Türk ve Rum liderler halklarına meram anlatamamaktan yakınıyorlarmış! Hem Anastasiadis hem Akıncı müzakerelerle ilgili medya ve STÖ’leri ile muhalif siyasi partiler karşısında büyük sıkıntı yaşıyorlarmış! “Mesela” diyor konuya yakın bir tanıdık, “Güney’deki Rum halkı ve siyasi muhalif çevreler Anastasiadis’in Türk tarafına çok cömert davrandığına inanıyor, ödün üstüne ödün verdiğini iddia ediyorlarmış! Benzer olay da Akıncı için Kuzey’de söz konusu oluyormuş. Rum tarafına çok toleranslı davrandı pek çok ödünler verdiği düşünülüyormuş… Buna karşılık “oysa diyormuş her iki lider de “henüz ortada alınmış bir karar yok. Hatta uzlaştık dediklerimizi yeniden gözden geçirmek için geriye döneceğiz…”
KAÇINILMAZ GERÇEK: Müzakereciler için bu tip halk baskısı ile sıkıştırmalar kaçınılmazdır. Çünkü bırakın Türk ve Rum halklarının ulusal çıkarlardaki çözüm beklentilerini; iki halkın kendi içlerinde bile çözüme yönelik uzlaşı yoktur! Tek fark Güney’in “Ulusal Konsey kararları” ile hareket etmesidir. Akıncı’nın ise sadece kendinin saptadığı bir “müzakereci kadrosu” vardır. Amiyane ifadesi ile onlar da “akıl hocaları” olmalıdırlar!
TÜRK TARAFININ ASIL AÇMAZI: Müzakereler sürecine yansıyan Kıbrıs siyasi sorununa yönelik değerlendirmelerimi yaparken karşı cephede olsalar benim gibi düşünmeyenleri de dikkate alıyorum. Ki daha çözümün nasıl olacağını bilmeden halkı referandumda “evet” demeye çağırıyorlar! Bu “evetçiler” kesimini yakından izleyip anlamaya çalışıyorum. Ki söyledikleri şudur: “Bu çözümsüzlük çok uzamıştır, behemehal artık bir çözüme varmak gerekmektedir.” Ayni düşüncedeyiz.
FAKAT: İtiraf edelim. Tüm ulusal değerlerimizle geleceklerde bizi boş böğrümüzden vurabilecek biraz da hayali bir “Rum-Türk halkı dostluğu” peşinde koşturuluyor! Ve fark edilmek istenmiyor. Şu sıralarda Rum liderliğinin müzakere masasında tepe tepe kullandığı “Türk tarafının bu iyi niyetli ve çok insancıl olan” davranışıdır!” Adamlar ne sağırdırlar ne de kör: Türk yandaşlarının gür çıkan seslerini işitiyor ve sırtlarını sıvazlayan Rum dostu elleri hissediyorlar! Görüyorlar ki kendilerine yandaş Türkler 1960 KC’i ahkâmlarına dönüşü de kabulleniyorlar 1974’de kaybettikleri mallarının iadesini de kabul ediyorlar! Rum tarafı için bunlar neredeyse “müzakare masasında pazarlık olmaktan çıkmış, Türk tarafınca önlerine konan lütuf olmuş!” Neden tepsinler?
FARKIMIZ BUDUR: “Evet Türk ve Rum halkları liderlerini sıkıştırıyorlar ama arada büyük fark vardır. Onların tüm hesapları Kuzey’e dönüş yapmak üzerine denklemleşiyor. Bize de Rum’a Kuzey’deki mülkünü iade etmek görevi kalıyor!
**********
DÖKÜLEN DEVLET DAİRELERİ: (NE YURTTAŞ MEMNUN NE MEMUR!)
