Ticaret Odası’nın yayınladığı 2020 IV.Çeyrek Ekonomi Bülteni, KKTC’nin bir fotoğrafını çekiyor.
Güzel bir fotoğraf değil şüphesiz…
Ancak 5 bin kadar işletmenin iflas ettiği, on binlercesinin aylarca kapalı kaldığı, 50 bin kişinin işsiz duruma düştüğü, üniversitelerin, otellerin kapılarına kilit vurduğu bir yılın sonuçlarına baktığınızda, doğru planlamalar, düzgün vergi sistemleri, takipler yapıldığı taktirde, KKTC’nin kendine yetebileceği gibi, alt yapı yatırımlarını dahi yapacak duruma gelebileceği görülüyor.
Sınırlı kaynaklarımız, sınırlı imkan ve kabiliyetlerimize rağmen, özellikle son 10 yılda durum hiç de fena gitmemiş. Gelirler giderleri karşılamış hatta üstüne çıkmış. Yine de ne isterse olsun kırılgan bir ekonomimiz var. Sonuçta işte pandemi, olanı biteni süpürdü gitti. Bizi en az 10 yıl geriye düşürdü…

Uluslararası kuruluşların tahminlerine göre dünya ekonomisinin 2020 yılında %4,3 civarında küçüleceği öngörülmüş. Ancak yıl sonu gerçekleşmelerine baktım, küresel ekonomi, 3,4 daralmış.
DPÖ rakamlarına göre KKTC ekonomisinin ise 2020 yılı sonunda %14,3 civarında küçüleceği tahmin edilmiş. Gerçekleşen ne, onu açıklayan henüz yok…
Ancak şöyle de bir gerçek var ki, turizm ve yüksek öğretim kapalı olduğu halde, 2020’nin üçüncü çeyreğinde KKTC ekonomisi %16,1 oranında büyümüş. Bu kendi içimizde yarattığımız ekonomik faaliyet. Ticaret Odası iyimser, turizm ve yükseköğretim sektörlerinin açılmasıyla ekonominin 2021’in ikinci yarısında toparlanmasını beklediklerini söylüyorlar.
Ticaret Odası raporu, DPÖ ve Merkez Bankası gibi, KKTC ekonomisi hakkında yayınlanan diğer dönem raporlarında da vurgulanan KKTC ekonomisinin kara deliklerini ortaya seriyor. Başta da kim ne derse desin, her yıl ağırlaşan kamu maliyeti var.
Yıllar yılı, istihdamda kamunun oranını düşürme hedefi ortaya konur, hükümet programlarında baş köşede yerini alır, ama bunu yazan hükümetlerin ilk işi kamuya üstelik de adaletsizce istihdam yığmak olur…
2010 yılından itibaren azalarak %25’e kadar düşen, kamu sektörünün istihdam içerisindeki oranı 2020 yılında tekrar artarak %30,6’ya yükselmiş. Çünkü, son bir yılda kamu sektöründeki istihdam edilen kişi sayısı %14,3 artmış. 2018 yılında memur sayısı 35.474’muş. 2019 yılında ise bu sayı sadece 51 kişi artmış. 2020’ye gelindiğinde ise, tam 5.088 kişi diğer bir ifadeyle %14,3 artmış. Daha bu rakamların içinde cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindekiler yok. Felakete bakar mısınız? Bizzat devlet eliyle, devlet sürekli zaafa uğratılmakta. Kendi kendini bitiren bir sistem…
2010 yılında KKTC’de bütçe açığının GSYİH’ya oranı %-8,8 iken bu oran 2019 yılında %-1,3 olmuş. 2020 için öngörülen ise %-5,7. Geçen yıllar içinde kapatılan bütçe açığı, birden 10 yıldan da fazla geriye gitmiş. Arada öyle güzel çabalar gösterilmiş, bütçe açığı neredeyse kapatılmış, ama bu çabalar, kimseye, hiçbir şey öğretmemiş.
Sonra vergiler. 2020 kaybı, 500 milyon olarak görülüyor. Bunun içinde her türlü vergi var. Dolaylısı da dolaysızı da. KDV gibi, harçlar gibi olanları çıkartın, diğerleri toplanmayan vergiler. Al bir kara delik daha.
Raporu ekonomistler daha derinden inceleyecekler. Ancak şöyle bir baktığımda, olmayacak bir şey yok. Yeter ki, KKTC ekonomisi adam gibi yöneten ellerde olsun.
Bakın işte raporda şöyle bir ifade var; “KKTC’de 2020 yılsonu itibariyle 2021-2023 dönemi için hazırlanmış herhangi bir orta vadeli program bulunmamaktadır”. Yeni değil, kaç yıldır program yok. Türkiye ile imzalan protokollar, bir ölçüde program yerini tutardı, en azından hükümetlere yol haritası çizerdi. Şimdilerde artık protokoller de böyle bilimsel veriler içermiyor, sadece günü kurtarmaya yönelik ve ne yazık ki çoğunlukla siyasi…
Bizim sorunumuz budur. Bu ülke kötü yönetiliyor. Bu ülkenin kaynakları, olanakları kötü yönetiliyor. Hatta plansızlığa bakarak, yönetilmiyor bile denebilir.
Nitekim Ticaret Odası raporun öneriler bölümünün son maddesinde şöyle diyor; “Hükümet programında öngörüldüğü şekilde Ekim 2021’de siyasi istikrarı sağlayacak bir seçim yasası ile seçime gidilmesi”.
Onlar da bu pandemi sürecinde ülkenin yetersiz ellerde, plansız, programsız, hiç de hak etmediği bir felakete yürüdüğünün farkındalar…
YERİN KULAĞI VAR
HİÇBİRİ UTANMADI, O UTANDI:
Tepkilere neden olan saray yapımı ile ilgili olarak ilk kez Havadis’e konuşan Tatar, “şimdiki binalarda çok zor koşullar altında çalışıyoruz, müzakere heyeti yabancı konukları misafir ediyor, utanıyoruz, yeni ve kullanışlı bir binaya ihtiyaç var” dedi. Dr. Küçük, Denktaş, Talat, Eroğlu, Akıncı utanmadılar, o binada tarihi olaylara imza attılar ama, Tatar utanıyormuş. Keşke ülkeye yaşatılan felaketten de biraz utanabilse…
ÇEKİLDİLER DİYE SUÇLAMIŞ:
Ersan Saner, meslektaşımız Levent Özadam’ın konuğu olmuş. Levent, diğer adayların da kurultay için sabırsız olduklarını söyleyince, “İlk kurultayda niye çekildiler” demiş. Hah, şimdi gördünüz mü Sayın Taçoy, Sayın Sucuoğlu, bir de çekildiğiniz için suçladılar sizi. Zamanında cesur olup sebeplerini açıklamış olsaydınız, böyle dalga geçemezlerdi. Şaka bir yana, adamlar kendi keyiflerinden mi çekildiler, yoksa Saner’in de iyi bildiği bir gombinayla mı çektirildiler?
“SEÇİM OCAK 2023’DE OLSUN”
Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, “Haziran ayında ara seçimin yapılması halinde, genel seçimlerin normal tarih olan Ocak 2023 tarihine kadar uzatılabileceğini” söyledi. Canı neler de çeker. Belli ki bunların erken seçim diye bir dertleri yok. Biliyorlar ki yapılacak ilk seçimde o koltukları bir daha zor görecekler. Onun için bu seçim işini ne kadar uzatırlarsa kar sayıyorlar. Aslında sadece Ataoğlu değil, Arıklı’nın da Saner’in de kafasında aynı senaryo var. Onlar ne düşünür bilemem ama, vatandaş dört gözle sandıkların kurulacağı o günü bekliyor…
DENETLEMEYECEKLERİNİ BİLDİĞİM İÇİN KORKUYORUM:
Kumarhaneler bastırdı, yeniden 3 günlük karantinasız girişler düşünülmeye başlandı. İzole otel falan deniyor. Mümkün mü böyle bir şey. 3 günlüğüne “kumar oynayacağım” diye gelenlerin neler yaptıklarını ne çabuk unuttular? “0” vakayla giderken, salgını arttıran bu değil miydi? Diğer taraftan ev karantinasını açmaya hazırlanıyorlar. Taksınlar kumarcılara da birer bileklik, olsun. Yine de her şeye rağmen denetlenmeyeceğini bildiğimiz bir uygulamadan fena halde korkuyoruz.
LAF ÇOK, ÖDEME YOK:
Bu dönemde bakın haberlere en çok açıklama yapılan konu “1500 liralık ödemlerle ilgili olduğunu göreceksiniz. Başbakanın bu konuda verdiği ama bir türlü yerine getirmediği sözler ise buradan Mağusa’ya yol olur. Bir de gecesini gündüze katarak zor şartlarda çalışan sağlık emekçilerinin fazla mesai paraları ki, bu paralar analarının ak sütü kadar helal. Maliye Bakanı kendince formül bulmuş, “önce 1500 liralar, ardından mesailer ödenecek”. İnanalım mı, ben inanmam. Bugüne kadar yerine getirmedikleri ne sözler verdiler…
HANİ AŞI OLMADAN AÇILMAZDI?:
Daha kısa bir süre önce ne diyordu Eğitim Bakanı Amcaoğlu? “Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi okulları açabilirsiniz dese de, aşılama olmadan kesinlikle okulları açmayacağım”… Şimdi, topu Kurul’a atıyor ve telafisi olmayan sınıfları hemen açmaya hazırlanıyor. Bir kararınızın da arkasında durun, ya da kafadan atıp, böyle ortada kalmayın…
































