Bizimkisi gibi çözümü sağlanmamış bütün siyasi sorunların dünyadaki çıban başlarını teşkil ettikleri bir gerçektir. Ki ilk aklımıza gelen Filistin sorunudur.. Pakistan’la Hindistan arasında “Keşmir sorunudur!” Rusya ile Ukrayna sorunudur!. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ sorunudur vesaire..
Kıbrıs sorunu ise 1960 da İngilizin adayı Türk ve Rumlara devredip ayrılmasından sonra başlamış, bugünlere kadar devam eden müzmin bir sorundur ki…
Bir yandan da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de siyasi ve jeopolitik çıkarlarının mihenk taşına vuran egemenlik haklarını gündeme getirmiştir..
Yani Türkiye 1964 de Amerika Cumhurbaşkanı Johnson’un İnönü’ye yazdığı tehditkâr mektubundan sonradır ki “boyunun ölçüsünü almakla kalmadı, eğer güçlü olmazsa bölgede hayat ve egemenlik hakkı da bulamayacağının idrakine vardıydı!”
Nitekim Johnson “eğer adaya çıkarma yapacaksan benden izin alacaksın” dediydi de gıkını bile çıkaramayan İnönü ancak şu açıklamayı yapabildiydi: “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır…”
…Bugün Doğu Akdeniz’de izlediğimiz Türkiye, işte o 56 yıl önce İnönü’nün “kurulur” dediği yeni dünyasında, kendini yeniden yaratarak bölgedeki hak ve hukukunu savunan Türkiye’dir.. Ha Kuzey Kıbrıs mı? Hem Türkiye’nin hem Kıbrıs Türk halkının Doğu Akdeniz bölgesinde hak ve egemenliklerinin bayrağını taşıyan armada gemisidir..
Bu büyük tarihi gerçeğe ve olaya karşın soralım ama:
***
NE KADAR FARKINDAYIZ? (VE Q VADİS?) “Bölgedeki siyasi önemimiz ve bu öneme ait görevlerimiz?.. Sadece sahip olmamız gereken “haklarımızın” değil, sahip olduklarımızı niçin korumamız gerektiğinin?.. Neden 46 yıldır Rum tarafının tüm çözüm planlarını ret ettiğinin?.. Neden ısrarla siyasi eşitliğimizi kabul etmediğinin?.. Farkında mıyız?
Ki eğer bu adada bu soruları soramaz cevap veremezsek bu davayı Türkiye’nin gücüne karşılık kaybetmekten kurtulamayacağız! Çünkü kale içeriden yıkılıyor! Gitgide yayılan bulaşıcı bir virüs gibi “Türkiye karşıtı” söylemlerle yayınlar çoğalıyor! Artık türlü çeşitli sosyal topluluklarda Türkiye’ye çatmak, yermek, karalamak, çocuklar gibi “bize karışmasın” demek…” Kıbrıslılık kulpu takılmış aidiyet duygularında tutun ki “Kıbrıs Türk halkı milliyetçiliği” haline getirilmek istenmektedir! Kıbrıs’taki Türk’ünü Türkiye’den ayrıştırma gayetleri sürdürülmektedir!
Bu anti propagandalar başarıya ulaşırsa ne olur bilir misiniz? “Rum tarafı bizi yutar, özümler, eritir ve sonra posamızı yüzümüze kusar!
(Bu yazımı 30 Ağustos Zafer Bayramı sabahında yazıyorum. Tutun ki Türkiye’yi nihai zafere, Türkiye Cumhuriyetine götüren 30 Ağustos’un emsalini biz de 1974 Barış Harekâtı ile yaşadıktı! Kurduğumuz Devlet o zaferin sonucudur. Kıymetini bilelim diyorum. Çünkü bu ada barış adına iki halkın birleşerek yan yana yaşaması deneyinin yapılacağı siyaset kobayı değildir! Kaldı ki 1960 da denendi kanlı yıkıldı!)
KISACA TAKILDIĞIM: (TUHAF!)
Bırakın velilerin, öğrencilerin öğrenip bilmesi gerektiğini.. Öğretmenler bile bilmiyorlar!
Okulların açıldı açılacak denilmesine karşın hâlâ bilinmezliğin sürüp gitmesinden söz ediyorum.. Ki Öğretmen sendikaları ilgili Bakanlığı “hazır değilsin” diyerek bir kez daha uyardılar.
Sn. Eğitim Bakanı tutun ki bizatihi “koalisyon hükümetinden kaynaklanan yetersizliğin yarattığı çaresizliğin faturasını ödemektedir! Tıpkı öteki Bakanlar gibi!
Öyle de beş adayın katılacağı bir Cumhurbaşkanı seçiminin devlete kaça patlayacağının maliyet ve hazırlıkları konusunda hiç sorun yaşanmaması tuhaf değil mi? Hem de bayrama seyrana gidilecek gibi hazırlıklar yapılırken!..
































