Yaşadığımız siyasi gerçektir. Eğer durum vaziyetlerin nasıl olduğunu öğrenmek isterseniz Güney’i mihenk taşına vurursunuz! Gözlerinizi açar, kulaklarınızı diker, elinizi alnınızın önüne siper yaptıktan sonra o tarafa şöyle bir nazar eylersiniz: Şayet işittiğiniz sesler mavfoşi ise bilin ki Kuzey bal kaymaktır… Yok, eğer o sesler sirtaki havalarında işitiliyorsa, biline ki Kuzey ayvayı yemektedir!
Eh, iki eski hasım olunur ve de her daim düşmanlık tohumları çatlayarak ölümüne kavgaları yaratırsa tabi ki ne onlar bize ne de biz onlara hayırdualar etmeyiz! Türkler mahvolsa da tüm adanın üzerine oturalım iştahası hiç dinmez! Bundan sonra da hiç bitmeyecektir çünkü karşımızdakiler akılları ile değil hayalleri ile yaşıyorlar! Mesela ne kadar sosyalist olduğunu ispat etmek için kravat takmayan ve en pahalısından gömleklerle takım elbiseler giyen Yunanistan’ın Çipras’ı böylesi hayalleriyle Yunan seçmenini afyonlayarak Başbakanlığa oturdu! Ne var ki AB’nin zılgıtını yediğinde sadece hayalleri yıkılmadı. AB’ye verdiği ödünlerden belli, aklı da başına geldi!
NEYSE KONUYA DÖNELİM: Müzakereler süreciyle ilgili Rum tarafından neşeli sesler geliyor ki uzun zamandır işitme bahtiyarlığına ulaşamadıydık! “Müzakereler yolunda gidiyormuş!”
Şimdi “bizimkilerin” canını sıkmış olduğumuzu biliyoruz. Nitekim şöyle dediklerini de duyuyoruz: “Ne yani çözüm olacak diye maraz eden?”
Olayı yukarıda yazdımdı. O taraf ne zaman umutlu şarkılar söylese “isteklerine nail oluyorlar” demektir! Hadi hatırlatalım:
Her halde Türk tarafına dönüşümlü Başkanlık olmayacağını kabul ettirdiler!
Her halde Müzakerelere başlarken konfederasyonu çağrıştıran “güçlü iki federe devlete” karşın, “güçlü federal merkezli Yönetim” ikame edilmiştir!
Her halde serbest mülkiyet, serbest dolaşım, serbest ikamet gibi “üç özgürlükler” kabul görmüştür!
Her halde Temsilciler Meclisinde 30 Türk Temsilciye karşın 70 Rum Temsilcinin olması karara bağlanmıştır!
Her halde Annan planında Rum’a iade edilen yerleşim birimleri ile toprağın üzerinde topraklar, Güney’in kazanım hanesine kaydedilmiştir!
Her halde çözüm olduktan sonra TC’nin garantörlüğünün kalkacağı, en az 50 bin “yerleşiğin” geri gideceği bir uzlaşıya varılmıştır…
Her halde siyasi eşitlik değil, nüfus oranlarına göre bir yönetim şekli benimsenmiştir… Falan…
Son Söz: Ya bir gün çözüm oldukta, bu çözümsüz günleri ararsak!
