Kıbrıs siyasi sorunu ve etrafında gelişen olaylarından kopamıyorum. Zannedersem çoğu yurttaş da ayni tutku içindedir. Çünkü sorunu dışlamış da olsak o, şu veya bu bir başka toplumsal sorunla kendini zorla hatırlatıyor çünkü geleceklerimizi tehdit ediyor! Nitekim artık daha yüksek sesle soruyoruz: “Ne zaman çözüm olacak?” Nitekim:
Liseli genç soruyor: “Okulu bitirene kadar her halde bir çözüm olur dolayısıyla üniversiteden sonra ne olacağız sorusuna bir cevap bulurum umudundaydım!” Oysa sorun çözümsüzlükle anlaşma yapmış!
İş insanı soruyor: Ne zaman bu çözüm? Çünkü KKTC’nin daracık sınırları içinde “kapalı toplum ekonomisi ahkâmlarında heyamola çekmekten bıktı usandı, dışa açılmak istiyor, açılamıyor! Dolayısıyla çözüm umudu ile yaşıyor ama çözüm hâlâ çok uzaklarda! Gözükmüyor!
Sanayici hellimci soruyor: “Ne olacak bizim imalatımız? Piyasamız yok! Hellimimizi çözüm olmadığı için ne tescil edebiliyoruz ne de TC dışındaki ülkelere ihraç edebiliyoruz!” Onlar için de çözüm Kaf dağının ardında!
Patates üreticisi soruyor: Mersin gümrüğünü bile aşamazken ne olacak hallerimiz! Çözüm olsa da kurtulsak gayrı!” Oysa çözüm dediğiniz Anastasiadis’in iki dudağı arasında, onun da dudakları çözüme kilitli! Kısaca çözümsüzlük uzar gider, kuşkulu bekleyişler sürer!
BU NEDENLE ÇÖZÜM KAFAMIZIN BİR YERİNE YAPIŞMIŞ UKDEDİR! Tutun ki beynimizdeki “akıl noktalarından” biri haline geldi. Ama bu “noktacık” hem akılsız hem fonksiyonsuz! Üstelik duyguları ile dini imanı da eksik çünkü Rum tarafının şerrine uğradı!
ÖTE YANDAN: KKTC nisanda Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyor… Altı adayımız var. Hangisi seçilse kendini burnuna kadar “çözümsüzlük batağının” içinde bulacak! (Hadi buraya kadar gelmişken bir lase de Cumhurbaşkanları adaylarımıza bakalım.)
**********
Adaylar start aldılar: (Kılıçlar kınlarından çıktılar)
Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası geçtiğimiz hafta aniden depara kalktı! Kalktı ki bir baktık, etrafı ateşledikten sonra “hah şöyle deyip” elinde bayrak Eroğlu önde koşuyor! Arkasında, “her halde benden bu yarışın dışında kalmamı bekleyemezdiniz” deyip koşturan Akıncı! Ve o da ne: “Hodri meydan” deyip mal varlığını açıklayan Kudret Özersay! Ve tabi etrafa gülüşler fırlatarak halkla kucaklaşan Sibel Siber… Ve her halde artık KKTC söz konusu olursa son Mohikanlar’dan olması gereken KSP adayı Mustafa Onurer…
ÖNCE KUDRET ÖZERSAY’IN MAL BEYANINA BAKALIM. Geçen hafta Özersay “hodri meydan dedi mal varlığını açıkladı… Buna karşın öteki adaylardan hiç biri çıkıp da “sendekiler mal da bizdekiler mi beytambal” deyip mukabil açıklamalarda bulunmadılar! Oysa bu “mal beyanları” inanın yurttaşları seçimlerden daha çok ilgilendiriyor!
Mesela ben Özersay’ın ve eşinin mülkleri konusundaki açıklamasını okuduğumda, “vallahi iyisin Özersay” dedim. Ben senin yaşındayken borcumdan başka “varlığım” yoktu! Demek ki Yeni kuşaklar daha mutlular.. En azından bir “dünyalıkları” var çocuklarına bırakacak…
Ve devam ediyorum: Kimse Özersay’a mal beyanında bulun demedi. Fakat o seçmenin karşısına çıkarken “işte ben buyum şu kadar malım vardır” açıklamasını, dillere pelesenk şu “şeffaflık” adına yapıverdi… Bana göre bu açıklama, öteki adaylara “hodri meydan” demesidir… Zaten kendisi de vurguladı: “Siyasetin gereği olarak seçilmeyi beklemeksizin, gerek bana gerek eşime ait mal varlığımızı, gelirlerimizi ve borçlarımızı çekinmeden herkesle paylaşmak istedim…”
EROĞLU’NUN ÇIKIŞI VE MUSTAFA AKINCI: Mustafa Akıncı’nın TDP destekli toplantısının ardından Eroğlu ilk taşını attı: “TKP’yi tarihe karıştıran adam bu gün adaydır” dedi! …Mustafa Akıncı bir devrelerin “altın çocuğuydu.” O kadar ki Denktaş bir gün yerine geçecek politikacı olarak görüyordu Akıncı’yı. Hatta o makama hazırlıyordu kendince! Sonra şöyle dediydi: “Az kalsın beni kandırıyordu!”
Politikacıların inişli çıkışlı süreçleri vardır. Akıncı Belediye Başkanlığı sonrasında inişi yaşadı… TKP’yi, öğretmenin, polisin, memurun, köylünün partisi oluşu yerine, Sol’un ideolojik sloganlarına kurban etti… Sol kulvarda koşan CTP’yi aşıp tahtına oturacağım amacında bünyemize bol gelen “halkların kardeşliği” gibi sloganlarla önce kendi halkından koptu!.. İspanya’da Erdoğan’a çattı!.. Ve gitti! Şimdi “yeniden döndüm diyor.” Biz de hayırlısı olsun diyoruz…
SİBEL SİBER: Bu ülkede eğer “kadın isterse Cumhurbaşkanı adayı da olur” dedirtti! Buna karşılık “öteki kadınlar” hâlâ “erkeklerin himmet ve destekleri” ile mesela Meclis’te “kadın kotası” olsun diyebiliyorlar! Erkek dünyası içinde ezildiklerini söylüyorlar! Ve çoğunlukla kendilerini öne atmaktansa “kocalarını öne atıp yanlarında politikanın keyfini çıkarmayı” yeğliyorlar!
Sibel Sibel bu “kısır döngüyü” kırdı! “Kadınım ve Cumhurbaşkanlığına adayım” dedi… Zaten Meclis Başkanıdır… “Kazanır mı” sorusu benim için “yarattığı kadın politikacı profili” nedeniyle önemli değildir… Önemli olan “erkekler dünyasında” sürekli gülen aydınlık yüzüyle politika yapmasıdır…
KSP’Lİ MUSTAFA ONURER: Tanımıyorum. Ancak tanıtanları var. Mesela diyormuş ki “KKTC ne egemendir ne de bağımsız bir devletin sahibidir. Üstelik asla da olamayacağız…”
Tabi bu “özgürlük ve egemenlik” laflarını Türkiye’nin Kuzey’deki varlığı için sarf ediyor… Oysa yeni bir söylem değil.” Üstelik ve artık bu tip sivri oklar kimselere ne değiyor dolayısıyla ne de yaralıyor! Kaldı ki mesela Akdeniz’de hangi ada bağımsız ve özgürdür ki! Yahut dünyada kıtalara yamanmış bizim gibi küçük adaların hangisi egemen devlettir ki? Çünkü Kıbrıs gibi küçük adaların kaderidir: Yamaçlarındaki kıtalara ülkelere muhtaçtırlar! Onlara dayanmadan yaşama hakkı bulamazlar! Ha, Kıbrıs bir süre daha “çözümle” falan boğuşacak ama sonunda ya tümden Avrupalı olacak yahut “Kuzey” itibarı ile Türkiyeli… Tabi Onurer’e de başarılar…
**********
Kısaca takıldığım: (Harcıalem gösteriler!) Okaliptüs budandıktan sonra hatta neresinden keserseniz kesiniz yeniden fırça gibi açılan, feslikân gibi yeşeren ender ağaçlardan biridir. Ve tam da o muhteşem gölgesi ve yarattığı serinliği nedeniyle Kıbrıs’a özgü bir ağaçtır. (Çok su tüketirmiş. Her canlı ihtiyacı kadar tüketir “çok” laftır!) Geçtiğimiz günlerde Yeniiskele’de bazı okaliptosları gerekli olduğu için ziraatçılar budadılardı. Kıyametler koptu! Vay efendim böyle budanır mıymış? Kuruyacaklarmış falan… Olay ne bilir misiniz? “Muzırlık bir ki bu memlekette hastalık haline geldi, işgüzarlıkla lafazanlık iki!” Her şeyi bilen insanlar çoğaldı!
AKKUYU’DA NÜKLER SANTRAL YAPILIYOR: Projeyi geri çekmeyecekleri kesin… Buna karşın tabi ki protesto etmek, “yahu bula bula burnumuzun dibine mi kuracaktınız” demek hakkımız! Fakat “nükleer santral yapılacak da patlayıp bizi kavuracak” feryatlarında “felâketimizi” ilan edip “kefenlerimizi giymek” de neyin nesi? Söyleyeyim: “Ucuz gösteri!” Tıpkı inanların turistlerin yoğun olduğu meydanlarda sokak köpeklerine kulübe yapıp önlerine yiyeceklerini serip el aleme “köpek sevgisi” adlı tiyatroyu seyrettirmek gibi!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























