Kimlerine göre hayat bir sahnedir, bu sahnede insanlara çeşitli roller düşer; herkes rolünü oynar ve an gelir perde kapanır.
Perde kapandığında oyun biter.
Oyun bittiğinde başka bir sahne kurulur, roller yeniden dağıtılır, başka bir oyun başlar.
Hayat böyle devam eder, bir sahneden bir sahneye.
Zamanın bir diliminde bir başka mahallede olabilir, bir başka zaman bir başka mahallede hatta bir başka bölgede, bir başka şehirde veya başka bir ülkede olabilir insan.
Nerede olursa olsun sahne kurulur, yeni rollerle yeni oyunlar oynamaya başlar insan.
Bu böyle devam eder, nesiller nesilleri izler ve her nesil kendi döneminin sahnesinde yer alır…
…
Son birkaç nesil İngiliz döneminde ilkokullarda “God Save the Queen” (Tanrı Kraliçeyi Korusun) adlı İngiliz ulusal marşının okutulduğunu bilmezler.
İngiltere’de yasal bir ulusal marş yoktur, çok okunan üç marş yerine göre kullanılıyor.
Bu marş, Birleşik Krallığı oluşturan Galler, İngiltere, Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın hepsinde kullanılmıyor, İskoçya ve Kuzey İrlanda bunlardan ikisi; bunlar kendi marşlarını kullanıyorlar.
Kıbrıs’ta okutulmuştu.
Daha sonra sahne değişecekti.
Değişince, “Türküm, doğruyum…” şeklinde başlayan “andımız” okutulmaya başlanmıştı.
Kim bilir bir başka zamanda hangi sahne kurulacak…
…
Hayat sahnesi sürekli değişmektedir; bir neslin yaşadıklarını elbette diğer nesiller yaşamayacak ve geçmişte kalanlar kitaplardan, filmlerden öğrenilecektir.
Bahsetmeğe çalıştığımız şey şudur:
Her nesil kendi sahnesinde rol alırken, aldığı role dikkat etmeli, hayatını kendi istediği gibi özgürce yaşamalıdır.
İnsanın hangi rolü üstleneceği başkalarına bırakılırsa,
Şunu söyleyelim:
Kölelik tamamen ortadan kalkmamıştır; başka bir içerik ve biçime evrilmiştir.
Gönüllü köleler olarak sahnede yer almaya gerek yoktur…
































