Köşe Yazarları

İşte “çözümün” gerçeği











“Çözümün,”   mevcut siyasi statünün gözetilerek ve “iki bölge” gerçeğinin değiştirilmeden korunarak  gerçekleştirilmesini savunurken, işkembe’i kübradan atmadığımızı, neyse ki bu kez Rum tarafı ispat etti!




Nitekim Güney’den kaynaklı bir habere göre bir süre önce “AB Sosyal Araştırma Merkezi komşuda bir anket yaptı.  Buna göre:



Sorunun çözümünde “mevcut siyasi durum” yüzde 50.8 oranında kabul gördü.

Federal sistemi isteyenler  yüzde 2.50’de kaldı!

İki ayrı Devlete ise Yüzde 13.9 oranında evet dendi..

Dolayısıyla 45 yıl sonra “isbatı vücut” buldu ki şu andaki defakto durum yani iki bölgelilikle Kuzey’de ve Güney’de var olan iki ayrı toplum gerçeği  siyasi çözüm olarak kabul görmektedir.

OYSA 45 yıldır sürdürmekte olduğumuz “politikamızın” sahipleri olan bugünün politikacılarına baktığımda artık Rum’un bile “kabul ettiği mevcut durumu” değiştirmek için tutun ki Rum liderliğinden beter çaba gösteriyorlar!

Eğer sıkılmasalar diyecekler ki “halklar bölünmez!”

Ve bu politikayla efsunlaşmış akıllar nedeniyledir ki 45 yıldır  “Federal Sistem” kulvarında koşarak çözüme varmak istiyorlar!

ÖNÜMÜZDE 25 Kasım 3’lü görüşmeleri vardır. Sn. Akıncı’nın artık Doğu Akdeniz’le Türkiye’nin sınır ötesi hareketlerini de kapsamına alırken ayni zamanda AB’nin yaptırım kararlarlarıyla karşı karşıya kalacağı gerçeklerde, Berlin’de neyi nasıl savunacağını, önerlerinin ne olacağını; artık Rum tarafının bile “federasyondan” umudunu kestiği gerçeklerde  nasıl bir politik performans göstereceğini göreceğiz de…

Bildiğimiz kadarıyla Crans Montana’dan kalma “artıklar” olması gereken ve Guterres Belgesini oluşturan önerilerin, masaya yeniden “referans maddeleri” olarak konması (eğer konacaksa) ne kadar isabetli bir politika olacaktır!

Ki ortada görülen asıl gerçek, adadaki mevcut siyasi durumun “çözüm” haline getirilmesidir.

Ki kapsamında kesinkes siyasi eşitliğimiz de olmalıdır..  TC ile en az Rum tarafının Yunanistan ile sürdürdüğü oranda iş ve güç birliğimizle güvencesi de olmalıdır.. Yani Rum’un adadaki siyasi konumu ve uluslar arası ilişkileri neyse KKTC için de aynisi kabul görmelidir.

Olmazsa biline ki Türk halkının Türkiye’den gayrı sığınacak limanı yoktur, ada ilelebet bölünmüş de kalır kavgalı da!

*****

TEMİZ TOPLUM HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞİR.

İtiraf edelim: Bugüne kadar lafazanlığı yapıldığı halde üzerine gidilmeyen sorunlardan birisi seçim dönemlerinde  tüm siyasi parti bildirgelerinde yer almasına karşın “nereden buldun” sorusuna verilmeyen cevaptı!

Nitekim bugüne kadar “yolsuzlukların, alavere dalaverelerin,  rantın, sırtını siyasi iktidarlara dayayıp devleti sömürenlerin üzerine hiç gidilemedi!

İLK kez Tatar Koalisyon Hükümeti KKTC’de alışılmadık bir kararlılıkla  “Hukuk Devletinde” olması gereken “hukukun üstünlüğü” ilkesini öne çıkarmaya başladı.

(YAZIK ki sorun,  1974 “Mutlu Barış Harekâtı” deyişimize nazire ilk kez  “özgür ve egemen bir Devlet  oluşumuzla başladı! Ganimeti, rant ekonomisini “var olma” savaşımı olarak yutturmakla kalmadık! Uğruna “hukukun üstünlüğünü” de tepeledik! Siyasi iktidarların yaratıp beslediği  “popülizmle partizanlığı” hakçasına düzenlere yeğ tuttuk!)

OYSA eğer insan “disharmonik” bir varlık olmasaydı (ki “burçlarına göre bile değişkenlikler göstermektedir)  Devlete hiç gerek olmazdı. Ayni makastan çıkmış model insanlar, “robotlar” gibi tekdüze hayatları yaşar, inançları, gelenek ve kültürleri kendilerine yeterdi..

Oysa insanlar “türlü çeşitli karakterde, renklerde, anlayışlarda, iyiliklerle kötülüklerde oldukları içindir ki “Hukuk Devleti” oluştu. Yoksa birbirimizi yerdik!

KKTC de bir Devlet olarak oluştu. Ve 45 yıldır “yağma Hasan’ın böreği” olurken, şairin, “yiyin efendiler yiyin bu hazmı taam sizin, patlayınca tıksırıncaya kadar yiyin” dizelerinin “yolsuzluklara” lök gibi oturan gerçekçiliğinden kurtulamadı!

BU nedenle yavaştan da olsa kanunlar karşısında herkesin eşit olduğu gerçeklerde “nereden buldun” sorusuna yargı önünde cevap verilmesi için başlatılan hareketi bir “toplumsal temizlik” seferberliğinin başlangıcı olarak görüyorum..

*****

MÜMTAZ SOYSAL’IN ARDINDAN.

Kıbrıs Türk halkının davasını yıllar yılı savunan büyük hukukçu, “Anayasa Prof’u Mümtaz Soysal’ı 1960’lar Türkiye’sinden tanıyorum.

O yıllarda Üniversite gençliğinin idollerindendi.  Yanı sıra hayranı olduğumuz Muammer Aksoy, Yavuz Abadan,   Halil İnancık, Besim Üstünel… Gibi “öğretim görevlisi Profesörlerle  birlikte anılırdı.

Sadece sosyal demokrat değildi. Ayni zamanda o yıllarda Türkiye’de “işçi” adına Kamu İktisadi Kuruluşlarının” özelleştirmelerinin karşısında duran “Devletçi” görüşüyle de öne çıkan bir mücadele insanıydı.

Kıbrıs sorununu her platformda savunan, bir devre Rahmetlik Denktaş’ın adeta danışmanlığını yapan bir hukuk duayeniydi..

Kendisi ile iki kez konuşma fırsatı buldumdu. Birinde yarı gülerek (ki her zaman yüzünde eksilmeyen bir tebessümü vardı) “siz dediydi Federe Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurdunuz ama  Rum tarafı değil. Tek yanlı federasyon olmaz” gibilerinden hatırlatma yaptığında  mahcup oldumdu!  Mümtaz Soysal’ı rahmetle anarım.

 





Başa dön tuşu