Köşe Yazarları

PROPAGANDA MEKANİZMALARINI ÇALIŞTIRABİLMEK…






Son “Cenevre müzakereleri” de gösterdi: Kıbrıs siyasi sorunu bundan sonra da her halde “yıllarla” ifade edeceğimiz  uzun süre  çözümsüz kalacaktır.

Kıbrıs Türk halkının, liderliğinin yada Ankara’nın bu konuda eleştirilecek, kınanacak yada suçlanacak bir  yanı yoktur.

Sorun, Rum tarafının BM’ler ve AB tarafından hâlâ Kıbrıs’ın tek meşru devleti olarak tanınmasıdır.                                                      Bu avantaja sahip olan Güney, yıllardır Türk halkını içine düşürdüğü  bu açmazdan  kurtaracak olası çözüm planlarını  kabul etmeyerek, Kuzey’in esiri durumuna sokmuştur!

Yani artık çok iyi biliyoruz  Rum tarafı bizi Kuzey’in egemeni haline getirecek hiçbir çözüme vize vermez!                                                     PEKİ ama bu tecelli Allah tarafından alnımıza yazılan bir kader midir?

En az Rum halkı kadar bu adada sahiplik ve yaşam hakkımız varken neden siyasi sorunun esirleri haline getirildik?

Neden ekip biçip yeşerttiğimiz tapulu topraklarımıza, sahibi olduğumuz evlerimize tesislerimize, okullarımıza otellerimize, bankalarımıza… Kısaca olanca taşınır taşınmaz mal varlıklarımıza karşın; siyasi  sorunun tutsaklarıyız!

Neden kendi yurdumuzda varlığımıza takılan kelepçeli mahkûmlarız?..                                                            ***

DİYE FERYAT ETTİĞİMİZ YERDE Artık bu kaderi değiştirmemiz gerektiğini düşünmek zamanı gelmedi mi?

Yani “barışa ve istikrara kavuşmak için ille de Güney’deki Rum’a ricacı mı olmamız gerekir? Biat mı edelim? El eteklerini mi öpelim?

Doğrusu Ankara’ya,  mevcut yönetimlerimize  rağmen “şu yada bu etkinlikleri, propagandaları gerçekleştirelim” de diyemiyorum çünkü ukalalık olur!               Sonuçta diyorum ki “yoksa biz, Ankara bu durumdan memnun muyuz?”  Yani “çözümsüzlüğü çözüm olarak sürdürme” tiryakisi mi olduk!..                                                   Neyse  noktayı koyuyorum ve kendimizin yarattığı  “küçük dünyamıza”  dönüyorum..

***

KISACA TAKILDIĞIM: (BÖLGECİ OLMAK BENCİLLİK Mİ? Bozkurt’ta, sonraları Halkın Sesi gazetesinde yazdığım yıllarda bana “sen bölgecisin” derlerdi.

Doğruydu. Evet ben “bölgeciydim!” Sürekli Mağusa’yı öne çıkarıyor sorunlarını yazıyor ve “yönetimlerin” ilgisizliğinden yakınıyordum.

Şimdilerde de durum vaziyetler değişmiş değildir. Lefkoşa krallığı “payitaht” oluşunun ayrıcalığını kullanarak aslan payını her zaman kendine ayırır. Artarsa diğer ilçelere de himmette bulunur da ne?

Şöyle ki yıllar yılı hem de Lefkoşa’nın arka bahçesi olmasına karşın Girne sadece bir kıyı kenti oluş özelliliğini kaybetmedi. Çarpık yapılaşmasıyla da çarpıldı!

Rumdan kalma bu güzelim kasabaya imar iskân yönünden yapılabilecek ne kadar fenalık varsa hepsi de yapılıverdi..

Sırada Mağusa vardı ama zaten surların hemen altında İngilizin becerdiği kara rıhtımlı  limanıyla olan olduydu!                           Fenalıkla çarpıklığın  tamamlanması da Makarios Yönetimin Surlara yaslanmış eski limanın devamına “yeni Limanı” ulamasıyla  gerçekleşti!                                                         Bunu gerçekleştirirken de hem tümden  Türk bölgeleri  olan Karakol’la Sakarya’yı denizden ve surlar içinden kopardı hem de bu bölgelerin  imar iskân yönünden gelişimlerine engel koydu.                          OLAYIN bir diğer stratejisi  neydi bilir misiniz?  Olası bir Türkiye müdahalesinde söz konusu bu Türk bölgeleri nedeniyle uçaklarla müdahaleyi engellemek.. Yani adamlar böylesi hesapları daha Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken yapıyorlardı. Yani 1974 Barış Harekâtını tetikleyen olaylar rastlantı değildi!

***

NEREDE KALDIKTI. Evet bölgeciyim. Geçmişte Mağusa milletvekilleri, Bakanları Mağusa’da ikamet ederlerdi. Sonra Lefkoşa’ya taşındılar ve Lefkoşalı oldular!

Yıllar sonra  Mağusa Milletvekili ve şimdilerde Bayındırlık Ulaştırma Bakanı olan Resmiye Canaltay Mağusa’nın sorunlarıyla da ilgileniyor.. Limanıyla, altyapısıyla…

Ki Mağusa  hem limanı hem marinasıyla Kuzey’in göz bebeği olmalıydı.

O güzelim körfez Mağusa’dan Karpas’a kadar kıyılarıyla, turistik tesisleriyle çoktan bayındırlığın ve turizmin kalbi olarak çarpmalıydı..

Oysa dünyanın en güzel kumsallarından olan o sahilleri de çarpık yapılaşmalarla  körlediler!                                                                                             ***

BARİ LİMANI MAMUR EDELİM: Bir ucunda bir tersane bir ucunda bir başka tersane.. Israrla inatla yıllar yılıdır bu tesisler, “bir tek kişinin hatırı “partiye” yönelik  oyu uğruna” Mağusa limanını kirletmeye devam ediyorlar.

Devletin de buna katkısı marinasıyla birlikte  limanın harabe haline gelmesine seyirci kalması olmakta!

Oysa Mağusa Limanı “Doğu Akdeniz” sendromu yüzünden artık dünden çok daha büyük önemde. Başta Türkiye olmak üzere AB’e kadar uzanacak ihracat ithalat kapısı..

Öyle de “serbest liman” dediğimiz “yeni liman” hem “işlevini” yitirdi hem de  şekli şemaili bozuldu!

***

SANAYİ BÖLGESİ: Rum tarafında, TC’de büyük sanayi bölgeleri çiçek bahçeleri, parklar gibidirler. Yolları, temizliği, tertipleri ile yarışırlar.

Bizde sanayi demek, alt yapısından tesislerine kadar derme çatmacılık demektir!

Kir pas yağ çamur demektir!

Geçen yıl  Mağusa’daki Büyük Sanayi Bölgesinin yollarını yeniden asvaltladılardı. Kışta yağan yağmurlar hepsini sildi süpürdü! Çünkü logarlardan akış olmuyordu!

***

HA ŞİMDİLERDE  ne diyor Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Resmiye Canaltay. “Yıllardır akşamları yanmayan Mağusa’nın Salamis yolundaki şavkları yeniden yanacak..

İşte budur: “Yapacağım, başaracağım” diyebilmek.. Bakanlar kurulunda demek ki Mağusa için  de çalışabilen bir “bölgeci” Mağusalı varmış.  Ne kadar olumlu ve faydalı..

 







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu