Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“İnsan taş olsa çatlar..”

Rahmetlik pederimi bir kez daha rahmetle anacağım. Ne zaman canını sıkan bir haksızlıkla karşılaşsa, “insan taş olsa çatlar” derdi!

Lafı uzatmadan yazayım. Kıbrıs Türk insanı bugünlere  çatlatıla patlatıla geldi. O kadar ki  genlerini bile değiştiren  kötümserliğe düşürülürken, çoktan dünyanın “mazlum ve mağdur” toplumlarından  biri durumuna getirildi..

BU nedenle geçtiğimiz hafta ABD merkezli “Gallup Araştırma Şirketinin” KKTC’i de kapsamına alan, “2019 yılı Küresel Memnuniyet Araştırması Olumlu Deneyim Endeksi” gibi ne menem olduğunu anlayamadığım bir araştırması sonucunda puanı “en düşük ülkeler sıralamasında  sondan 7. Oluşumuza hiç şaşmadım!”

Gazetelerimiz haberi kör gözlerime soktuklarında sandım ki Afrika’nın Baluba kabilesinden söz ediliyor!

Çünkü araştırma sonucunda  “öğrenemediğimiz, dinlenemediğimiz, gülmediğimiz” belirtiliyor ve KKTC’nin 54 puanla sondan 7. sırada olduğu vurgulanıyordu..

Ki daha geçen gün bir başka “kuruluşun” araştırmasında da “Dünya Basın Özgürlüğü” sıralamasında neyse ki Türkiye’den daha iyi bir puanlama ile 74. sırada gösterildikti…

…PEŞİN yazayım: Bu araştırma ve anketleri yapanlar utanmıyorlar, sıkılmıyorlar ve iddia ederim vicdansızdırlar! Şöyle ki Kıbrıs adasında “Güney ile Kuzey Rum ve Türk halklarını ayni potaya koyup ayni araştırma endekslerinde değerlendirme gaflet ve terbiyesizliğinde bulundukları için..

Kendi siyasi ve ekonomik tutumları sayesinde bu adada “esir Türkler” gibi mağdur ve mazlum yaşarken; yıllardır ambargolar altında dış dünyaya başımızı uzatıp bakacak kadar bile hakkımız yokken…

Utanmadan “KKTC’de  insanlar gülmüyor, insanlar öğrenemiyor,  insanlar  dinlenemiyor” deyip mağdur ve mazlum Kıbrıs Türk halkının alnı şakkına  “geri kalmışlık”  damgasını lök gibi yapıştırmak vicdansızlıktır!

HİÇ bir şeycikler söylemiyorum! Mehmet Akif Ersoy Batı’yı, bir yerde “medeni” sanılan ülkeleri işaretle ne diyordu? “Tek dişi kalmış canavar!”

KISACA: Kıbrıs Türk halkına ne verdiniz, neyi layık gördünüz ki şimdi karşısına geçmiş sınava tabi tutup ne kadar başarılı yada başarısız olduğunun puanlarıyla oynuyorsunuz!

Hiç değişmediler! Emperyalizm tüm elindeki argümanlarıyla hâlâ o bildik emperyalizmdir.. Ki bazen karşımıza işte böylesi araştırmalarla da çıkar!

**********

BULUNUR ELBET!  

Hayda! Seçimlere aday olarak katılabilmek için olmadık dolaplar çevirip olmadık tezgâhlara mekik olurlar..

Vaatlerin birini bitirmeden onlarcasını daha seçmenin başından aşağı boca ederler..

İğnenin deliğinden geçer, takdiri ilahiden söz ederler..

Alçak gönüllülüğün en “dervişçe” kalenderliğinde boyunları bükük, avuçları açık “erenlere oy” derler…

SONRA? Artık memlekette tek başına iktidara gelecek ne bir parti  ne de tek başına hükümet kuracak bir lider kalmadığından; eskiden ikisi üçü bir yere gelip hükümet kurarken şimdi dördü bir araya geliverdi de anca  oluşuverdi hükümet!

Ve aradan 14 ay geçti. İnandık ki bu hükümet, “ne yapayım Türkiye vermez ben maaşları nasıl vereyim, vermeyince Mabut neylesin Mahmut,  nasıl ödemelerde bulunayım…”

Demek yerine “borçlanıp harçlanıp tıkır tıkır maaşları da ödedi, hayvancıyı çiftçiyi de… Ya icraat?

“ZATEN “gidenler” ne yaptılardı ki bu gelenden “icraat” bekleyelimdi” diyecektik de  baktık yumuşak atın çiftesi pek olur derler, Sn. Başbakan Erhürman, atını nalladı Sancak’ı Şerif’i açtı, “beni seven altında toplansın” derken, tarihi nutkunda da dedi ki “Eğer biz yönetme sorumluluğunu üslenmezsek ülkeyi hangi zihniyetin yöneteceği, dahası nasıl yöneteceği herkesin bildiği bir şeydir” demez mi? (Vallahi ben bilmiyorum!)

FAKAT diyorum,  “aman Sn. Erhürman ortada “ödediğiniz maaşlar ötesinde” sadece günlük vukuatlardan kaynaklı kanlı ölümlü, uyuşturuculu kazalı, cinayetli darplı, çalmalı çırpmalı, dolandırıcılı kaçaklı, kirli pisli, tacizli darplı, pahalı kazıklı…

Olaylar varken! Anketlere “gülmeyen toplum” olarak  kaydedilirken! Siz ne diyorsunuz,  “eğer biz yönetmezsek” diye…

Hiç kuşkunuz olmasın, elbet bulunur sizin gibi yönetecek birileri daha!

*********

KISACA TAKILDIĞIM: (DAÜ ÇEVRESİNDEKİ ZİBİLLİKLER!)

Mağusa DAÜ’sü, cicim bicim kampüsü ile medarı iftiharımızdır da  ya çevresi?

Bu yirmi bin kişilik koca kampus artık ne yerlere sığıyor ne göklere! Taşmış taşkınları  çevresindeki mahalleleri yutuyor!

Yan yana,  derme çatma, her gün bıiraz daha artan lokantalar, kafeler, dükkânlar…                                                                         

Ve asıl sorun bu işyerlerinden çıkan  dağlar gibi çöplerin, her türlü pisliklerin, çöp konteynerlerinden taşıp taşıp,  insanların evlerinin  kapı eşiklerinde, yollarda, sokaklarda birikip yayılmaları,  her bir yeri  kaplarlarken, o müthiş pis kokularıyla  burunları kırmaları!

Belediye çaresiz çünkü artık çöpleri bile kaldıracak parasal takatı kalmadı!                         

Fakat böyle de olmaz, böyle de yaşanmaz ki! İnsanlara, “eksik olsun böyle üniversite dedirtmeyin!” (Çevre Dairesinin de dikkatini çekiyorum! Bu caddelerde, yollardaki çöp konteynerleri  trafik kazalarına davetiye çıkartırlarken kentlerde artık  “pisliğin alameti farikaları” gibi görünüyorlar! Bu kadar da olmaz yani!