Köşe Yazarları

İŞÇİ HAKLARI VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İKİSİ DE LAFTA…






Her şey lafta… Atma tutma bol, icraata gelince mafiş kurban…

 

Önce 1 Mayıs… İşçinin, emekçinin bayramı…. Aman aman fırsatı bulan nutuk sallar.

 

Daha geçen hafta işçinin elindeki tek hakkı, toplu sözleşme hakkını mezara gömecek karar alan hükümetin başı, “işçilerimize daha güzel günler” dilemekten hiç çekinmeden salladı nutkunu. En azından yenisi imzalanıncaya kadar eskisi devam ederdi, ona da son verdi. İşçinin çıkarını koruması gereken taraf olması gerekirken, patron adına, işçinin aleyhine karar aldı bu hükümet. İşçi patronla uzlaşamazsa, eski sözleşme de devam etmeyecek, öyle ablos kalacak. Bu kimin çıkarına? Tabii ki patronun…

 

O işçi dediğinin, örgütlenmesini sağlayamamışsın sen. Modern dünyada sermaye yok mu? Patron maliyeti düşük işçi çalıştırmak istemez mi? İster tabii. Ama orada işçinin hakkını koruma görevi devletindir. Tarihi yüzlerce yıl öncesinden gelen sendikalaşma hakkı, en gelişmiş ülkelerde zorunludur. Bunu devlet sağlar. Bizde olmaz… Sonra patronlar ne der…

 

Ama ne garip çelişkidir ki, işçi kesimi bunu bir türlü anlamaz. Örgütlenmesini engelleyen politikaları savunanları iktidara getirmekten çekinmez.

 

Bakın Başbakana… “Çalışanlar ve işçiler olmazsa ülke olmaz, devlet olamaz” der, ama diğer taraftan işçi için kılını kıpırdatmaz…

 

Pandemide neredeyse yok olan emekçi kesime ne yaptığı ortada olan bir Başbakandır o…

 

Birer aylık 1500 liraları bile işçinin tamamına vermez, ama aynı anda patronlara kıyak üstüne kıyak yapar. Şu salgın döneminde hiç kapanmayan, zenginliğine zenginlik katandan devletin alması gereken geliri bağışlar.

 

İşsiz kalan, evine ekmek götüremeyen işçi, hala “o güzel günler” laflarına kanar, 1 Mayıslarda her yıl  kendisiyle resmen dalga geçenlere oyunu vermeye devam eder.

 

Bu kafayla ne emek değerini bulur ne işçi güzel günler görür…

 

Arkasından Basın Özgürlüğü Günü… Yine nutukların bini bir para…

 

Anayasasında “basın özgürdür” diyen bir ülkedir bu ülke ama öyle özgür gazeteci istenmez.

 

Varsa da hepsine bir yafta bulunur. “Rumcu” olur, “hain” olur, “satılmış” olur, “beşinci kol” olur. Zor değil, yazdığı habere göre aşağılanır, itibarsızlaştırılır. Gazete, televizyon sahiplerine “Bunu sustur” baskıları yapılır. Hiçbir şey bulunmazsa, “Böyle gazetecilik olmaz, böyle soru sorulmaz” diye akıl öğretilir.

 

Görünmeyen bir akreditasyon sistemi vardır, yancılar bir yanda, yansızlar bir yanda. Yancı sayısını artırmak gerekirse, patronlara gazete-televizyon kurdurulur. Oysa basının özgür olmasının şartı, önce maddi bağımsızlığıdır. Basının gelirlerini artırması için bir şeyler yapmak zul olarak görülür. Zaten sermaye sahiplerinin girdiği medya sektöründe özgürlüğün lafı olmaz.  Kıbrıs’ın kuzeyinde bugün gazeteci, işte bu yüzden sadece basın özgürlüğü mücadelesi değil, ekmek kavgası da vermektedir…

 

Yancılık kolaydır, tetikçilik de öyle. Patron parayı bastırır, gerekirse tetikçiye bir de itibar da satın alır.

 

Bu dediğim çelişkiler, tüm dünyada çok uzun zamanlar öncesinde yaşandı ve aşıldı. Emek kavgası da basın özgürlüğü kavgası da kurala kaideye bağlandı.  Ama KKTC’de her ikisi için de vahşi kurallar sürer durur.

 

Çünkü önce Kıbrıs Türkünün özgürlüğü içine sindirmesi, bilinçlenmesi gerekmektedir ki, şu 46 yılda maalesef bu başarılamamıştır.

 

Bundan sonra başarılabilir mi?

 

Korkarım tam olarak dibi görmeden kimsenin akıl koyacağı yok.

 

Üstümüzdeki ölü toprağını atmaz, giydirilmek istenen elbiseyi reddetmezsek, daha biz o meydanlarda çok bağırır, bağırdığımızla kalırız…

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 

ANASTASİADİS HAK ETTİ:

Anastasiadis’i eleştiren Rumlar, yaşananları gördükçe, daha da sinirlendiler. Şimdilerde sokaklarda resminin üstüne “idiot” yaftası yapıştırıyorlar. Asıl sebep, Crans Montana fırsatının kaçması. Türk tarafının “bu iş ayrılığa gidiyor” uyarılarının dikkate alınmaması. Şimdi bu iş netleşince, Anastasiadis’e tepki gösteriyorlar. Hak etmiyor mu? Sonuna kadar. Kısa vadede aşırı sağın oylarıyla yeniden seçilmeyi seçti, bütün adanın geleceğini kararttı. Bak Ersan Saner uyarıyor “saldırgan tutumunuzu sürdürürseniz yaşanacak olumsuzlukların sorumlusu siz olacaksınız ve bugünleri de arar duruma geleceksiniz”. Sınırın öbür tarafındaki arkadaşlar, hazırlanın taksime…

 

“TEMELİ SAĞLAM MASA”:

Hasipoğlu, Türk tarafının sunduğu önerilerin BM Genel Sekreteri Guterres tarafından dikkatli şekilde dinlendiğini ve not alındığını ifade ederek, “Kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm için temeli sağlam bir masa zemini oluşturduk” dedi. Temeli sağlam dediğiniz masa falan da yok ortada. Bırakın elimizi güçlendirmeyi, 50 yıldır elde ettiğimiz kazanımları da yok ettiniz. Artık insanlarla dalga geçmeyi bırakın. Herkes neyin ne olduğunu çok iyi biliyor…

 

İNGİLİZDEN SONRA SIRA RUSYA’DA:

Hatırlayacaksınız Cenevre öncesi bir İngiliz gazetesinde “İngiltere KKTC’yi tanıyabilir” yollu asparagas bir haber yayınlanmıştı. Bu haber üzerine gerek KKTC’de gerekse Türkiye’de adeta bayram havası esmişti. Tabi sonra bu haberin gerçek olmadığı anlaşılmıştı. Bu kez de aynı konu Rusya için ortaya atılıyor ve “KKTC için Rusya’dan yeni açılımlar” gelebilir iddiası ortaya atılıyor. Yahu bu Rusya değil mi, Güvenlik Konseyi’nden garantörlüğün bile kaldırılmasını isteyen. Vazgeçin böyle boş hayaller kurmaktan…

 

İNANARAK MI SÖYLÜYOR:

Ersin Tatar, “Anastasiadis ‘Vatandaşlarımız’ diyerek halkımıza hakaret etme küstahlığını gösterdi. Dünya ve Anastasiadis şunu bilmelidir ki Kıbrıs Türk halkı, Rum tarafının azınlığı ve vatandaşları değil, özgür ve egemen KKTC’nin vatandaşlarıdır” dedi. Yahu Kıbrıslı Türklerin, kendisi de dahil tamamının cebinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu ve kimliği varken Ersin bey gerçekten bunları inanarak mı söylüyor anlayamadım…

 

 

NE OLDUĞUNU BİR BİLSE:

Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında “Ankara’nın adamı olmaktan, Türk oğlu Türk olmaktan” dün de “Osmanlı torunu” olmaktan gurur duyduğunu, söyleyen Tatar, Havadis web tv’deki programda ise,

“Ben ne birinin adamıyım, ne de birine biat ederim, ben Kıbrıslı bir Türküm” diyerek hepimizi ters köşe yapmayı başardı. Anladığım kadarıyla Tatar, hala bir kimlik sorunu yaşıyor…

 

YASAMA-YÜRÜTME SIFIR, YARGI HEDEFTE:

Aylardır zaten verimsiz çalışan Meclis, artık aç kapa yapıyor. Yargısı hakkında tartışma açılan KKTC’nin yasaması da var mı yok mu belli değil. Yürütmeyi hiç konuşmayalım. Türkiye’den gelen bir şey varsa var, yoksa yok. Meclis’e gönderilen ciddi bir yasa tasarısı duyan var mı? Sanki memleket güllük gülistanlıkmış gibi, bir rahatlık, bir rehavet. Hep söylüyorum, yakında “Bu KKTC işlevsiz” derler de başka cin fikirler ortaya atarlarsa hiç şaşmayın…

 

PLANLAMAN YOK Kİ, VERİYİ NE YAPACAKSIN:

İstatistik Dairesi yeni bir hane halkı bütçe anketi yapıyormuş. Hanelerin çoğunda bütçe kalmadı ki, neye bakacaklar? Sanırsın ki, çıkacak sonuçlara bakıp, yaşam seviyesini yükseltecek, işsizlik, asgari ücret, beslenme sorunları gibi sorunlara eğilecekler. Ben korkarım, “aldığınız para fazla, biraz daha kısalım” demenin yolunu arayacaklar. Çoktandır orta, uzun vadeli hatta kısa vadeli planları olmayan bir devletten söz ediyoruz. Geçinmek için gereken açlık sınırındaki asgari ücreti bile patronlar belirler…







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu