Ban Ki Moon için Kıbrıs siyasi sorununu çözüme götürmek hem BM’ler hem de kendi siyasi presitiji yönünden çok önemli olmalıdır. 1963’lerden beridir gelip geçmiş tüm BM’ler Genel Sekreterlerine nasip olmayan bir “barışçı çözümü” gerçekleştirirse, başarısını “tarihe” kazıyacaktır..
Bu nedenle hem Ban Ki Moon hem de Eide “sorunu” türlü çeşitli yönleriyle gündemde canlı tutarlarken, bir yandan da Kıbrıs’la ilgili tüm tarafları olaya katıp, ortak paydalarda çözümü sağlayıcı unsurları çoğaltmak istiyorlar. Mesela:
HAYDİN KOMUTANLAR! Geçtiğimiz günlerde Ban bir çağrıda bulunarak “adadaki askeri kuvvet komutanlarının da kendi aralarında istişareler yapmalarını” salık verdiydi.” Bunun hemen ardından bir açıklama da Eide yaparak, Garantörlük sorununun “ya Garantör ülkeler, yahut dörtlü konferansta çözülebileceğini veya Türkiye’nin kendiliğinden garantörlükten vaz geçeceği olasılıklarını sıraladıydı, zaten başka da olasılık kalmadıydı!
SORUN SADECE GRANTÖRLÜK DEĞİLDİR. Belli ki Ban ki Moon da Eide de peşinen, “TC’nin garantörlük sorununu çözümün ayak bağı” olmasından çıkarmak istiyorlar. Bu yolda strateji üretirlerken, ”adadaki komutanları da devreye sokmak geldi akıllarına!” İşte zurnanın son deliği burada “zırt” diyor! Çünkü zaten siyaseten çoktan “yedi Kocalı Hürmüz’e” dönmüş ada, ayni oranda askeri güçler sarmalına da girdi. Nitekim say say bitmez.
Kuzey’de “Türk Barış Kuvvetleri komutanlığı” var. Yanı başında “vur emri” olmamasına karşın “denetim ve caydırıcılık görevinde BM’ler Barış Gücü askerleri kol geziyor!” Artı, KKTC’ye bağlı “Güvenlik Kuvvetleri” de etkin ve yetkin görevinin başındadır.
Güney’e gelince: Ooo! Sanırsınız uluslar arası askeri garnizonların özellikle konuşlandırıldığı bölgedir! İngiliz üsleri de vardır dolayısıyle Komutanlığı da! İngilizin olduğu yerde Amerika’nın da olacağı gerçeklerde ve her halde ABD komutanlığı da vardır!
Bitmedi! Yunanistan da vardır, askeri kuvvetleri de Komutanlıkları da!
Var yok bilmiyoruz ama Güney’in İsrail, Mısır, Rusya ile askeri anlaşmalar yaptığını, birlikte askeri tatbikatlar oluşturduklarını biliyoruz! Eh bu kadar içlidışlı olundukta Güney’de “Komutanlıkları” mı olmaz?”
GELELİM KOMUTANLAR TOPLANTILARINA. Öncesinde bizim Sn. Dinişleri Başkanımız Atalay’ın adada ne kadar dini lider varsa hepsini toplayıp “çözüme katkıda bulunma” çalışmaları vardı! Bu çalışmalar başlamadan sesi sedası çıkmayan Başpiskopos Hrisostomos, vakta ki Sn. Atalay’ın kolunda gökten indirilen “çözüm havarisi” olarak takdim edildiydi, Kuzey’den istemediği tek bir taş parçası bile kalmadıydı! Şimdi ise adadaki Komutanların toplanıp çözüme katkıda bulunmaları çağrısı yapılıyor! İster misiniz bugüne kadar sesleri işitilmeyen “komutanların” iki üç toplantıdan sonra “anlaşamadık” lafına toslana! Ve de tanklar yürürken toplar patlaya! Adanın bir başından giren “komutanlık güçleri” öteki ucundan çıka! Alın size pür’i taze katıksız çözüm: “Ne federal sistemi gerçekleştirecek Türklerle Rumlar kalsın ne pay edilecek topraklar!” Ban Ki Moon bunu başarırsa, işte o zaman çok daha “büyük” olacak!
**********
HÜKÜMETİN EVRAK’I METRUKESİ! (SİYASET YORGUNU KKTC’NİN HASTA HÜKÜMETİ!)
