“Halkların kardeşliği” lafını sevmesem de dostane ilişkilerine, insanca yakınlaşmalarına inanırım. Öyle olmasaydı ekonomik çıkarlar üzerine kurulmuş da olsa Kıbrıs’tan İngiltere’ye göç eden Türk halkı oralarda barınamaz, değil hatırı sayılır oranda iş güç sahibi olmaları, düz işçi olarak bile kendilerini güvende görecekleri ortam bulamazlardı! Oysa nesilden nesile çoğalarak ve kökleşerek mesela Londra’da oluşturdukları gettolarında üstelik aidiyet duygusu ile yaşıyorlar.. O kadar ki “burası ve orası düzenlerini” işaretleyerek çoğu zaman KKTC’nin bozuk düzenlerini töhmet altında bile itiyorlar…
TÜRK RUM HALKLARI: Kıbrıs’ta böyle bir siyasi yapı ve sosyoekonomik olay yoktur! Fakat: Mesela Londra’daki Türk ve Rumlar’ın aksine Kıbrıs’taki iki halk, “vatan duygusunun beslediği aidiyet içinde demografik ve kültürel yönden iki ayrı etnik yapılanmadır.” Mesela Londra’da yaşayan Türk ve Rum’ların aksine Kıbrıs’ta yaşayan iki halk kendi siyasi iradelerinin ve seçme seçilme haklarında kendi yönetimlerinin sahibidirler.
Mesela: Londra’da yaşayan Türk ve Rumların aksine Kıbrıs’taki Türk ve Rumlar kendi devletlerine “ulusal kimlikleri” ile katılırlarken ayni zamanda devletlerinin siyasi ve sosyoekonomik yapılamasının da birincil unsurlarıdır…
İKİ HALKI BİRLEŞTİRMEK: Şimdilerde Kıbrıs’ta denenmek istenen adadaki iki devlet gerçeğini “bir devlet iki halk sistemine” çevirmektir. Oysa: 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde denendi yürümedi!
Annan planında denendi referandumdan döndü çünkü Rum tarafı tüm adanın tek tanınmış devleti oluşundan feragat etmeyi göze alamadı!
Şimdi bir “yeni arayış” olmasa bile iki halkı yine bir “federal devlet” çatısı altında adına “birleşik Kıbrıs” dedikleri sistemde buluşturmaya çalışıyorlar! Ve iki halkı iki ayrı devlet, iki ayrı bölge ve siyasi eşitlik içine almak istiyorlar! (Ancak iki ayrı halkın güvenlikleri sorunu da var, bunu “garantör ülkeler” sağlayacaklar.) deniyor!
DENİYOR AMA! Müzakereler öyle gelişmiyor! “Rum egemen devletinin altında nüfusu bile belirlenmiş sayıda olacak ve tamamen AB müktesebatı ile çalışacak “birleşik federal Kıbrıs” gözetiliyor! Artık açık seçik ortaya dökülen bu hedefin Türk halkına yönelik bir siyasi komplo mu yoksa zaman içinde tüm ada egemenliğini eline geçirecek Rum tarafı için özel olarak hazırlanmış bol soslu kandırmaca yutturmaca bir federalizm midir göreceğiz.. Göreceğiz ama inşallah pişmanlık duygularında sızlanırken, eldekileri de yitirmiş olmayız!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (SORUNLARIN ARASINDA DOLANIRKEN VAZİYETLERİMİZ!)
Kalyoncu Hükümetinin ortağı UBP ile CTP’den bazı bakanların istifa edecek kadar son olaylardan bunaldıkları haberleri veriliyor. O zaman soralım: DEVAM MI TAMAM MI? Daha önce de yazdık. Kalyoncu Hükümetinin hem Kıbrıs’taki müzakere süreci hem de bölgedeki koşullarda istifa edip gitmesi yönetime devam etmesinden daha vahimdir..
Aksine akıl izan diyor ki “iç barışa büyük ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde sadece iktidarı oluşturan siyasi partiler değil, ötesi tüm partilerin ve STÖ’nin de katılımı ile bir “Ulusal Konsey” oluşturulsun. En azından kaç zamandır CTP’nin başında Demokles’in kılıcı gibi duran “Parti Meclisi” bertaraf edilirken, hükümeti hedef alan bombardımanı da sonlanmış olsun!
ULUSAL KONSEY: Eski hikâyedir ama “Rum tarafında vardır bizde neden olmasın” olayı da yeni değildir! Onların “Başkanlık Sistemine” uydurdukları bir yapılanmaları olsa da!
Ancak Güney ile Kuzey arasındaki bu farkı gözden kaçırmamak gerekir: Güney 1974’den beridir BM’ler ve AB üyesi olduğu halde kendini hâlâ “kurtuluş için mücadele eden bir seferberlik toplumu” olarak görmektedir! Bu nedenle türlü çeşitli kesimlerin temsilcilerinden oluşan “Ulusal Konsey”ini adı üzerinde “ulusal” nitelikli bir üst düzey karar mercii olarak başının tacı gibi taşıyor. Kıbrıs siyasi sorununu da o Konseyde öncül dava yapıyor! Eğer böylesi bir “ulusal bilincin” Kuzey’de kırıntısı olsaydı, bırakın su meselesini bile çözemeyen bir yönetim dramını; aksine müzakere sürecinde elini masaya vurup istediklerini çekip koparan taraf olurduk!..
HÜKÜMETİN İSTİFASI SORUNU: Önce “o Ulusal Konsey’li Güney’e bakın” diyorum. Bakın bakalım ne zaman Yunanistan’la dalaştılar! Hem de onca Yunan cuntalı darbeler, Grivaslı Yunanistanlı Eoka’lar, onca komünist avı olaylarına karşın! Aksine hâlâ da Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır diyorlar!
Oysa bizim hükümetimiz eğer istifa ederse Türkiye ile kavga ettiği için istifa edecek! Güney’le farkımız budur!
Haaa! Sadece su mu ya? Bakın şimdi de Bakanlarımız Ankara’ya gitmişler, su konusunu görüşecekler, karşılarına “müsteşar” etiketli yetkilileri oturtmuşlar! “Vay olur muymuş, protokole uymazmış…” Falan…
Bu ülkede ilk kez kendine Ankara’da protokol yaptırtan Başbakan Eroğlu olduydu. O günden beridir de yapıla gelmektedir.
Ve Türkiye’de ne zaman bir seçim sonucunda hükümet kurulsa Başbakan, Cumhurbaşkanı, Dışleri Bakanı ilk dış ziyaretini KKTC’ye yapar! Bu sadece “yavruvatan” hissiyatına sığdırılmış bir hassasiyet değil, Ankara’nın KKTC’yi resmen “tanıdığının” siyasi alemin gözlerinin içine soktuğu bir gerçektir, saygıdır!
Eee? Şimdi Ankara’da ne oldu da “bu Türkiye” KKTC Bakanlarının karşısına “müsteşarlarını” çıkartarak tüm protokolleri darmaduman etti?
EDER TABİ! Eğer siz Mali ve Ekonomik Protokolleri imzalayıp sonra bizim yapımıza uymaz diye uygulamazsanız!
Eğer siz ikide birde TC Büyükelçiliğinin kapısına dayanır siyah çelenk koyarsanız!
Eğer siz ne askerini ne paranı istemeyiz diyerek sürekli Kuzey’deki Türkiye ile Türkiyeliyi kovarsanız!
Eğer siz TC’nin buradaki yatırımlarına olmadık zorluklar çıkartırsanız!
Eğer siz TC’den allamei cihan gelse “bu da kimdir be” diyerek aşağılarsanız!
Eğer siz 1974’den beridir TC uyrukluları yurttaş yapmamak için dünyanın en garip bahanelerine sarılı yasalarını yaparsanız!
Ve eğer “asrın projesi” denilen bir büyük dünyasal olayı yani su olayını küçük ideolojilerinize harcatırsanız…
Eee, tabi ki Türkiye de layık olduğunuz muamele ile mukabele edecek! Buna kısasa kısas derler!
Katlanıp sindireceksiniz çünkü müstahaksınız.
