Diyor ki yurttaş, “Arabam için devlete 250 lira harç yatıracağım. İlgili daireye uğruyorum. Daracık bir mekân. Bakıyorum cam bölmenin ardında işlemi yapan memurun canı çıktı çıkacak çünkü tam yirmi kişi daha devlete para vermek uzun bankonun önünde yan yana kuyruk olmuşlar bekliyorlar.. O daracık mekânda iki tane klima çalışıyor. İçerisi buz gibi! Benim ciğer sorunum var ama 15. Sıradaki yerimi korumak için kıpırdamıyorum bile! Nereye kadar ama? Saate bakıyorum gişedeki yurttaşın işlemi tam 15 dakika tutmuş! Ve daha önümde 14 kişi var! Devlete para vermek için çektiğim işkenceye, duyduğum acıya ve insani duygularımı parça körçe eden böylesi bir “sistemsizlikle ilkelliğe” kahrederek oradan ayrılıyorum!…”
İŞTE DEVLET DAİRELERİMİZ. Bu olay Mağusa Vergi Dairesi avlusuna yama gibi oturtulmuş “arabaların harçları ile ilgili ruhsatlar bölümünün bulunduğu binada geçiyor.” Tam bir kasvet ve can sıkıntısı! Memurlar üst üste! Fakat bu kıytırık bina ayni zamanda “devlet iddiasındaki KKTC’nin hazinesine her gün yurttaşın cebinden harç veya vergi olarak çıkan paraları akıtmakta! (Dikkatinizi çekeyim. Böylesi bir gelire sahip özel sektör işletmesi olsaydı, kendisine her gün para akıtan o insanların ayakları altına halılar serer, kapılarda çiçeklerle karşılar, onların “rahatlıkla harçlarını vermeleri için tüm olanaklarını seferber ederdi…)
OYSA: Bırakın devletin insanına yeterince vermediği maaşı! “Fukara devlet” dersiniz! Fakat bu fukara devletin onca gelire ihtiyacı varken ve bu nedenle yurttaşının cebine saldırırken karşılığında vereceği hizmet böyle canını çıkartarak mı olur?
Bu sorunları çözemedik. Belki Lefkoşa’da Kamu Dairelerinde bazı iyileştirmeler var ama öteki kentlerde hele Mağusa’da tüm devlet daireleri dökülüyorlar! Gidin Elektrik kurumunun dairesine! Yıllardır okkayla kira verdiği, asansörü bile olmayan daracık ve izbe bir apartmana sıkışmış! Abonelerine bu binada hizmet veriyor!
Gidin Sosyal Sigortalar dairesine. Ayni eskimişlik, ayni tıkanıklık ayni keşmekeş!
Gidin Rumdan kalmış Kaymakamlık binasına? Merdivenleri tırmanmaktan soluksuz kalırken, “eskimişlikle yetersizliği” zaten görürsünüz!
VE ŞU AYIBADA BAKIN: Kırk yıl geçti. Kırk yıldır önünde ulusal günlerin kutlandığı, törenlerin yapıldığı o 1974 bombardımanından kalmış eski “kaymakamlık ve mahkeme” binası! Böylesi bir viranenin önünde bırakın tören yapıp en görkemli kutlamaları gerçekleştirmeyi! Kırk yıl sonra ve hâlâ “İşte Türk uçaklarının bombardımanı ile yıkılmış bina” dedirtmenin var mı bir şanı şerefi! Neyi niçin sergiliyoruz ki?
Gene tekrarlayalım. Devlet olmak zordur zor!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: “İngiliz her zaman açıkgözdür, çıkarlarını en iyi koruyan ülkelerdendir!…” Dünya alemin değerlendirmesi budur! Peki ama “uluslar arası ilişkilerine yansıyan ve kendi çıkarlarının neden olduğu hangi yıkımlar, hangi kayıplar hatta hangi insanlık dışı politikalar pahasına?
Şimdi haberi çıktı. Anastasiadis’le görüşen Kamerun Garantörlüğe sıcak bakmıyormuş! Olabilir de ya Ağroturdaki üs’süne basıl bakıyor? Bir çözümden sonra kaldıracak mı? Gidi İngiliz! Bakın şimdi çözümün “Garantörlük” kısmı nasıl İngiliz’e göre yeniden ayarlanacak! Sırf Üssü ile Kıbrıs’ta kalıcılığını sürdürsün!
