Çoktandır “Kalyoncu hükümeti,” süreleri ayları, günleri ile belirlenen elinin altındaki “icraatlar programına” karşın, “nerede olduğu ile nereye gitmesi gerektiğini unutmuşların şaşkınlığında dönüp duruyor! Bu kısır döngü de iki büyük kırılmaya dayanıyor:
Birinci kırılma: Hükümetin kurulmasının üzerinden dört ay bile geçmeden Ekim 2015’de İçişleri, Tarım ve Maliye Bakanlarının görevlerinden alınıp yerlerine “üç yeni Bakanın” atanması!. İkinci kırılma: “Suyun yönetim sorunu” ile açılan büyük yara!
OYSA: Hükümeti felç eden her iki olay da gereksiz, yapay, yanlış ve (son kelimeyi özellikle yazıyorum) “kasıtlıydı!” Nitekim değiştirilmeden önceki Gürpınar’lı, Başoğlu’lu ve Sennaroğlu’lu ilk Bakanlar Kurulu zaman zaman sendikaların uyarı ve eylemlerine karşın en azından devlet mekanizmasını çalıştırıyorlardı.
Olanlar hükümet değişikliği ile birlikte göreve yeni gelen genç Bakanların, iddialarına koydukları açıklamaları ile oldu! Bir kaçını hatırlatayım:
“Ateşten gömlek giydik!” “Kıb-Tek’in çözümü önceliğimiz olacak!” “Kamu Maliyesini mutlaka düzelteceğiz!” “Mali disiplin sağlayacağız!” Kamu reformunu yapacağız” falan…
SORUN NEYDİ? “Yapacağız edeceğiz” derken Başbakanla birlikte bir kadro hareketinden değil, CTP Parti Meclisinin inisiyatifinden söz edilmesiydi! UBP’nin ortaklığına karşın, bilerek ve isteyerek hükümete karşı bir darbe gerçekleşiyor, “suyun yönetim” tartışmalarından kopan sorun da kullanılarak, “koalisyon hükümeti” rölantiye yatırılırken, Talat’lı Parti Meclisi de yönetim erki haline getiriliyordu! Ki bu “güç” Ombudsman’ın atanmasıyla da pekiştiriliyordu!
KKTC SİYASET YORGUNU OLDU: Neredeyse her iki yıla bir erken seçim düşüyor.
Her seçim sonrasında hükümet bir öncekinden daha kötü performans sergiliyor.
Sorunlar gelen hükümetlerle çözüm bulmuyor artıyor, arttıkça devletin sırtındaki kambur büyüyor!
TC ile ilişkiler kasıtlı politikalarda özellikle bozuluyor, “devlete” inanmayanlar, “inanmışlık” politikasında halkın duygularını okşadıktan sonra her vesile ile Türkiye’yi suçluyor!
Gitgide ve beterince olmayan ekonomiye karşın olan kırıntıları da kapalı “toplum ekonomisi” içine kilitleyerek, tüm dış yatırımlara kapılar kapatılıyor, zorluklar çıkartılıyor!
KISACA. Sanki teşhisi konmuş gibi son dönemlerde halka enjekte edilen serumun üzerinde, “KKTC çok hastadır” etiketi vardır! Reçetesinde ise “çözüm” yazmaktadır! İşte şimdilerde ve özellikle “Türkiyesizlik” kaydı ile bu “çözüm” enjekte ediliyor, yolunu açmak için de bilerek ve isteyerek “hükümet zafiyeti” yaratılıyor!
**********
KIASACA TAKILDIĞIM. (ASLA OLAMAZ. TURİSTİNİ DE AL GİT!)
Türkiye 2017 yılını turizmimize katkı sağlamak için “Kuzey Kıbrıs yılı” ilan edecekmiş!
Asla olamaz! Paranı al git dedik, anlamadın! Askerini memurunu da al git dedik tınmadın! Mali Ekonomik protokoller yaptık, imzalar attık, sonra “uygulamayız” diyerek nanik çektik, farkına bile varmadın! Sonuncusu KKTC’ye akıttığın suydu! Aradan çekil dedik çekilmedin! Su yönetimi bizimdir dedik anlamadın! Suyunu da al git dedik… E illallah! Şimdi “turizmimize de musallat” oluyorsun. Sakın ha, karışma karıştırma, varsa kuzeyde turistin, onları da al git, başımıza yeni dertler açma!”
































