Köşe Yazarları

İngiltere’den bir mahkeme haberi…



İnternet üzerinden çocuk pornosu yayınlayan Jodie Little adlı kadın, geçtiğimiz yıl İngiliz Ulusal Suç Teşkilatı NCA’nın KKTC makamlarına verdiği bilgi sonucu tutuklanmıştı. 3 yıldır da burada kaçak yaşadığı öğrenilmişti.

KKTC’nin bundan haberi bile yoktu. İngiliz polisi uyarmasa, daha kimbilir neler yapacaktı.

Biz sadece tutuklanıp, mahkemeye çıkarıldığını biliyorduk. Basın, haberi süsleye süsleye yazmıştı. Kadının yediği haltların detayları çok vahimdi çünkü. Burada tekrar etmeye gerek yok.

Meğer bu kadın, daha sonra İngiliz Polisi’ne teslim edilmiş. Bunu da hiç duymadık.

Kathimerini, geçtiğimiz gün İngiltere’de mahkemesinin sona erdiğini, 12 yıl, 4 aya mahkum edildiğini yazdı. Mahkeme, kadının bu işi sapık olduğu için değil, para için yaptığına karar vermiş.

Her ne isterse olsun, bir şekilde adalet yerini bulmuş.

Bu arada, bir süreden beri kuzey-güney arasında karşılıklı suçluların iadesi de devam ediyor.

Adanın bölünmüşlüğünden doğan bir yara, nihayet kapanıyor…

Burada suç işleyenin güneye, orada suç işleyenin kuzeye kaçıp yırtma durumu ortadan kalkıyor.

KKTC, bir şekilde dünya hukukunun içine girmiş oluyor. Suçluların sığınağı olmaktan kurtuluyor.

İngiliz NCA yetkilisinin basına söylediği “mesafeler bize engel değil” sözü, olması gereken aslında.

Keşke bu ilişkiler daha sıkı, daha yakından, daha organize sürse.

Belki bizi de daha hassas olmaya zorlar…

“SİLAHLA SİVİL İTAATSİZLİK”…

Avcılar, geçen hafta, kendilerine açılmayan arazilerde avlanmak için inat ediyordu.

Hükümetin açtığı yeni yerleri yeterli bulmamışlardı. İlla ki, insanların bahçelerinde de yapacaklardı öldürme işini.

Oysa çıkarttıkları gürültü sonrasında açılan yerler de yeni yerlerdi.

Bu iş nereye kadar gidecekti?

Son gün bir açıklama yapıp, “sivil itaatsizlikten vazgeçtiklerini” söylediler.

Oysa sivil itaatsizliğin tanımında, bir çeşit hukuk ihlali olduğu yazılıdır. Ancak özellikle vurgulanır ki, sivil itaatsizlik, “şiddet kullanmadan yapılan bir eylem”dir.

Pasif bir direniştir.

Yapan, sonuçlarına katlanacağını bilir.

Ama asla şiddet kullanmaz.

Hele de elinde silahla eylem yaparsa, bu sivil itaatsizliğe değil, silahlı eyleme girer ki, cezası büyüktür.

Bu birinci tuhaflık.

Açıklamalarının içinde bir de “av hakkı” vardı ki, bu da ikinci gaf.

O anda düşündüm, bu nasıl bir hak olabilir?

Tüm canlıların korunması için yasalar varken, köşe bucak her yerde daha fazla katliam yapmak nasıl bir hak olabilir?

Canlıların yaşam hakkı vardır, onları öldürme hakkı diye bir şey olamaz.

Baktık, araştırdık, tabii öyle bir hak yok.

Keyfi bir ayrıcalık…

Üstelik kısıtlanması da, tamamen yasaklanması da Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde.

Bir grup insan, bu ayrıcalığı hak olarak görebiliyor.

Karşı çıkanlara karşı en ağır saldırılarda bulunabiliyor.

Toplum, ortadan ikiye bölünüyor.

Dahası, alabildiğine bir cüret olduğu ortaya çıkıyor.

Elinde silahla hukuku çiğnemeye, düzeni bozmaya kalkabiliyor insanlar.

Bunu da hak olarak pazarlıyorlar.

Sen sesini çıkarttığın anda üstüne çullanıyorlar. Sebep, Bakanlar Kurulu’nun müsamahası.

Bunlar, devlet otoritesine yönelik çıkışlar ya da taleplerdir.

Bunlar, bozuk düzenin sonucudur.

Bunlar, geniş halk kesimlerinin ve doğanın korunması prensipleri aleyhine siyaset eliyle verilen bir ayrıcalığın sonuçlarıdır. Burada asıl pasif olan, yeni taleplere “evet” diyenlerdir.

Önceliklerin ne olduğu belli değildir.

Öyle olunca da, karşı taraf talep etmekte devam eder.

Daha çok, daha çok, daha da çok.

Olacağı budur…

YERİN KULAĞI VAR

“BİZ YAPTIK”:

Maraş’ta gazetecilere düzenlenen gezi sonrası yayınlanan fotoğraflar, Rum halkının yorumlarına neden oldu. “Barbarlar” diyen var, “Fotoğrafları saklayalım ‘Maraş Elendir’ demek için lazım olacak” diyen var… Ağlayanlar, dövünenler… Ama ciddi bir çoğunluk da, fotoğraflara bakıp, “Biz yaptık” diyor. Keşke bu kanıya çok önceleri varsalardı.  Yorumlar arasında bana göre en çarpıcı olanı “Kıbrıs’ı Türkiye’ye verdik” ifadesiydi…

 

TRÜBİNLERE OYNUYOR:

Önce “Maraş açılacak” dedi, baktı ki iş ciddiye biniyor hemen fikir değiştirip, “Maraş parça parça açılacak, kademe kademe sivilleşecek” demeye başladı. Ülkede sorunlar diz boyu ama, görüntüde tek derdimiz Maraş… Yahu bu ülkenin görüşmelerden sorumlu bir Cumhurbaşkanı var, “o ne der” diye soracağına, “siyasette gücenme olmaz” deyip kendince cumhurbaşkanına gol atıyor… Sanki Maraş devlet politikası değil de, parti politikasıyla ele alınacak kadar basit bir meseleymiş gibi.

 

O ZAMAN GEREĞİ SAYIN ATAKAN:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı, malumu bir kez daha ilan etti; “Siyasi rant uğruna verilmiş izinler var”… T izinlerinden bahsediyor. Bizzat sahiplerinden “izin” kiralayan dolmuşçular her gün yazıyor. Elinde onlarca izin olan var. Arkası olana adaletsiz ve plansız şekilde dağıtılmış bir rant.  Şimdi bu noktadan sonra yapılacak olan bellidir. Sayın Atakan, önce bu izinleri sıfırlamalı, hak edene ve de ihtiyaç kadar vermelidir. Gerçeği ifade ettikten sonra gereği yapılmazsa, bu tespitin bir değeri yok…

 

ADAMLAR DAVUL ZURNA İLE İLAN ETTİLER:

Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu,  “EL – SEN bize gelip bu sorunları konuşmuş olsaydı biz de neler yapılıp yapılamayacağı ile ilgili elimizdeki imkanlara göre yardımcı olurduk” diyor ve bir önceki hükümete neden böyle tepki  konmadığını sorguluyor. İyi de adamlar eylem yapacaklarını, Maliye’nin elektriğini keseceklerini günler öncesinden duyurmuşlardı. “gelip konuşsalardı” diyorsunuz da, keşke “derdiniz ne?” diye çağırıp siz sorsaydınız…

 

SADECE HUZUR İSTİYORUZ:

Memleketin neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Mafya vari hesaplaşmalar, kara para, fuhuş ne ararsanız fazlasıyla var…”Muteber” olması gereken iş insanları, hatta vatandaşı korumakla görevli polisler, bu küçücük ülkeye artık fazla geliyor. Huzur ve güven içerisinde yaşamak istiyoruz ama, ne yaparsak yapalım bir türlü olmuyor, birileri bunu bozmak için elinden geleni ardına koymuyor…

 

HEDEFİ TUTTURDUK !!!!:

Bizim Turizm Bakanı sürekli 2 milyon turist hedefinden bahsediyor ya, sonunda dediği oldu. Kuzeyden olmasa bile güneyden bu hedefine ulaştı. Resmi verilere göre Güney Kıbrıs’tan KKTC’ye götürülen turist sayısı 2019 döneminde 1 buçuk ila 2 milyon olmuş, Derinya sınır kapısının açılmasıyla bu rakamın 2020 yılında devasa boyuta ulaşması beklenirmiş. Sayı tamam da, bunlardan değil 2 milyar dolar, 200 dolar gelir elde etmek mümkün değil. Otobüslerle geziyorlar, kuruş harcamadan dönüyorlar.

 ZİRVEDEKİLER

Mehmet Ali Talat: “Maraş’ın bir katalizör haline gelebilmesi mümkündür ama bunun için ‘açıyorum’ demek ve BM Güvenlik Konseyi ile çatışmak yerine, AİHM’in kabul ettiği TMK yoluyla bu adımları atmak en doğrusudur. Uluslararası alanda konuşabilen kişi Cumhurbaşkanıdır, bizim Dışişleri Bakanını dünya tanımaz ki”.

 DİPTEKİLER

Ne Ala Memleket: Adam 30 günlük turist vizesiyle adaya giriyor. 30 gün dolduktan sonra kimse arayıp sormuyor. Belli ki, turizim amaçlı gelmemi. Geçen sürede iş bulamıyor ve para suyunu çekiyor. Geri dönüş parası da yok, tek çare soymak. Ve o da bunu yapıyor ve yakalanıyor. Bizimkilere sorsan “gelen turist” hanesine bir tık atacaklar. Aslında hergün rastladıklarımızdan birisi. Memleket ne hale gelmiş, ne arayan ne de soran var. Polis tesadüfen yakalarsa, amenna.

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı