KıbrısKöşe YazarlarıManşet

“Hakikat” hepimize lazım!


Sevgili dostum Ali Bizden bugün sayın Akıncı’yı ilgilendiren bir yalan haberden yola çıkarak, “hakikat” temennisinde bulundu. İyi de etti!

Ali Bizden, “gerçeğin çarpıtılıp yok edilmesi, yalana alan açar ve yalan giderek normalleşir dedi ve Başkan hakkında çıkartılan haberin uzun uğraşlar sonunda düzeltilmesini başardı.

Kuzey Kıbrıs gibi sağlıklı denetim mekanizmalarından uzak, askıdaki coğrafyalarda “Hakikat”a ulaşmak gerçekten çok zordur.

Geldikleri yerden kopan ama bir türlü yeni bir geleceğe bağlanamayan kalabalıkların yaşadığı böylesi yerler zamanla gerçeklikten öyle bir koparlar ki, günlük hayat bir süre sonra sadece şehir efsaneleri, yalanlar ve dedikoduların üzerinde şekillenir. Etrafı “sahte kahramanlar,” “hep mağdurlar,” “kazanılmış haksızlık sahipleri,” “hem beceren hem ağlayanlar,” kaplar. “Ezen ve ezilen”mümkün olduğunca muğlaklaştırılır. İltimasla, ihmal edilmiş aynılaştırılır.

Bu şekilde hareket etmek belli bir süre sonra yaşam kültürüne bile dönüşebilir. Uluslararası hukukun veya tanınmamış bir varlık olmanın hasebiyle genel “hesap verebilirlik” alanının dışında kalınması ve toplumun adeta “hayalet” bir toplum olarak kabul edilmesi, bazılarına görece büyük bir “sorumsuzluk,” yani “rahatlık” alanları yaratır.

Bu da beraberinde çevre katliamını,kurumsallaşmış işçi sömürüsünü, insan ticaretini, her türlü insan hakları ihlallerini, yabancı düşmanlığını, gayrı yasal alanların büyümesini, gri ekonomi vesairenin inanılmaz boyutlara varmasını getirir!

İlginç olan bütün bu faaliyetlerden dolayı kimse direk olarak da müsebbibinden hesap sormaz. Çünkü o sadece bir “hayalettir,” “Casper!”

Kuzeydeki de facto “Hakikat” tanınmadığı için “gerçeklik” de böylelikle güme gider. “Alt yönetim” olarak kabul görülmemiz bizim kendi çirkinliğimizi de örtbas etmeyi ve tüm sorumluluğu başkalarına yüklemeyi getirir.

Genellikle uluslararası hukuk içerisinde olunmaması, belirsizlik içerisinde yaşamaya mahkûm insanların uzun süreli strateji yapma yerine kısa süreli “kurnaz” taktiklerle baş vurmalarını da gündeme getirir. Bu da tabii siyaset gibi toplumsal faaliyetleri de derinine etkiler. Politika bir süre sonra sadece bu tip taktiklerden oluşan geniş bir repertuara sahip etkinlik alanına döner.

Adeta bu tip taktiklerin yarattığı toz duman içerisinde devam eder gider.

Böylesi coğrafyalar “gerçeklikten” öyle bir koparlar ki, “normal” ülkelerde günlük hayatın olmazsa olmazı olan “veri” ve “hakikat” bu yerlerde çok rahatsız edici unsurlar haline gelir. Öte yandan efsaneler ise rahatlatır.

Örneğin kuzey nüfusu yıllardır bilinmesine rağmen, siyasetçiler tarafından nasıl manipüle edildiğini çok iyi biliyoruz. Nüfusun bazı kesimlerinin nasıl şeytanlaştırıldığını, düşmanlaştırıldığını falan yıllarca seyrettik. “Nüfusumuzu gizliyorlar,” “azınlık kaldık,” “bir milyon TC’li var,” “kalabalığız” “artık azınlığız,” “nüfus taşıması kesinlikle yok?”  “Biraz daha beklerseniz karşınızda Kıbrıslı bulmayacaksınız!” falan gibi söylemlerle yıllarca verilerden kaçıldı. Gerçekler saptırıldı ya da abartıldı.

Sol da sağ da yıllarca bu konuyu muğlak bıraktı ve sömürdü! Kalıcı yaralar açıldı toplum üzerinde ve açılmaya devam ediyor ama kimse dönüp de bu konuyu hala daha “hakikat” siyasetinin içerisine çekmeye çalışmıyor.Doğru dürüst bir toplumsal röntgen kimse çekmiyor, çekmek istemiyor! Aksine “toplumsal muğlaklığı” siyasi kullanımda tutmaya devam ediyor. Tabii öyle olunca spekülasyonlarla insanlar, etno-siyasi kompartımanlara sokuşturularak, bazıları adaya gelen her kişiyi kolonizatör gibi göstermek istiyor, diğerleri ise zamanında yapılmış Demografik mühendisliği gizlemeye ve bazı siyasi nüfus hareketlerini masumlaştırmaya çalışıyor.

Öyleyse ne yapmak lazım? Uluslararası hukukun içine girene kadar bu “hakikati” görmezden gelmeye devam mı etmek lazım? Basit ve kolay, birkaç hafta içerisinde yapılacak böylesi bir eksersizden niye hala daha tüm siyasetçiler kaçmaya çalışıyor?

Öte yandan sevgili Ali’nin aşağıdaki sözlerine katılıyorum.“Hakikati” ne kadar yok etmeye kalkışsak da bir zaman sonra kendini yeniden göstermesi gibi kötü bir huyu vardır:

“Yalan ve çarpıtma karşısında elimizdeki tek güç, hakikat. Habercilerden ısrarla istemeli, asla pes etmeden hakikatin peşinden gitmeliyiz. Yoksa bugünümüz ve geleceğimiz hakikatler üzerine değil, yalanlar üzerine kurulur ve gün gelir o yalanda bütün insanlık boğulur.”



Başa dön tuşu