Temeli Lüzinyan, duvarları Venedik, hanayları Türk,
Bir ibadet yerinde pencereler haç, kubbelerde ay yıldız.
Uyum içindeydi hayat…
…
Arastada birbirine yaslanmış dükkanlar,
Kepenkleri, ahşap kapıları yan yana,
Bir ayağını hasır sandalyelere uzatmış insanlar,
Sanırsınız dünya yansa umurlarında değil,
Halbuki işin aslı öyle değil,
Zaten geleceğin ne olacağını kestirmek zor,
Lakin,
Hanlarında motor gürültüsü,
Demirci atölyelerinde örs ve çekiç sesleri,
Bandabuliya Bayram yeri,
Çarşılarda pazarlarda bir koşuşturma,
Hisarüstleri serin,
Kapı önleri sulanmış,
Sinema biletleri tükenmiş,
Kahveler pastaneler dolu,
Helvacının da, kasabın da,
Ve cümle esnafın da keyfi yerinde,
Diyeceğim,
Güzel geçerdi zaman…
…
Kız Lisesi sokaklara dağıldığında,
Tekmil şeher siyah üniformalı kızların rengine bürünürdü,
Yakaları ve çorapları beyaz,
Bir neşeye, bir güzelliğe gömülürdü caddeler ve sokaklar,
Girne Caddesi’nde, Sarayönü’nde,
Abdi Çavuş’ta, Selimiye’de, Laleli’de,
Nere bakarsan bak onlar,
Biraz utangaç, biraz ürkek,
Kim nereden bilirdi,
Gün gelecek Semra Bayhanlı’nın resimlerinde canlanacaktı o kızlar…
…
Sokak çeşmelerinden su içilirdi avuç avuç, serin serin,
Burada söylemek yeri mi kestiremedim,
Kalbimdeki yara derin,
Lefkoşa’nın duvarları tek tek döküldükçe,
Bir yıldız daha kayar gecelerde,
Ne yaparsan yap çare değil…
…
Siyaset aciz kalırdı,
Ve tekmil konuşmalar demeçler,
Yatırlara kandiller yakılırdı,
Bir mum gelecek güzel günler adına,
Bir mum orada yatan için,
Geleceğe dair küçücük bir umuttu sonuçta,
Bu küçücük adada tütsülenerek büyürdü çocuklar…
…
Bisikletle turlamak ne güzeldi,
Bir arkadaşınıza bisikletle uğramak,
Bisikletin üstünde dururken kapıyı çalmak,
Sonra iki bisiklet,
Uyarsa üç ve dört,
Yol almak,
Neresi olursa olsun,
Omuz omuza,
Grup grup bisikletliler,
Kimisi sinemaların önünde afişleri incelemekte,
Kimisi bir pavyonun önünde vakit geçirmekte.
Hayatın akışına bırakırdınız kendinizi,
Siz kente değil, kent size tebessüm ederdi,
Üstelik Lüzinyanca, Venedikçe, Rumca ve Türkçe.
Gün gelir ayaklarınızda Beatles botları topuklu,
Yere İngilizce basardınız,
Dilinizde Türkçe bir türkü,
Üstünüzde bir parka ya da bir Mücahit paltosu, çok şeyler anlatırdı sırtınızda.
Böyle geçerdi hayat…
…
Geriye baktığınızda hayıflanırsınız,
Ne çabuk geçmiş o yıllar,
Neticede dövünmek faydasız,
Zamanla birlikte birçok şey değişiyor sonuçta…
































