Köşe Yazarları

Hükümetin yaptıkları ve yapamadıkları…

Başbakan Tufan Erhürman, beraberinde bakanlarla ilçeleri geziyor, icraatlarını anlatıyor.

Lefke’deydi önceki akşam. Önce tabii, dövizden ve Türkiye’deki şartlardan dolayı aksayan kaynak aktarımlarıyla nasıl zorlu bir dönemden geçildiğini anlattı.

Yaptıklarını sıralarken, biraz da bölgeyle ilgili konulara ağırlık verdi, Güzelyurt-Doğancı yolunun tamamlanması, Kalkanlı Yaşam Evi, Güzelyurt Hastanesi’nin 2’nci etap ihalesine çıkılması, Güzelyurt Sağlık Merkezi’nde acil servis, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde Çocuk Yoğun Bakım Servisi ve ülkenin ilk Adli Tıp kurulunun kurulmasından söz etti, narenciye bahçelerine 1 TL’nin altında su verildiğini; turizmde yerli eleman eksikliğini gidermek, yerli ürün kullanımını teşvik etmek için yaptıkları çalışmaları anlattı. Araştırma Geliştirme Yasası ve Teknoparklar Yasası’ndan söz etti, ODTÜ Teknoloji Vadisi’nin yakında hayata geçeceğini söyledi.

Sonra da, adalete özel önem verdiklerini vurguladı, “Hukuksuzluklara hesap sorulma süreci bu hükümet dönemi içerisinde nereden nereye geldi çok bellidir” diyerek, yolsuzluk olaylarının nasıl üstüne gittiklerinden, istihdam ve terfilerde parti ayırımı gözetilmediğine işaret etti, örnekler verdi.

Söylediği doğru bir şey vardı; bu ülkede on yıllardır birikmiş sorunlar var. Öyledir, bazısı hatta çok basit, para pul istemeden de halledilebilecek şeyler olmasına rağmen yapılmayan, kronikleşmiş sorunlar.

Ama tabii bir de temel sorunlar var ki, onlara hala sıra gelmedi. Kamu düzeninin bozulamaz bir şekilde yeniden yapılanması mesela. Ya da Genel Sağlık Sigortası… Veya devlet gelirlerinin artırılması için radikal önlemler. Piyasanın daha etkin denetimi, fahiş kardan, zehirli tarım ürününe kadar. İşsizliğin düşürülmesi, ekonomiye kaynak yaratılması gibi. Bunların bazıları para gerektiriyor, bazıları cesaret.

“Radikal kararlar almak dört partili hükümet için zordur” diyorlar. Oysa hepsi hükümet programlarında var…

Her neyse… Ben bir buçuk yıllık bu hükümet için bir muhasebe yapacak olsam, önce bu temel konuların bazılarında gereken hızın ortaya konamadığını söyleyebilirim. Ya da belki de cesaretin.

Diğer yandan şunu da söyleyebilirim, bu dönem, belki çok partili bir hükümetin avantajı, belki sahip oldukları ortak anlayış, ne derseniz deyin, bu dönem bir tek şeyle anılmayacak, o da partizanlık, usulsüzlük, hovardalık…

Aslına bakarsanız, kırk yıldır yapılamayan işlerin sebebi de bunlar.

Bu bile bir şeydir bence. En azından, KKTC siyasi hayatının düzelmesi için bir adım atmış oldular…

 

 BRAVO GÜNGÖRDÜ BAŞKAN…

Girne Belediyesi, Girne limanının hali ortadayken, orada yılda bir gün şenlik yapılmasını  zaman ve para kaybı olarak niteledi, bu yıl 21 Nisan’da Girne Antik Liman’da düzenlenecek Turizm Şöleni’ne katılmayacaklarını açıkladı.

Gerçi bu açıklamadan kısa bir süre sonra, Bakanlık “kötü hava koşulları” gerekçesiyle şöleni iptal ettiğini duyurdu, ancak hiç önemi yok. Önemli olan Belediye’nin duruşu, tepkisi, tavrıydı.

Olay sadece Girne limanı değil, aslında turizm adına yapılanların geneli aynı şekilde zaman ve para kaybı değil mi? Fuarlar, dış geziler, reklamlar, şunlar, bunlar, hepsi etkisiz, hiç birinden verim alınamıyor, somut bir sonuç elde edilemiyor. İşte turizm rakamları ortada.

Özelde de Girne limanı. Uzun yılların inatlaşması devam ediyor. Liman kimin yetkisinde…

Diğer yandan, turizm sektörünün en çok reklam ettiği bu büyük değer, günden güne yok oluyor. Geçenlerde bir fırtınadan sonra limanın içinde denizin çekildiğini gördünüz. Koy’un denizle bağlantı sorunu var, sirkülasyon çok az, yakında suyun çekilmesi, limanı tamamen kaybetme tehlikesi bile çıkabilir.

Belediye’nin işaret ettiği gibi mendirek çökmek üzere, hatta Girne kalesinin çökme tehlikesi var, bu konuda raporlar olduğunu biliyorum. Liman bir karmaşa, kaos halinde. İşletmelerinden, binalarına ruh değiştirmiş, Kıbrıs’ta bir yer olduğuna dair izler kaybolmuş. Koca koca gemilerden, denizi görmek imkansız hale gelmiş.

Bir sahipsizlik, bir boşvermişlik… Başkan söylememiş ama, burada şölen yapmaktan utanmak lazımdı.

Keşke iptal gerekçesi bu olsaydı. Daha çok yakışırdı…

YERİN KULAĞI VAR

GÜLDÜRME BİZİ:

Rum lider Anastasiadis, Kıbrıs sorununun çözümü, müzakerelerinin başlamasından başka bir önceliği ve arzusu olmadığını söylemiş. Müzakere etmemek için hem olmadık şartlar ileri süreceksin, daha önce kabul ettiklerinden cayacaksın, sonra da kalkıp tek arzunun adada bir çözüm olduğunu söyleyeceksin. Adam resmen herkesle dalga geçiyor…

 KENDİMİZE YAZIK EDİYORUZ:

Son günlerin gündemi, “hükümet ne zaman bozulacak”. Türkiye’nin mevcut hükümeti istemediği için para musluklarını açmadığını iddia edenler var. Kimlerine göre ise Türkiye, UBP-HP” hükümeti kurulursa maddi desteklerin başlayacağı yönünde. Evet hükümetin maddi sıkıntısı var, maaşları ödemekte zorlandığı bir gerçek. Ancak, sırf “para gelecek” diye hükümetin bozulmasını istemek neyin nesi. Kusura bakmayın ama, bu kendine güvensizliktir, teslimiyetçilktir, kolaycılıktır.

ÖZERSAY ARTIK KONUŞMALI:

Kıbrıs Postası’nda Gökhan Altıner bir HP kaynağının “Biz hükümetin bozulmasını istiyoruz, Özersay da, Çavuşoğlu’na UBP ile hükümet kurarsak destek verir misiniz diye soracak” dediğini yazmış. Sadece bir iddia ama artık mide bulandırıyor. Bir ayağı içeride bir ayağı dışarda görüntüsü veren HP’nin Başkanı artık açık olmak zorunda. Yürütemediğini düşünüyorsa, istifa etmeli, destek arayışına çıkacaksa ondan sonra çıkabilir. Yok iddialar yalansa, onu da söylemeli. Bunlar etik değil. Geçmişin çirkin örneklerini hatırlatıyor…

HANİ DA UCUZLAYACAKTI:

Ülkenin en önemli lokomotif sektörlerinden birisi olan turizm, bilet fiyatlarının pahalılığı nedeniyle zor günler geçiriyor. Bizim “uçan bakan” Anadolujet’in de seferlere başlamasıyla birlikte uçak fiyatlarında düşüş yaşanacağını belki de 50 kez söyledi. Ama bırakın ucuzlamayı aksine daha da pahalılandı. Bilet fiyatları 650- 2000 bin civarı. Böyle bir ortamda turist gelmesini nasıl beklersiniz…

 BİR GARİP İSTİFA:

TDP Güzelyurt İlçe Başkanı Metin Ertop, TDP Güzelyurt İlçe Başkanlığı ve TDP üyeliğinden istifa ettiğini duyurdu. Ancak istifa gerekçesini okuyunca doğrusu şaşırdım. Ertop istifa nedenini, TDP Genel Başkanı ve Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in, Taşpınar İlkokulu’nun yeniden köye kazandırılması için yaptığı ziyarette “kendisini aramaması”olarak açıkladı. İnsan bunun için partisinden, ilkelerinden vazgeçer mi? Gerekçesi buysa ayıp etmiş.

HİÇ KARŞILAŞTIRMAYIN, AYNI: Kuzey güney çarşı fiyatları sürekli karşılaştırılır. Bizzat gittik mukayese ettik. Çünkü bizim marketlerde domatesi 13 liradan görünce kan beynimize sıçradı. Baktık, orada da euro olmasına karşın aşağı yukarı aynı fiyatlar. Ama en azından taze; salatalıklar, meyveler iki günde çürümüyor, en önemlisi zehirli mi değil mi korkusu yok. Kalitesiz buzluk sebzelerini meyvelerini daha ne kadar bu fahiş fiyatlara tüketeceğiz? Hem de sağlıklı olduğunun hiç garantisi olmadan?

ZİRVEDEKİLER

Girne Belediyesi: “Turizm Şöleni’ne bu yıl katılmama kararı aldık. 365 gün sorunlarla boğuşan Girne Antik Limanın, sadece bir gün hatırlanıp burada şölen düzenlenmesini, meclis üyelerimizle birlikte uygun görmüyoruz. Bu kararı almamızdaki en önemli neden, yıllardır yaptığımız tüm girişim ve çağrılara rağmen, limanın istenilen seviyeye getirilmesi için olumlu bir adım atılmamasıdır. Limanın durumu ortadayken, ülke turizmini tanıtmak amacıyla festival ve şölenler düzenlemek, doğru değildir…”

DİPTEKİLER

Dört Ayda Üçüncü ölüm: 2019’un ilk 4 ayında, ölü bulunan 3. Afrikalı öğrenci. Öncesi de malum. Sayısını tutmak imkansız ama hızla arttığı görülüyor. Ne olacak? Kanıksayacak mıyız? Alışmalı mıyız? Yoksa “hayır biz ülkemizde bu cürümlere izin veremeyiz” deyip, kökenine mi ineceğiz. Bu iş artık bireysel cinayet vakası olmaktan çıktı. Çeteler söz konusu. Bu çocukları suça karıştıran, sonra da katleden cani çeteler. Ben alışmak istemiyorum, bitirildiğini görmek istiyorum. Bir de bunlarla anılmayalım…

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı