirime gitmediler! Hâlâ satışlarını döviz vurgunundan kalma uçuk fiyatlarla yapıyorlar! Vatandaşın cebindeki para erirken onlar kur farkından vole çekip kâr üstüne kâr ekliyorlar.. Resmen halkı kazıklıyorlar..
Eee DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ? Hani Denktaş’ın açtığı şemsiye? Ki altında her kesimden her meslekten yurttaşlar toplanacaklar, tasada ve kıvançta bütünleşip Kıbrıs Türk halkını hem siyasi hem ekonomik yönden kalkınmış ve bayındır yapmak yollarında geleceğe yürüyeceklerdi… Şu anda yaşadığımız daha doğrusu yaşatılan gelecekler bunlar mıydı?
UBP’li BAŞBAKAN SUCUOĞLU’nun gözlerinin içine baka baka milleti haksız kârlarıyla kazıklıyorlar da memleketin koca Başbakanı anca şunu söyleyebiliyor: “Siz de ucuz olanı satın alın!” Büyük doktrin! Eğer batıp çıkmadan parasal darlıklarda boğulmadan yaşamak isterseniz “ucuz olanı” alacaksınız! Oysa memleketteki olanca satış yerlerindeki fiyatlar araya bir iki rakip çıksa da fabrika tezgâhlarından çıkmış gibi ayrısız ve farksızdırlar! Yani “halk” bir kez daha mağdur ve mağlup edilirken zadegân sınıfı da ihya ediliyor! Vesselam namı diğer KKTC devleti 40 yılda bu kadar olabildi!.. ***
KISACA TAKILDIKLARIM:
Bu ülkede ender başarılarımızdan biri “pandemi” ile mücadelemiz oldu..” Belki bu nedenle büyük ekonomik zararlara uğradık ama çok şükür büyük kayıplar vermedik, çokluk ölmedik.”
Ne var ki “Pandemi”son günlerde vaka sayılarını artırarak 700’lerle ifade edilmeye başlandı..
Sorunun küçümsenecek tek yanı kalmadı. Uzmanlara göre “tedbiri elden bırakmışız!” Gözlemlediğimce evet! Nitekim hiçbir şey olmamış bundan sonra da olmayacak gibi davranıyoruz. Ne maske kaldı ne mesafe! Üstelik birbirimizi koruyamıyor bırakın yan yana gelirken mesafelere dikkat etmemeyi eğlence yerlerinde alt alta, üst üste geliniyor! Keza okullarda, devlet dairelerinde bile..
Bulaşın uzmanlarına göre önümüzdeki aylarda vaka sayısı 2 binlere ulaşabilirmiş. İşte o zaman gene karantinaya baş vurulacak evlerimize kapatılacağız.
YANİ olaya neresinden bakarsanız bakın, olay vahim. Dolayısıyla anca şu kadarını söyleyebiliyoruz, “aman dikkat!”
































