Adı “Barış Pınarı” olarak konmuş harekât devam ederken bazı ülkelerde kıyametler kopartılıyor.
Anlıyoruz ki çok sınırlı ve gerçekten barışçı olan bu harekâtın kendi “özelliği ve özelinden” çok daha fazlası, “politik savaş” olarak mevzilendi!
Bu vesileyle de kim dost kim düşman, kim yandaş kim karşıt anlayıveriyoruz!
Kıbrıs Barış Harekâtında da benzer olayları yaşadıktı.
Nitekim bu kez de dünyada hiçbir siyasi sorunu çözme başarısı gösteremeyen BM’ler GK’i toplantısında İngiltere, Fransa gibi ülkelerin Türkiye aleyhine çıkarmak istediği “kınama” kararı Amerika ile Rusya’nın karşı çıkmasıyla akamete uğradı..
Pekala neden TC aleyhine karar çıkarmak istiyorlar? Dün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da söyledi: “Bu ülkeler Suriye’nin bölünmesini istiyorlar!”
Nitekim Türkiye’nin müttefiki zannettiğimiz İran bile hem de İsraille birlikte Türkiye’den harekâtı durdurmasını istedi!
Buna karşın Amerika ile Rusya BM GK’de Türkiye’ye yönelik olumsuz kararın çıkmasına engel oldular?
(Trump’ı anlamak tabi kolay değil! Yarın bukalemun gibi değişerek bir başka karar alabilir. Kaldı ki bazı senatörleri Türkiye’ye yönelik “yaptırım paketi” hazırlıyorlarmış..)
Rusya’yı ise anlamak mümkün çünkü Suriye’de deniz üssü var, Esat’la da iyi arkadaş.. Öte yandan Türkiye’yle de tarihi boyunca olmadığı kadar iyi ilişkiler içinde.
Buna karşın yine de kadim ve daim politikanın en klasik versiyonu olan “böl-yönet politikası” Suriye topraklarında devam ediyor. Örneğin Türkiye sınırında terörist PYD-PKK’dan yeni bir devlet oluşturulmak isteniyor. Ne kadar çok devletçik o kadar çok bölünme ve savaş! Türkiye bu nedenle harekâtı başlatıyor.
…Öte yandan öğreniyoruz ki Türkiye ilk kez bu harekâtta kendi yapımı silahlarını kullanıyor. Yani Türkiye gitgide kendi güvenliğini kendi gücü ile sağlayacak ekonomik ve askeri konuma geçiyor.. Ortadoğu’da söz sahibi olacak büyüklüğe ulaşıyor..
Bu gelişim İran, İsrail, Sisi’li Mısır gibi “diktatör rejimleri,” Ortadoğu’yu emrinde tutan Amerika ile Rusya’yı tabi ki memnun etmiyor!. Keza adadaki Rum’la anası Yunanistan’ı da!
Kısaca Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına gömülmesini bekleyenler Kıbrıs Harekâtında da görüldüğü gibi “hayal kırıklığına” uğrayacaklar.
**********
BARIŞ İÇİNDEYİZ: (FAKAT AT YÜRÜMÜYOR!)
Mutlaka biliyorsunuz ama ben yine de “dikkatinizi çekerim” diyeyim. Bu adada 45 yıldır “barış” vardır. Hatta Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının Rum’a bahşettiği “lütuf” diyeceğimiz “istikrar” vardır.. İstikrar olmadan huzur olmuyorsa demek ki Güney komşumuza “huzur” da bahşetmişiz..
45 yıldır ne savaş tantanası ne tehdidi görüldü.. Ne var ki komşu rahat durmuyor! Doğu Akdeniz’de yarattığı tehlikenin farkında olmamalı.. Yada “nasılsa ardımda büyük devletler vardır beni korurlar” diye düşünmektedir.
Oysa silahın namlusundan çıkacak tek kurşun “kendisine layık görüldüğü için sürdürmekte olduğu “barışçı istikrarı” darmaduman edebilir, huzurunu bozar! *****
HA biz mi? Sormayın hallerimizi. Artık üç yıllık, beş yıllık değil. Kademeli olarak 15 yıllık “planlar” yapıyoruz vizyonumuz o kadar ileriye dönük ve müthiş!
Hayır “espri” yapmıyorum! Ama bizi yönetenler ensemizden espri yapıyorlar! Şöyle ki:
Elbette bir ülkenin “kalkınma planları” olacak. Nitekim KKTC’nin kurulduğu hatta “Yönetim” olduğumuz dönemlerde hükümetler “beş yıllık planlar da yaparlardı.” (Yıllarca “ivedi” damgalı kalın ciltler halindeki o planları Mağusa’daki adresime gönderdilerdi..)
Ama siyasi partiler de iktidara geldikten kısa süre sonra istifa etmezler yada erken seçime gitmezlerdi!
Bugün KKTC’de hemen her kesimin hükümetten beklentisi de Güney’deki komşumuza bile sağladığımız işte o “istikrar ve huzurdur.”
Bir örnek vereyim: Hemen her yıl gerek Yargı gerekse Barolar Birliği hep ayni çığlığı koyuverirler: “Makamlar sorunları çözmede yetersizdirler” derler!”
Bakın bunu “Çiçekçiler yada “Kamyoncular Birliği” söylemiyorlar.. Kanunlarla nizamlardan, yasalarla yasaklardan sorumlu ve yetkili meslek sahipleri olan Avukatların, Hakimlerin örgütlü “Birlikleri” söylüyorlar! Ve yine “örneğin” diyeyim.
Geçtiğimiz Eylül ayında Kıbrıs Barolar Birliğinin “Yeni Adli Yıl Açılışı” nedeniyle, (hani Yüksek Mahkemenin “açılış töreni” bütçesi için ayrılan 80 bin TL’nin Mahkemelerin “bilgi işlemle” ilgili ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılması için törenden vazgeçildiydi…)
İşte o açılışta Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı basına açıklamasında ne dediydi? “Mahkeme çalışanları mutsuzdur!..” “Sadece Bugünü değil, geleceği de kaybediyoruz!..” “Polis görevini layıkıyla yerine getirmekten her geçen gün uzaklaşmaktadır!..
…Tabi 80 bin TL nedir ki. Ama merak ediyorum. O para gerçekten “Adliye’nin bilgi işlemleri için kullanıldı mı?
Yada süre çok da kısa olsa “yargıyı mutsuzluğundan” kurtaracak nasıl girişimlerde bulunuldu?
Yoksa “Yargı” da diğer tüm “kurumlar” gibi “Vizyon 2035 hedefine mi aktarıldı?
Kısaca “ha babam ha, yine yürümez bu at!..”
































