Türkiye ile “birlikteliklerimiz” kadar “görüş ayrılıklarımız” da olacak.. Hatta diyoruz “tekdüze ilişkiler” değil, inişli çıkışlısı yeğlenmeli!
Yeğlenmeli ki “hakikati barikat murakabesi, efkârından” doğabilsin..
Yoksa yalnız insanca ilişkilerde değil; “eğer biri biat edecek diğeri biat edilecekse” uluslar arası ilişkilerin ne anlamı kalırdı ne “devlet” yönünden hükümleri!
Dolayısıyla telaffuz etmesek de eğer biz “yavruvatan” Türkiye “anavatansa” sonuçta başından beridir söyleyip savunduğumuz siyasi tezi korumak zorundayız.
YANİ ne? Eğer Güney’deki Rum devleti kadar devletsek.. Türkiye karşısında da ayni oranda tüm siyasi kimliğimiz ve bağımsız egemen yapımızla “tanınmış” devletiz.. İkili ilişkilerde türlü çeşitli anlaşmalar, protokoller, iş ve güç birlikleri oluşturmamız birinin ötekini “daha az devlet görmesi” demek olmamalıdır!
FAKAT bir dakika! 1974’de Mağusa hisarlarından indikte..
“İşte dünyada ilk kez Türkiye dışında ve Kuzey Kıbrıs’ta bir Türk devleti kuruluyor” dediğimize nazire… Sahip çıkıp yaşatacağımız bu devlete.. Önce biz Kıbrıs Türkleri ihanet ettikti!
Çünkü Rum’un tüm adanın devleti olmasına karşı çıkmaktansa, o Rum devletinin Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında bir uzantısı olduğumuzu kabul etmekle kalmadık..
Rum’un tanınmış devletine “biat ederek,” federal sistemin kuyrukçusu olurken, savunuculuğunu da yaptık!..
SONUÇ? Ne anavatan dediğimiz TC olabildi anavatanımız.. Nede çözümsel bir anlaşmada “federasyonunu” savunduğumuz Rum’un kurucu ortak devleti olabildik!
İki cami arasında bînamaz gibi kalakalmışlığımızla tam 44 yıldır da ne TC ile uzlaşabiliyoruz ne Rum’la!
HA son olaylar mı? Çavuşoğlu-Akıncı laflamaları mı? Pöö! “Kimler geldi kimler geçti!” Ki rahmetlik Denktaş ölürken bile kurduğu devletinin muradını göremediydi.. Kaç yıldır da “KKTC’nin ambleminde “satılıktır” yazmakta! Hayırlısı ile diyoruz. Artık birileri şu Rum’la anlaşsa da kurtuluversek derdinden!
**********
BAŞKA ÇARE KALMADI!
Ta 1963’lerde başladıktı.Diyorduk ki “önce siyasi sorunu mu çözüp ekonomiye sonra bakalım… Yoksa önce ekonomiyi hale yola sokup sonra mı siyasi sorunu çözelim!
Maşallah ne birini mamur ettik ne ötekini mamuris! Al birini vur ötekine!
FAKAT doğrusu ya, işimize de geliyordu! Ne kadar sorun varsa tümüne de “çözümsüzlükle-ambargoları” dolayısıyla Rum’un hem siyasi hem de ekonomik hegemonyasını “işte nedenleri” diye takıp, kendimizi de sütten çıkmış kaşık gibi ak pak olarak lanse ettik!
Öyle ama yolsuzluklar da mı Rum’un marifetiydi? Trafik, çarpık yapılaşmalar, körlenmiş kurumlar, pisleşmiş çevre, kanımıza karışmış gasp, dolandırıcılık, haksız kazançlar üzerine gelişen kazık mekanizmaları… Falan!..
KISACA son dönemlerde “yozlaştı” kelimesini bile “hafif” buluyorum, “çürümüşlük” diyorum, öylesi bir bataklık olduk!
VE devam ediyorum:
Onlarca devasa turistik otel..
On beşi aşkın üniversite..
Sadece Ortadoğu’nun değil, dünyadaki oyunlarının da kapsamında olduğumuz kumar sektörüyle…
Akmazsa damlar turistleriyle…
Eğer toprağa biraz daha ter akıtılsa.. Az biraz daha emek verilse, üzerine azıcık akıl serpilirken, gıdımlık fedakârlık da yapılsa, söz sahibi olacağımız tarım ve hayvancılık sektörlerimizle…
GELİŞİRKEN… Artık öncelik, “ekonomik kalkınma” değil; gelişmekte olan bu GENÇ ekonominin önünü tıkayan siyasi sorunun çözümü olmalıdır!
Tabi ki “Ankara ile takışarak kapışarak değil ama! Karar vererek!
Çünkü bu adada çözümsüzlüğe ve ötesi tüm sorunlara karşın artık büyük yatırımlara imza atanlar ve yatırımlarının arkasında duranlar “Kıbrıslılar” değil, Türkiyelilerdir..
Fakat KKTC’e duydukları güvenden değil Türkiye’ye duydukları güven ve inançtan dolayı.. Yatırımlarını da bu nedenle yoğunlaştırıyorlar..
FAKAT hayret! Çünkü bu yeni TC sermayesiyle ile KKTC sermayesi hâlâ birbirleriyle uzlaşı sağlayamadı!
(Nedenlerini bilmiyorum ama büyük olasılıkla sosyoekonomik anlayış farklılıklarından olmalı!)
BUNA karşın her iki “unsuru” da kucaklayıp, Kuzey’de ayni ideal için ayni yolun yolcuları yapacak tek birleştirici etken de hâlâ “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kalıcılığıdır.” Ki dikkatinizi çekerim:
YARIN çözüm olsa aramıza döneceği söylenen seksen yada yüz bin Rum’un varlığı gerçeğine karşın bu adada bugünkü bilinmezliklerle şüpheler içinde hangi sağlıklı TC yatırımının geleceğine “güvence” verebileceksiniz ki?
Fakat KKTC bu olasılığa karşın bile yatırımlarla büyümeye devam ediyor…
KISACA: İster federal sistem olsun ister ayrı devlet.. Rumun kuyruğunu çekiverin “işte çözüm” deyin. Kurtuluş için başka çare kalmadı!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (DERSİNİZE DE ÇALIŞIN Sn. BAKAN!)
Evet hükümetin en netameli Bakanlığını yüklendiniz. Öğretmenler sendikaları Demoklesin kılıçları gibi sizi kesip doğrayıp ham yapmak için ense kökünüzde zaman kolluyorlar!
Ama siz de Sn. Bakan hep sınıfta kalıyorsunuz. Eğitim öğretimde ilk yarı bitti okulların öğretmenlerin öğrencilerin dertleriyle sorunları bitmedi!
Sonuncusu “ithal öğretmenler sorunu!” Öte yandan hâlâ dökülen okullar sorunu!
İyisiniz hoşsunuz da Sn. Bakan dersinizi çalışmıyor sürekli çakıyorsunuz! Bakın, hazır okullar tatile girdi bari bu on beş günü değerlendirin. Hadi biraz da dersinize çalışın ama!
