**********
Yeni hükümet açıklanırken (Üç beş laf edelim)
Önce şunu yazayım. Bu kez kendi kendime söz verdim: 20 Temmuz Barış Harekâtı ile ilgili yazmayacağım. Tekrarından usandığım için değil! Tarihe kazınmış Rum şovenizmi gerçeği üzerinden sürekli “ispat etme” kaygısının sığlığına düşmemek için! Çünkü Rum tarafı ne yaparsa yapsın yarattığı Kıbrıs sorununun üzerine yapışan akıttığı ölü kokulu kanları temizleyemez! Çıkardığı yangınları söndüremez! Aslında çoktan Nurenberg gibi kurulacak mahkemelerde yargılanıp mahkûm edilmeliydiler ama nedense ne “liderlerimiz” ne “medyamızla” külliyen “insanlarımız” buna gerek duymadılar… GEÇİYORUM VE YENİ HÜKÜMETE GELİYORUM: Sonunda ilk haberleriyle birlikte Koalisyon Hükümetini oluşturacak Bakanların adları açıklandı. Beklenenler miydi? Kesinlikle hayır! Çünkü öncesindeki “iddialı” açıklamalarla yükseltilen “beklentilere” cevap vermedi! Mesela bu Bakanlar Kuruluna:
Eğer Talat’ın gözlüğü ile bakıyorsaydınız bakanlar “reform hükümetini” oluşturacaklardı.
Eğer Erhürman’ın gözlüğü ile bakacaksaydınız “ilkeli bir hükümeti” yaratacaklardı.
Eğer Tatar’a bakacak olsanız zaten bu hükümetin kurulma çalışmaları başından falsoydu çünkü UBP, CTP’nin aşağılamalarına maruz kalıyordu!
Eğer Töre’ye bakarsanız tam fırsattı. Hazır CTP, UBP ile koalisyon Hükümeti kurmuşken milliyetçilik feyzi alsındı!
Herkesin doğruları kendine! Fakat görülen o ki yukarıdaki “gözlüklere” karşın “mesela” diyorum, konuştuğum insanlar ne kurulacak hükümetin “reformist” olduğuna inanıyor ne de “ilkeli” davranacaklarına!
Belli ki siyasi partiler “büyük oranda halkın güvenini kaybetmişler!” İnanın bu sorun “müzakerelerden” çok daha önemlidir çünkü böylesi güvensizlikler her zaman “kurtuluşu” çağırır. Ona giden yollar ulusal çıkarlara halel getirse de “kurtulmak” için yürünür! Ve sonunda “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm osun” teslimiyeti yaşanır: Annan planında hem gördüktü hem yaşadıktı. Şimdilerde de taraftarı oldukları siyasi partilerini dışlayan pek çok militan, işte bu “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” düşüncesini halka enjekte etmeye çalışıyorlar. Korkunç bir tecelli olmalı, çünkü bu yeni hükümet oluşumu da o “yeter ki bir hükümet ola” oldu!
**********
Kısaca takıldıklarım
MEZARLIK ZİYARETLERİ: Bugün bayram arifesidir. Son yıllarda “yakınlarının mezarlarını ziyaret eden insanların gitgide artan yoğunluğundan dolayı yaşanan izdihamlar, arabalar için bulunamayan park yerleri, panayır görüntüsüne dönüşmüşlük hissini veren kalabalıklar, bu ziyaretleri azaba dönüştürdü! Mesela Mağusa’da artık “polisin” yeni mezarlıkta tedbir alması gerekmektedir, yoksa gırtlak gırtlağa kavgalar da kopacaktır!
*****
İZCAN NE DEDİ: Çoban kulübesinde padişah rüyası görenlerin ne kadar global olduklarına şaşmıyoruz! Dolayısıyla BKP Başkanı İzzet İzcan’ın Türkiye’de HDP, İspanya’da Podemos ile Yunanistan’daki Syrıza siyasi partilerinin ülkelerini barış, çözüm, demokrasi adına nasıl yücelttiklerini hatırlatıp bu partileri kendimize şiar edinmemizi, dayatma paketlere karşı çıkmamızı, tek kurtuluş yolunun bunlar olduğunu söylemesine de şaşmıyoruz! Sadece “bakın bakalım diyoruz, Çipras Yunanistan’ı AB karşısında ne kadar yüceltti! Ki Yunanistan, yerine getirmesi gereken tüm taahhütleri ile zaten AB’nin esiriydi; şimdi Çipras sayesinde prangalara vuruldu! Bir de demezler mi? “Syrıza hükümetine destek veriyoruz!”
































