Bazen birilerinin canını sıkıp asabını bozmak istediğimde saplantısı haline getirdiği görüşlerine çatarım! Özellikle siyasi sorun söz konusu olduğunda…
Fakat bazen aynı “silahla” beni de vururlar! Nitekim dünkü gazetelerin manşetleri üzerime kurşun yağdıran makineli tüfek gibiydiler! Mesela bizim Havadis şöyle diyordu: “Bu yıl çözüm mümkün!” Diğerleri de hani işittim miydi beynime kurşun yemiş gibi olurum ya inadıma “bu yıl çözüm olacak” havalarında ayazlanıyorlardı ve çok canımı sıkıyorlardı!
Ne var ki bu kez bu “çözüm” lafı hâlâ neden günü birlik ve alelacele Lefkoşa’ya gelip yoğun temaslarda bulunduktan sonra, tahmin ettiğim gibi doyurucu açıklama yapmadan geri dönen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nundu!
Her ne kadar Akıncı ile birlikte “2015 yılında kesinlikle çözüm olacaktır” deyip de başımdan aşağı kaynar sular dökmedilerse de “2015 yılında kapsamlı bir çözümün gerçekleşebileceğini” vurguladılar…
2015 ÇÖZÜM YILI OLUR MU? Neden olmasın! Nitekim Çavuşoğlu’nun temasları sırasında da telaffuz edildi. Mesela Çavuşoğlu’nun Meclis Başkanı Siber’i ziyareti sırasında 11 Şubat 2014’de müzakereler başlarken varılan ortak açıklamadaki gibi bir çözümün olabileceği yeniden vurgulandı. Neydi o mutabakat? İki lider yani Eroğlu ile Anastasiadis ortak açıklamalarında şu uzlaşıya vardılardı: BİR: İki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı iki bölgeli iki toplumlu bir federasyon oluşturulacak. İKİ: Bu federal devlet BM’ye üye tüm devletler gibi “tek egemenliğe” sahip olacak bu egemenlik Türk ve Rumlardan “neşet” edecek. ÜÇ: Kurulacak Devlet AB üyesi ve vatandaşı olacak. DÖRT: Bu vatandaşlar ayrıca “Kurucu Rum Devleti” ile “Kurucu Türk Devletinin” de iç vatandaşları olacaklar. BEŞ: Birleşik Kıbrıs federasyonu eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşurken, kurucu devletlerin, bir diğeri üzerinde otorite ve yetkisi bulunmayacak. ALTI: Federasyonun iki toplumlu ve iki bölgeli karakteri ile AB ilkeleri korunacak. YEDİ: Federal hükümet tarafından kullanılacak yetkiler Anayasada belirtilecek. SEKİZ: “Artık Yetkiler” ise kurucu devletlerde olacak. PEKALA NEDEN ÇÖZÜM OLMUYOR? Masada bu kadar açık ve net bir “ortak anlaşma metni” varken neden Rum tarafı “çözüm” yerine “çözümsüzlüğü” azdırıyor? 11 Şubat 2014’ten beridir bu sorunun cevabını verirken “irili ufaklı yetkililer” nanik çeker gibi “hemen çözüm” dedi miydi fes başımdan fırlıyor ya! Sebebi Rum’un böylesi bağlayıcı ve BM imzalı anlaşmalara karşın bile masada tam aksi görüşler savunarak insanı çıldırtmasıdır çünkü çözümden anladığı tümden ada egemenliğidir! Yine de ekleyelim. Keşke bu çözüm dediğiniz “hemen” olsa!
**********
Koalisyon hükümeti: (Ne yapmışsa başarılı olamadı!)
Bu hükümet “reformlar hükümeti” olacaktı. Ya “göz açtırmadılar” o nedenle başaramadı yahut “kabiliyeti” müsait değildi. Üstelik “geldiği gibi gitme” başarısını da gösteremedi çünkü başarı ile başarısızlıklarının balansını kuramadı! Hem toplumsal sorunların altında kaldı hem iç barışı bozdu!
Yine de hiçbir siyasi iktidarın “başarısız” olmak istemediği gerçeğinin akıl ve mantığına sığınıyoruz. O zaman neden CTP-DP hükümeti, Yorgancıoğlu gibi şaibelerin karasına bulaşmamış bir Başbakana karşın toplumda sadece “hüsran” yarattı!
