Belki de… - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cuma, Ocak 27, 2023
Köşe Yazarları

Belki de…

Ahmet OkanAhmet Okan

Sinemalarda “iki filim birden” oynatıldığı dönemlerdi lakin hiç kimse yarınların ne getireceğini tahmin bile edemezdi.

Hayat denilen şey sanki günlük verilen kelle başı tayine bağlıydı.


Bu durumda ahali ne yapacaktı?

İkinci dünya savaşında bile yaşamanın bir yolu bulunmuş, savaş koşulları kendi ekonomisini yaratmıştı.

İngiliz’e asker yazılanların hayatlarından memnun olmadıkları söylenemezdi.

Dünya böyleydi.

Haliyle altmışlı yıllarda patlak veren fasariyalardan sonra oluşan kapalı ortam içerisinde yaşamanın, mutlu olmanın yolu aranacak ve bulunacaktı elbette, varsın geçinmek kıt kanaat olsundu…

Öyle olmuştu ve insanların bir yanı acıya, bir yanı mutluluğa bata çıka geçiyordu hayat…

Bugünkü gibi umursamazlık yoktu, tam tersine herkes her şeyi umursar haldeydi.

Birinin acısı diğerlerinin acısı, birinin sevinci diğerlerinin sevinci olabiliyordu; günümüz koşullarında belki de pek anlaşılmayan bir duygu bu!

Sinemalar en büyük eğlence kaynağını oluşturuyordu.

Kimi bilgiler sinemalardan öğreniliyor, kimi görülmeyen şeyler sinemalarda görülüyor, kimi yaşanmayan duygular beyaz perdeye yansıyan sahnelerde hissediliyordu.

Doğru tespit yapabiliyorsak büyük bir kesim için dünya o kadardı!

Ve o büyük kesimin çocukları daha büyük dünyalar görüp dışarılarda okuyacaklardı fakat vakit henüz o vakit değildi…

İnsanların görüp göremeyecekleri yerler aynı kumsallar, aynı denizler, aynı sokaklardı.

Fakat kim bilir dünyanın birçok yerinde de durum buna benzerdi hatta daha kötü yaşam koşulları olan hayatlar bile mevcuttu.

En azından bu ahali İngiliz medeniyeti ile tanışmıştı ve uysal yanı bu medeniyetin iyi yanlarını özümsemeyi kolaylaştırmıştı.

Bu yüzden olmalı, mesela Türkçe konuşulan başka kültürlerde Fransız kültürü etkiliyken, bu coğrafyada İngiliz kültürü etkili oluyor; Fransızca şarkılar yerine İngilizce şarkılar tercih ediliyordu.

Durum edebiyatta da böyleydi denebilir…

Bir yandan “Fransız kurşunu değmez adama” şeklinde türküler yakılırken, diğer yandan Fransız edebiyatından etkilenmeyen Türk aydını kalmamıştı neredeyse…

Burada da durum buna benzer bir şeydi.

Ne kadar İngiliz sömürgesine öfke biriktirilmişse de, bir yandan onun sosyal ve kültürel etkileri yer etmişti…

Ama biz, fasariyalardan sonraki sinemalar dönemini anlatıyorduk,

Bu Erol Büyükburçların, Cem Karaca ve Barış Mançoların seslerinin ilk kez işitildiği döneme rast gelir.

Bu dönem aynı zamanda Beatles ve Rolling Stones’ların dinlendiği dönemdir.

Dünya bir değişim sancısı içindeyken, burada ekmek ve benzin karneye bağlanmıştı, bir başka sancıydı.

Dünyada neler olup bittiğini anlamak için Sarayönü’nde değil, ya Trafalgar Meydanı’nda  ya da Şanzelize Caddesi’nde olmak lazımdı, dünya buraya çok uzaktı; 45’lik şarkılar neden sonra adaya geliyordu…

Dünyaya ayak uydurmada geç kalınıyordu ama bir şekilde yaşanıyordu…

Kim bilir, belki de o dönemlerin kapalı anlayışı henüz tükenmemiştir memlekette…

 

 

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar