Bu ülke bugün artık ciddi bir KRİZ içindedir. İşin şakası kalmamıştır…
Büyük umutlarla, halkın ezici çoğunluğunun desteğiyle gelen bir hükümet, ne dediklerini yapabildi, ne yönetim becerisi gösterebildi. Şimdi bu krizi yönetmeleri bir mucize olur. Ama son bir şansları var…
Bir yanda şaşkın şaşkın dolananlar, diğer yanda krizden şahsi çıkar elde etmeye çalışanlar…
Su konusunda bizzat kendi partileri CTP tarafından yalnız bırakılan Maliye Bakanı Birikim Özgür ve Tarım Bakanı Erkut Şahali; ülkenin içinde bulunduğu durumun, siyasi ve mali bir kriz olduğunu söylüyorlar…
Hem Türkiye ile ilişkilerde, hem iç istikrarsızlık açısından, bu ortamın, başta Kıbrıs konusu olmak üzere zaafiyetlere neden olacağı görüşündeler.
Bunlar kadar önemli diğer konu, mali kriz. Su konusunda imza atılmaması halihazırda KKTC’ye 100 milyon liraya malolmuş durumda. Geçmiş yıldan gelen ödemeler yapılmadı, bir de ekonomik protokol imzalanmadığı için, 2016 katkısı serbest bırakılmadı. Bu, başlı başına bir sorun ülke için…
Bakanlar, anlaşma metninin son şeklinin mükemmel olmadığını, ancak, onu mükemmel yapacak olanın, KKTC’nin akılcı bir şekilde bu anlaşma üzerine koyacağı tuğlalar olduğunu savunuyorlar.
Kısaca, “Bizim bu yatırımı yapacak paramız da yok, kredi alacak durumumuz da yok, Türkiye bu suyu bu haliyle bize satacak olsa, şebekelerdeki yüzde 40’lık kayıpla maliyet artar, yatırımlar yapılamaz, kimse de gelir elde etmez” görüşündeler.
Yani ya hat, ya bat…
Şunu biz idrak ettik de, ülkeyi krizlerden koruması gerekenler hala idrak edemediler; bu imza atılmazsa bu kriz büyüyecek. Sonuçta nereye varacağı belli değil.
Birikim Özgür, bu ay maaşları kendi kaynaklarımızla ödeyebilme çabası içinde olacaklarını, ama ondan ötesini göremediklerini söylüyor.
Bir ülke daha nasıl istikrarsızlaştırılır, bir parti kendi hükümetini, kendi Başbakanını, kendi bakanlarını nasıl bu hale düşürür bilmiyorum. Bundan daha kötüsünü görmedim.
Geçmişte yine bir protokol zamanı, yine doğru diplomasi yöntemlerini kullanmayıp, yine iç baskılara yenilerek hükümeti bıraktıkları gibi, bu sefer de bırakıp gitmeyi düşünebilirler. Dün de yazdım, o zaman kurulacak UBP-DP hükümeti, aynen göç yasası gibi, bunu da, Allah bilir hangi şartlarda tak diye imzalayacaktır. O zaman bugün kazan kaldıranlar, hangi direnişleriyle övünecekler..?
Her iki Bakan da şu anda, akılcı bir sonuç elde edilmesine belki katkı sağlarız diye o dikenli koltuklarda oturmaya devam ediyorlar. Ancak kırgınlar. Bu işin sürgit etmesi halinde istifaları da hazır…
Benim anladığım, hem partilerinin başkanından, hem hükümetin başından, akılcı, mantıklı, sağduyulu karar verecek şekilde bir otorite bekliyorlar.
Nitekim, Ankara’ya giderken de, orada temaslar yaparken de, buradan verilen talimatlar dorultusunda hareket ettiklerini, şimdi de gereğinin yapılması gerektiğini savunuyorlar.
İş ciddi… Bir kaç kişinin, bireysel, modası geçmiş, şovdan başka bir şey olmayan “duruş”ları adına suyu bulandırmalarını seyredemeyiz. Azınlıkta olan bir grubun, bir ülkenin geleceğiyle oynamasına, bir partiyi burnundan çekip götürmesine izin verilemez.
Son noktayı koymaktan başka çare yok. Bütün bir halkı mahkum etmeye kimsenin hakkı yok. Yarın öbür gün maaşlar ödenmediğinde, başlarına geleceklerin farkında bile değiller.
Bu hükümet güvenini kaybetmiştir. Hatta su imzası atılsa bile, diğer konularda Ankara’nın bu hükümeti muhatap alıp, almayacağı dahi şüpheli…
Yönetenler adına artık zaman, ortak aklın emrettiğini yapma zamandır.