Oysa Sibel Siber’li geçici hükümet kısa sürede halk katlarında sadece güven yaratmadı, dolayısıyla moral değerleri de yükselttiydi. Yorgancıoğlu hükümeti işte öylesi bir hükümetin “mirasını” devraldıydı ve bakın o geçici hükümet mirasının içinde tepe tepe kullanacağı ne zenginlikler vardı:
İlk kez Kıbrıs Türk halkı “ben” öznesinin yerine tümden Kıbrıs Türk halkını koyan bir Bakanlar Kurulu ile tanıştıydı.
İlk kez “geçici” de olsa bir hükümetin eğer isterse pek alâ da çalışabileceği, üretebileceği, başarıp yasalar çıkartabileceğinin ispatı verildiydi.
İlk kez halkın ayağına giden bir hükümet profili yansıtıldıydı.
İlk kez çok önemli olması gereken “iç barış” sağlanırken dolayısıyla “istikrar” rüzgârları estiydi.
İlk kez halkla empati kuran sempatik bir hükümet görünümü oluşturulduydu…
VE BİR DE YORGANCIOĞLU İLE DENKTAŞ HÜKÜMETİNE BAKALIM: Tabii hiçbir “ilke” imza atamadılardı! Söz verdikleri reformları yapamadılardı! Devletin canına okuyan ve sürekli şişirilen kamuda istihdam olayına son vereceklerdi, veremedilerdi! Sendika ve birlik derneklerin yarattıkları eylemlerin altında kaldılar, güven erozyonuna uğradılardı! Dolayısıyla iç barışı bozarken yerine istikrarsızlığı koydulardı! Devri iktidarlarında mazbata mağdurları ile kredi kartı kullananlar ve kişisel borçlanmalarda bulunanlar tavan yaparak tehlikeli seviyelere çıktılardı! Uyuşturucu kullananlar artar ve okulların yeni sorunları olurlarken, öğretmen atamaları ve öteki sorunlar nedeniyle eğitim öğrenim kurumları kan kaybetmeye devam ettilerdi. Narenciyeci, patates üreticisi, hayvancı, çiftçi köylü hiçbir devrede bu kadar mutsuz olmadıydı! Üstelik Başbakan’la yardımcısı anlaşamaz, Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Başbakan inadına sürtüşürken bilerek ve isteyerek devleti fena halde yaraladılardı… VESSELAM: Bu koalisyon hükümeti istenen başarıyı gösteremedi! Oysa şu anda daha görüyoruz: Müzakereler nedeniyle bu hükümetin daha çok başarılı olması gerekiyordu! Talihsizlik işte! Ki biz vakti zaman eskilerinin çok popüler bir şarkısı vardı: Galiba Safiye Ayla söylerdi: “Otomobil uçar gider gönlüm gibi kaçar gider/ Ben talihin peşindeyim! Talih benden kaçar gider…” Koyun otomobilin yerine Devlet’i Alîye’yi, hah işte olay!
***********
Kısaca takıldığım: (Demokrasi ve özgürlük adına tepelenen demokrasilerle özgürlükler!)
Millete bir “demokrasi” hastalığı musallat oldu. Biri diğerinin başına etse bunu “demokrasi adına” yaptım der! Biri diğerine sövse dövse “istediğimi yaparım memlekette özgürlük var” der! Biri süratli araba kullanırken tehlikeler yaratsa kazalara da neden olsa “burası demokratik ülkedir, istediğim gibi arabamı kullanırım” der! Biri küçücük çocukları taciz eder, çevreyi kirletirken bile artık özgürlük ve egemenlik hakkımı kullandım der! VE ŞU BAYRAK OLAYI: Bunlardan bir tanesi işte! O mübarek “genç insan” diyor ki özgür ve egemen bir ülkede istediğim bayrağı çeker, istediğim bayrağı taşırım… Sonra da aynı KKTC’de aynı özgürlükle demokrasiyi paylaşanların da özgür ve egemen oldukları gerçeklerinde “niçin Kıbrıs bayrağını taşıyorsun” diyerek üzerine saldırmalarını “ırkçılık, Vandalizm, ilkellik” diyerek şikâyet ediyor!” Kardeşim bu demokrasi, özgürlük sadece senin için yapılmadı. Tahrik edersen tahrik ederler! Sen o bayrağı taşıma hakkına sahipsen “taşıtmama” hakkına sahip olanlara da katlanmak zorundasın! Akıl bunu diyor!
































