Geçtiğimiz günlerde gazetelerin sütunları arasına sıkışmış bir haberde, Rum tarafında yapılan bir kamuoyu yoklamasının sonuçları veriliyordu. Sorulara verilen cevaplarda sürpriz yoktu. Fakat Rum halkının siyasi soruna yönelik “önemli öncelikleri” zannettiğimiz gibi değildi! Aksine Güney için “önemli”olduğunu sandığımız konular, Rum kamuoyunda pek de önemsenmiyordu. Şimdi “bazı sorularla verilen cevapları aktarayım:
1.Soru: “Anastasiadis’in Kıbrıs sorunundaki icraatlarını beğeniyor musun? (Cevaplar: Yüzde 51.3 evet, yüzde 39.9 hayır, geriye kalanlar çekimser. Ki ayni sorular siyasi partilere de sorulduydu.)
2.Soru: Mustafa Akıncı’nın Kıbrıslı Türklerin lideri olmasının çözümü kolaylaştıracağına inanıyor musun? (Cevaplar: Yüzde 52.7 evet, yüzde 41.3 hayır, Yüzde 6 fikri yok. Bu soru siyasi partilere de sorulduydu.) 3.Soru: Aşağıdakilerden hangisini Kıbrıs sorununun en önemli konusu olarak görüyorsunuz? (Cevaplar: Güvenlik 39.8, mülkiyet yüzde 34.8, Kıbrıs Cumhuriyetinin devam etmesi yüzde 28.4, Türk askeri 26, toprak yüzde 20, garantiler yüzde 14.3, Yönetim yüzde 10.8, Yerleşikler yüzde 10.2, Ekonomi yüzde 6.3, cevap vermeyen yüzde 2.4 KIBRIS CUMHURİYETİ HÂLÂ BAŞ TACI: Görülüyor ki Rum halkının yarısı ve siyasi muhalif partiler Anastasiadis’e güveniyorlar. Anastasiadis açısından “Büyük başarı” olmasa da “başarıdır.”
Öte yandan: Güneyde genel kanı Akıncı’nın çözümü sağlayacağına yönelik gözüküyor.
Buna karşılık Rum halkı için ne “toprak” ne “TC’nin garantörlüğü” konusu çok da önemli değildir! Hatta “yerleşikler” dedikleri TC kökenliler de önceliklerinin çok altında yüzde 10.2’lik bir oranda kalmaktadır!
FAKAT: “Güvenlik” konusu ile “Mülkiyet” ve “Kıbrıs Cumhuriyetinin devam etmesi” en önemsedikleri konuların başını çekmektedir. Şimdi bu sonuçlara bakarak Rum halkının soruna ilişkin görüşlerini okumaya çalışalım?
Rum halkı 1974’den kalma korkusunu hâlâ üzerinden atamadı! Çözüm halinde sağlanacak “güvenliği” çok önemsiyor!
Buna karşılık hâlâ mülkiyet konusunda “birinci hak” sahibi olmak ısrarı devam ediyor. Zaten bu hakkı elde ederse pek alâ da Kuzey’i nüfusu ve malı ile deleceğini, istediği tasarrufta bulunabileceğini düşünüyor.
Fakat Kıbrıs Cumhuriyetinin devamını da istemektedir. Bu da Anastasiadis’in KC’nin evrimleşerek federasyona dönüşmesi politikası ile örtüşmektedir. Pekala böyle bir olay Rum tarafına ne kazandıracaktır? “Çoğunluğuna dayalı ada egemenliği!” Bu nedenle “tüm çözüm yollarını Roma’ya çıkarmak için uğraşmaktadırlar!”
********** SU İLE OYUNA DEVAM: (KENDİSİ MUHTACI DİDE İKEN NASIL HİMMETTE BULUNACAK!)
Dün “su” etrafında kopartılan kıyametin bir nedeninin TC’ye tepki yansıması ise diğerinin “rüşt ispatı” olduğnu yazdıydım! Bugün sorunu Belediyeler “bağlamında” dürteceğim çünkü birileri düğmeye basmış olacak bir yandan “suyun yönetiminin çözüm halinde “Federal Devlete” verileceğinin” haberlerini uçuruyor, birileri de “Belediyeler Birliğinin (BESKİ) pek alâ da suyun yönetimini yüklenebilecek kadar hazırlıklı olduğunu” yayarak kulakları delİyor!