Önce milletin zamanından çalındı, şimdi de çıkarlarından çalınıyor… Öküzün altında buzağı ararken, eldekini avuçtakini kaybettik…
Haydi Sayın Başbakan ve özellikle bu süreçte her nedense kendini olayların dışında tutma gayretinde olan Sayın Talat, bir defa da cesaret gösterin, belki süreci tersine çevirebilirsiniz. Yok bunu da yapmazsanız, siyasi hayatınızı zaten öyle veya böyle noktalamış olacaksınız. Başka yolu kalmadı artık…
YERİN KULAĞI VAR
UMUTTU, UMUTSUZLUK OLDU:
CTP yıllardır gerek çözüm, gerekse yönetim konusunda Kıbrıs Türkü’ne umut pompaladı. Ancak görüyoruz ki devlet, sloganla yönetilmiyor. Su konusunda CTPnin tavrı, geçmişten ders almadıklarını gösteriyor. Krizi çözmek yerine, yeni krizlere neden olan parti, bu gidişiyle sadece iktidarı değil, Kıbrıs Türkünün desteğini de yitirecek. Umudun partisi, bundan sonra umutsuzluğun partisidir…
KENDİ ÇOCUKLARINI YİYORLAR:
Bir partiye yıllarce emek verip, belli bir yerlere gelmek hiç de kolay değil. Özgür ve Şahali, hatta Akansoy, CTP’nin son dönemde içinden çıkmış genç ve aydın kişiler. Ama bugün bakıyorum da, birileri, kişisel hırs ve egosunu tatmin için, yetişen bu değerleri, harcamaktan çekinmiyorlar. Hem de “ihanetle” suçlayarak… Oysa kendileri tüm ülkeye ihanet etmekteler.
TALAT’TAN TIK YOK:
Parti resmen birbirine girmiş ama, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’tan tık yok. Hele de su konusunda başından beridir bilfiil konunun içinde olan birisi olarak, söyleyecek hiç mi sözü yok. Kendi evlatlarının, tıpkı arenadaki glatyatörler gibi, arslanlar tarafından yenmesini daha ne kadar izleyecek?
EKONOMİK ÇIKMAZ KAPIMIZDA:
Suyun yönetimi konusunda Türkiye ile yaşanan kriz, protokol görüşmelerinin de yapılamamasına neden oldu. Su konusunun sürgit edilmesi, sadece suyun ulaşmasını değil, mali protokol ile Türkiye’den gelecek maddi kaynakların da önünü kesti. Kriz nedeniyle ay sonu maaşların ödenememe tehlikesi var. Bu ay ödense bile, kriz devam ettiği sürece, önümüzdeki aylarda kaçınılmaz olarak ekonomik çıkmaza gireceğiz…
SUDAN NEDENLER:
CTP, ortağı UBP ile sudan nedenlerle, boşanma noktasına geldi. Diğer partiler için bulunmaz bir fırsat yaratan CTP, en çok yara alan taraf olacak. UBP, DPUG ile erken seçim hükümeti kurarak yola devam eder, diğer yandan yeni kurulan Halkın Partisi’ne de, Meclisin yolu açılmış olur. CTP ise tıpkı 2009’daki gibi yanlışlarının bedelini öder…
UYANIK OLALIM:
Ey insanlar, detaylarda kaybolmadan, tabloyu hep birlikte görelim. Su, para, Kıbrıs konusu, Türkiye ile ilişkiler, hepsi birbirine bağlı, zincir gibi… Zincirin kırılması, başımıza felaketler gelmesi muhtemel… Eğer Allah muhafaza bunlar bir bir gerçekleşirse, sebep olanları da bir kenara yazalım. Kaderimizde söz sahibi olmalarını sonsuza kadar engelleyelim. Demokrasinin gereği bu…
ZİRVEDEKİLER
Rasıh Reşat: “Halkın seçtiği bir milletvekili olan Başbakan ile sadece CTP Kurultayı’nın seçtiği bir CTP Genel Başkanı’nın bu ülkeyi yönetmesi zor olacak. Yasalar karşısında sorumlu olan kişi başbakandır. Adını hükümete verir. Atılan imzalar ve bakanların icraatlarından birinci derecede sorumludur.
Öte yanda delegenin yarıdan bir fazlasının seçtiği bir genel başkan, milletvekili olamadığı için sorumluluk makamı olan başbakanlık koltuğuna oturamadığından, perde gerisinden partisindeki en büyük güç olan PM’yi kullanarak yürütmeye müdahale ediyor. Hem de işler olup bittikten sonra…”.
DİPTEKİLER
Koltuk sevdalıları ve sebep olanlar: Ne kısır bir siyasi hayatımız var. Dön dolaş, başladığın yere gel… Bakın hükümetin ne çok hevesilisi var… Hep bir ağızdan hükümete hazır olduklarını söylemekteler. Kim bunlar, daha dün hükümetten gönderilen DP’nin bakanları ve de UBP’nin muhalifleri. “Geliriz, yaparız” demekteler. Daha çok kısa süre önce neler yaptıklarını bildiklerimiz. Bu gidişle olacak o da. CTP’nin Parti Meclisi görsün. Ama o zaman sakın ola ağızlarını açmasınlar. Kessinler seslerini, kabahatleriyle otursunlar…
































