Lingiri oynayan var mı? Yok.
Pirili oynayan var mı? Yok.
Birayak?
Peki, topaç?
Yok…
…
Topaç dedik de.
Topacın tatarisi de vardı.
Tatari topaç, dönerken dengesini kaybeden ve titreyerek oradan oraya savrulan topaçlara yakıştırılan isimdir.
Topaç müsabakalarında yenilenin topacı nannaklanırdı!
Bir keresinde yazmıştık.
Nannaklama işlemi, kazananın, kaybeden tarafın topacını kendi topacının çivisi ile delip deşmesi işlemiydi.
Bir delik, iki delik üç delik derken topaç çatlardı…
…
Hayat da böyle sürüp gidecekti.
Nannaklanarak.
Çatlaya çatlaya.
Büyüye büyüye kirlenecekti dünya…
…
Her şey oradan oraya savrulmuş gibi…
…
Lefkoşa’nın Musalla bölgesinde lingiri genellikle hisar üstünde oynanırdı.
Oraya inşaatlar yapılmazdan önce, bayram yerleri kurulurdu.
Alabildiğine boş bir alandı ve lingiri gibi sert bir oyun için elverişliydi.
Neylersin,
O hisarın üstü de ahaliye kapatılmış, anılar dibelik hapsedilmiştir…
Bunun yanında, Dianellos sigara fabrikasına Meclis kurmanın esamesi mi okunur?
Bak,
Orasını sivil zapt etti, diğer tarafı asker.
…
Bazen fetihler de işe yarar!
Mesela, Kıbrıs Türkü diye bir ahali doğar.
Yoksa İkinci Selim nereden bilecekti böyle bir ahali oluşacağını?
…
İyi ki İkinci Selim Kıbrıs şarabını severmiş.
Şarap vesilesi belki hikaye ama neticede bu ahali doğdu.
…
Bir ayak oynayan çocuklar mutluydu.
Her şeye rağmen.
Hani bir arkadaşımız söyledi:
-Keşke hiç büyümeseydik…
Keşke…
Musalla’da, Laleli’de, Haydarpaşa’da, Karabuba’da, Arabahmet’te, Selimiye’de kalsaydı ne kalacaksa…
…
İnsan büyüdükçe niye kirlensin ki?
Saksıyı çalıştır…
…
İlkokullar günde iki kereydi.
İkindi okulu bittiğinde çocuklar evlerine dağılır,
Üstlerini başlarını değiştirir değiştirmez sokaklara dalarlardı.
Birayak oyunu için yol içine oyunun oynanacağı sistem bir alçı parçası ile kareler şeklinde çizilirdi.
Her sokakta bu çizimleri görmek mümkündü.
Yağmur yağarsa silinirdi ancak.
İkindi vakitlerinin serin rüzgarları Lefkoşa sokaklarına girip çıkarken, çocuk sesleri kuş seslerine karışırdı.
…
Yol içinde oynamak özgürlüğü şimdi bir hayal.
Hayat, gerçekten de müsabakayı kaybetmiş bir topaç gibi.
Nannaklanmış.
Çatlamış durumda…
…
Şair Firet Demirağ’ın bir şiirinde söylediği şu söz hep aklımızdadır:
“Sıfır derece sevgisizlik…”
