Mesela CTP Genel başkanı Talat, “biz diyor zamanında Hristofyas ile yaptığımız anlaşmada çözüm olursa gelecek olan suyun Federal Hükümet tarafından yönetilmesini karara bağladıktı!”
Ne var ki ayni Rum referandumda “hayır” diyerek ötesi pek çok anlaşmayı da kadük hale sokmuştu! Ki bundan sonrası için neden hükmü olmayan böylesi anlaşmaları hatırlatarak, Rum karşında hem siyaseten hem de ekonomik yönden elimizi zayıflatıyoruz!
Pardon: Talat açısından şunu anlıyorum. Eğer çözüm olacaksa kendini Federal Devlette Türk tarafını temsil edecek tepe adamlığına hazırlıyor. Hakkıdır da kendine özgü görüşlerindeki Birleşik Kıbrıs politikasını pekiştirmek uğruna halkın suyu ile oynaması hakkı değildir!
BESKİ’Yİ KURAN BELEDİYELERE GELİNCE: Asli hizmetlerini bile yapamıyorlar! Çarpık yapılaşmalarda payları da günahları da büyük! Neresinden bakarsanız bakın ölümlü trafik kazaların bir sorumlusu da “Belediyesiz yöre kalmadığından ödenmesi gereken kefaretleriyle birlikte belediyelere de dayanıyor! Kaldı ki kent, kasaba, köy yolları perişan! Kaldırım yok, trafik düzeni yok! Işıklandırma nanay! Mağusa gibi kentler tarihi ile birlikte viraneye döndü!
Buna karşın hesapları şu oluyor: Zaten devletin zararına devletten beleş aldıkları suyu halka “tarifeli” satarak tek önemli gelir kaynağına sahip olmuşlar ya! Şimdi TC’den gelecek ve yılda 75 milyon metre küp akacak olan su daha bir iştah kabartıyor!
Fakat bu kez kaynak Kıbrıs’taki gibi deniz suyu değil! 80 kilometre uzunluğundaki borularla TC’den akacak billur sulardır! Yani peşin peşin sahibi mutlak’ı tutun ki TC’nin Devlet Su İşleri’dir. Her halde Türkiye bu suyu bahçe sular gibi Kıbrıs’a salacak değil! Tonunu KKTC hükümetleri gibi bir liradan satacak hali de yoktur! BESKİ’e devretse bile faturasını kârı ile birlikte alacak! Neyse ki Türkiye yetkilileri yine de insaflı davranıyor, suyu belediyelerin satın alamayacağı fiyata satmaktansa “yap işlet devret” modelini tercih ediyorlar… Olay bu! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (HATIRLADIK. DAÜ NE ALEMDE?) Su ile oynarken DAÜ’yü unuttuk. Ne oldu Rektörlük seçimi? Tabi bu arada bir devrelerde tasarruf amaçlı durdurulan bazı öğretim görevlileri de alelacele geri çağrılarak görevleri iade edildi. (Eh bundan sonra Rektör seçimini bekletmeye gerek yok. (Yoksa henüz “senato” sonucu tayin edecek yeterliliğe ulaşmadı mı?)
Ve ne demiştik? Popülizm sadece hükümetler kademelerinde icra edilmez! Üniversitelerde bile can kurtaran simididir! Nitekim ilgili sendikalarla dalaşarak onları karşısına almaktansa, koltuklayarak yanına alıp işveren karşısındaki sapsarı itibarları ile desteklerini sağlamak da mümkündür.
DAÜ’de şimdi olanlar bunlardır. Aynen siyasi partiler kademelerinde olduğunca birileri iktidarda kalma pahasına ötekilerin dümen suyuna girmekte! Tekerlek hep ayni minval üzere dönüyor!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























