Köşe Yazarları

HP ve YDP’nin oyları, seçim sonuçlarını belirleyecek…







Kıbrıs konusu buzdolabına kaldırılıp, bundan sonra atılacak yeni adımlar, planlar da henüz tam netleşmediğine göre, temcit pilavı gibi bunu tekrar etmenin, olası B ve C planları üzerine ahkam kesmenin bir anlamı da kalmıyor. Zaten topluma da hergün Kıbrıs konusunu konuşmaktan, çözüm olacak mı, olmayacak mı falı açmaktan gına geldi…




Şimdi gündem, “evimizin içini temzilemek”… Hoş 40 yıldır bu “pislikte” yaşamaktan bağışıklık kazandık ama, konuşacak, tartışacak birşey kalmayınca hemen “kendi evimizi temizlemek” aklımıza geliyor. 40 yılın pisliği nasıl temzilenecek, o da ayrı bir konu…



Meclis önümüzdeki ay tatilden dönecek. Partilere baktığımızda, hepsinin de olası bir erken seçim için çalışmalarına hız verdiğini görüyoruz. Her ne kadar yeni seçim sistemi tam olarak belli olmasa da…

Şimdilik en geç 2018’de yapılması kesin olan genel seçimler için birşeyler söylemek erken gelebilir. Ancak bana göre kesin olan bir şey var. İki yeni partinin alacağı oylar, seçimlerin sonucunu doğrudan etkileyecek…

Bunlardan birisi Halkın Partisi, diğeri ise Yeniden Doğuş Partisi. Bu iki partinin göstereceği performans ve alacakları oylar, Meclis’te yeni bir şekillenmeyi de beraberinde getirebilir…

Tüm partiler ilçe ve köy ziyaretlerini sürdürseler de, iki partinin haberleri diğerlerine göre çok daha öne çıkıyor. Halkın Partisi, biraz da yeni kurulmanın verdiği şevkle, köy ziyaretlerine en çok ağırlık veren, bunu hem basın, hem de sosyal medya üzerinden en iyi kullanan parti durumunda. Kısa bir süre önce aktif siyasete başlasalar bile, özellikle cumurbaşkanlığı seçimlerinde liderleri Özersay’ın yakaladığı başarı ile, toplumun sevgisini kazanmış olmanın, mevcut siyasete alternatif olabileceklerinin avantajını iyi kullanıyorlar. Mevcut partilerden bıkan, şu veya bu nedenle partisine küsenlerin, yeni bir siyasi oluşuma yönelmeleri normaldir. HP için bugün en büyük handikap, hala daha “Özersay’ın partisi” imajını yıkamamış olmasıdır. Bunun yanında, siyasi kadrolarının toplumda pek tanınmamış olmaları, nasıl bir aday listesiyle seçimler gireceği, partinin alacağı oylarda önemli bir etken olacaktır…

Seçim sonuçlarını etkeleyebilecek bir diğer parti ise Yendien Doğuş Partisidir. Ağırlıklı olarak Türkiyeli seçmenler üzerinden oy toplamayı hedefleyen YDP de, tıpkı HP gibi hem köy ziyaretlerini devamlı yapıyor, hem de basında bunu iyi kullanıyor. Kurulduğu günden beridir bu partiyle ilgili düşüncelerimi bu sütunlardan çok yazdım. Hala da bu yazdıklarımın arkasındayım. Belli bir kesimin duygularını kullanarak, oy avcılığı yapmaları; ayrımcı bazı söylemleri ile toplumda ayrılık yaratmalarını asla tasvip etmiyorum. Örneğin, “belli bir kökenden geldikleri için yıllarca ezildiklerini, devlette yeteri kadar görev alamadıklarını” söylemek, Karpaz halkının, kökenlerinden dolayı bilinçli olarak hizmet alamadıklarını iddia ederek bu insanların oylarına talip olmak ne kadar doğru bir siyasettir. Sonuç olarak YDP, siyasi geleceğini Türkiyeli oylar üzerine inşa ettiğine göre, bu tür söylemleri kendilerince haklı da bulabilirler. Önemli olan, yıllardır şu veya bu nedenle değişik partilere oy veren bu insanları ikna edip oylarını almak. Zaten siyasetin temeli de bu değil mi?… Bu yolda ne kadar başarılı olacaklarını ise ilk seçimlerde göreceğiz…

Sonuç olarak, HP ve YDP bu seçimlerin önemli iki partisi konumundadır. Ve bu iki partinin alacağı oylar, Meclis’in yapısını şekillendirecektir. Ha, seçmen, “ben alışkanlıklarımdan vazgeçmem” deyip yine gidip oyunu önceki terciherine kullanır mı bilemem ama, bu iki partinin alacağı oyların, hem ülkenin hem de diğer partilerimizin geleceğini de çok yakından ilgilendirdiği bir gerçek…

 

 


 

YERİN KULAĞI VAR

“AB ÇATISI LTINDA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM”:

“Ömrümü Kıbrıs’ta bir federasyon için adadım” diyen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ancak geldiğimiz noktada farklı formüllerin de aranması gerektiğini söyleyerek, “Avrupa Birliği çatısı altında iki ayrı devletli çözüm” modelinden bahsetti. Görüşme sürecinin çökmesiyle birlikte Türk tarafının yeni yol haritaları aradığı, “B,C” gibi planların gündem olduğu bu günlerde Akıncı’nın, bu sözleri oldukça dikkat çekiciydi…

 

PARAYLA DEĞİL SIRAYLA:

Görüşmelerin çökmesiyle birlikte Cumhurbaşkanı Akıncı’nın siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarına başlattığı “bilgilendirme” toplantıları devam ediyor. Akıncı son olarak muhtarları bilgilendirdi. İyi güzel de bir tek vatandaş Fransız kaldı gibi. Vatandaşların da ne olup bittiğini, hatta bundan sonra ne olacağını doğrudan bilme hakkı yok mu? Onlar da bu bilgilendirmede sıranın ne zaman kendilerine geleceğini merak ediyorlar…

 

BU KADERCİLİK DEĞİL Mİ SAYIN DURDURAN:

Yeni Kıbrıs Partisi Sekretarya Üyesi Alpay Durduran, halkın çöken görüşmelerden sonra ne olacağını duymak istediğini söylemiş. Duayen bir politikacı olan ve ne istediğini her zaman açıkça söyleyen Sayın Durduran’ın bu ifadesi bana tuhaf geldi. Yani “bize ne yapacaksınız, söyleyin” gibi bir şey. Bu halk kendi geleceğine karar vermeyecek demek ki. İradeyi temsil ettiği şüpheli bir iktidar karar verecek, biz de bize söylemelerini talep ediyoruz. Bu pasifizm değil de nedir. Ha, “aklınızdaki nedir, bilelim” diye sorsaydı, o zaman olurdu.

 

SINIRI DENETLEMEK BU KADAR MI ZOR:

Akıncılar hep köye giriş sorunuyla gündem olur. O da yakın zamanda halledildi ama, bir de çıkışı var ya, o sorun olduğu gibi duruyor. Uyuşturucudan insana, etten sigaraya her türlü kaçakçılığın yapıldığı bir çıkış, bir sınır. Uçsuz bucaksız bir ülke de değiliz ki. Nasıl oluyor da bu kaçakçılar bu kadar pervasız davranabiliyor. Sadece bir günlük polis raporunda, bir kamyon kaçak sigara, bilmem ne kadar kokain yakalandığı yazıyor. Demek ki geçen geçiyor, bu cesaret de oradan geliyor.

 

CANA KASTIN CEZASI NEYSE, O:

Bir yanda Tarım Dairesi’nin eğitim çalışmaları, bir yanda yine Tarım Dairesi’nin denetim sonuçları. Yine 6 üründe limit üstü zehir. Demek ki, ya eğitimler işe yaramıyor, ya da denetim yetersiz. Aslında tüm tarlaları denetlemek de mümkün değil. O zaman cezaları caydırıcı hale getirmek gerekiyor. Sonuçta insan sağlığıyla gayet rahat bir şekilde ve ısrarla oynuyor arkadaşlar. Bunun yaptırımı da ona göre olmalı. İnsan canına kast etmenin cezası neyse, o…

 

BİLE BİLE LADES:

Rum motosikletçilerin eylemleri önceden açıklanmasına rağmen bizimkiler her türlü tehlikeyi göze alarak güneye geçme alışkanlıklarından vazgeçmeyince Metehan’da bildik görüntüler, uzun kuruklar oluştu. Hani ‘bir şey olur ‘deyip bir günlüğüne olsun bu alışkanlığımızdan vageçemiyorsak, o zaman şikayet etmeyeceğiz. ‘İşlemler yavaş yürür, güneşte yandık kavrulduk’ diye dert de yanmayacaksınız. Çünkü siz bile bile lades oldunuz…

 


ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Kıbrıslı Türklerde pek tartışma değildi din…Gözümüzün içine içine soktukları zamanlara kadar… Oysa şimdi… Siyasi bir aygıt olarak hayatımıza dayatılıyor… Ve bu dayatma, kendi içinde yarattığı gerilim ve karşıtlıkla, evrensel bir tartışma zeminini ortadan kaldırıyor. Bir dönem, her yanı bayrak ve büst donatanlara ‘Türklüğümüzü’ ispat yükümlüğümüz vardı. Şimdi

Müslümanlığımızı”…

 

 


DİPTEKİLER

Milliyetçi Değil, Lilliyetçi: Adam milliyetçilik dendi mi mangalda kül bırakmaz. Kendi gibi düşünmeyenlere, “Rumcu, hain” damgası basmak en büyük meziyetlerinden. Kendisini hem gazeteci, hem de tv programcısı olarak tanıtıyor. Ama yere göğe sığdıramadığı askerin yasak bölgeyi ihlal ettiği gerekçesiyle yakalanıyor.Hoş gazetecilikte de artık sapla saman birbirine karıştı ya. İş lilliyetçiliğe geldi mi, ne milliyetçilik kalır, ne bayrak, ne de vatan. Ve ne yazık ki, arkadaşın ilk vukuatı da değil bu…









Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu