Köşe Yazarları

“HAKİKAT GÜVENLİĞİ” SORUNU…






BBC, dün bir araştırma yayınladı. Çağımızın en büyük güvenlik sorunu “Hakikat güvenliği” diyor.

Hani ulusal güvenlik, siber güvenlik gibi… Elektronik ortamda çok fazla bilgiye ulaşan insan, doğruyla yanlışı karşılaştıramıyor ve kafasına göre neye inanırsa, ona takılıyor. Konuyu, Covid 19 ve aşı karşıtları bağlamında incelemişler. Hani virüse inanmayanlar ve aşıyı reddedenler var ya, onun nedenlerini araştırmışlar…



Araştırmanın içinde hakikat güvensizliğini yaratan etmenlerden biri de “beceriksizler” olarak sayılmış. Bunların, gerçek bilim adamları olduğu belirtilmiş. Doğruları anlatırken kuşku yaratanlar, yanlış algı oluşturanlar….

Buna başka bir kategori eklemek lazım, doğruları bildikleri halde yanlış kararlar alan “yöneticiler”…

Şu pandemi döneminde başka ülkeleri bilmem ama bizde halkın güvensizliğe düşüp, kurallara uymasını engelleyenler, en başta yönetenler oldu.

İki sebepten… Birincisi bütün dünyada paylaşılan “virüsle mücadelenin bilinmezliği”, bizi diğer ülkelerden daha fazla vurdu. Kaybolduk, savrulduk, ne yapacağımızı bilemedik. Dünyanın koyduğu kuralları uygulamayı bile beceremedik.

Bunun da arkasında asıl sebep var, o da şu; kuralları uygulamak çok da işimize gelmedi. Anladık, paramız yoktu, imkanımız yoktu ama virüsü artıracak kararlar da aldık. Ona buna kıyak geçtik. Onu, bunu koruyalım diye memleketi virüse bulaştırdık. Çünkü bizde siyasi çıkarlar şu pandemi tehdidinde bile, halk sağlığının önüne geçti…

Bu kayırmacılığın, kayırılan sektörlere de bir faydası olmadı. Çünkü vakalar öyle bir arttı ki, defalarca kapanmak zorunda kaldık, binlerce yeni işsiz, binlerce iflas, herkes perişan oldu. Marifet ikisini de hiç olmazsa belli bir düzeyde başarmaktı, başaramadık…

Sonuçta halk çektiğini bilir. Baktı gördü ki, sürekli kendi aleyhine kararlar alınıyor, güvenmemeye başladı. İkna olmadı, kurallara uymadı. Hatta şimdilerde sivil itaatsizlikler de başlamak üzere.

Yönetenler “süt beyazdır” deseler, yüzde yüz inanan yok. Bir lafa bakıyor, bir söyleyene bakıyor, “Acaba” diyor.

İşte Ali Pilli meselesi. Pandeminin başında belki de en kötü dönemde görev yaptı. Doğruları bildiği halde, doğru kararlar alınmasını sağlayamadı. Önce otoriteden kaybetti. Sonunda da sırf bu yüzden, yani güven kaybından dolayı görevden alındı. İsim değişikliğinin psikolojik etki yaratacağı düşünüldü, görev değişimi oldu. O olumlu psikolojik etki ilk günlerde bir miktar sağlandı.

Şimdi Ali Pilli “savruluyoruz” diyerek bugünü eleştiriyor. Doğru, savruluyoruz. Rahatlık da devam ediyor, otorite yoksunluğu da. Şimdi sorsan, kastettiğinin kapanma olduğu ortaya çıkar. Doğru muydu sadece kapanma?  Değildi ki, bugüne geldik. Halk bilinçlendirilmedi, güven verilmedi, dön dolaş yine otoritesizlikten…

Güven, bilgiyle oluşur. Doğru bilgiyle. Hani bizde bilgi? Bir envanter var mı? En çok nerelerden bulaş olduğuna dair, en çok hangi kesimin bulaştığına dair, yaş, cinsiyet, mekan, geldiği ülke, köken… Bunları bilmiyoruz. Kendi ellerinde varsa da halk bilmiyor. Aman tartışma çıkmasın, aman şunun bunun menfaati etkilenmesin diye açıklanmıyor. Arada bir hamasete kapılıp, kara kapılarından geçenleri suçluyorlar ama gerçeği bilmiyoruz.

Baksanıza artık eski-yeni bakan birbirini suçluyor. Partilerindeki bir başka milletvekili de mevcut bakanı… Sizce bunların alınan ya da alınmayan önlemlerle bir ilgisi var mı? Bence yok. Çıkan haberler de, hala olayın ‘şahsi çıkar çatışması’ boyutunda ele alındığına işaret ediyor.

Halk bunları görmüyor mu? E, neye güvensin de kurallara uysun? O da kolayını seçiyor. Çünkü ne arayan var, ne soran..

 

YERİN KULAĞI VAR

ZEKİ MÜREN DE BİZİ GÖRECEK Mİ?:

Neymiş efendim KKTC’nin adı artık, her ne kadar bizim haberimiz olmasa da, “Kıbrıs Türk Devleti” olacakmış. İyi de adımız değiştiğinde statümüzde de bir değişiklik olacak mı? Örneğin dünya artık bizi tanıyacak mı, limanlarımız uluslararası uçuşlara mı açılacak, BM’ye, AB’ye üyeliğimiz mi olacak? Vazgeçin boş hayaller kurmaktan da gerçekleri görün. Siz önce devletin adını değiştirmek yerine kafalarınızı değiştirmeyi deneyin…

 

NİYE SESLERİ ÇIKMADI?:

Dün Tufan Erhürman Havadis web tv’de hatırlattı, gerçekten de şu müjdeler konusunda Tatar’dan ya da hükümetten herhangi bir yorum duydunuz mu? Ya “çok faydalıdır” desinler, ya “evet biz istedik” desinler, ya da demezler ya “Yok teşekkür ederiz, almayalım, bunlara gelene kadar bizim daha acil ihtiyaçlarımız var, böyle lüks harcamalar doğru değil… Parlamento binasından hediye olmaz” desinler… Sessiz geçiştirdiklerini sanırlar. Yazık, halkın tepkisini bile göremeyecek durumdalar…

 

SESSİZLİĞİMİZ KORKUMUZDAN DEĞİL:

Öyle bir zamandayız ki, değerlerimiz birileri için yok sayılıyor. Hakaretlerin biri bin para. Son olarak da MHP lideri KKTC’nin 4. Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik sözleri eleştiri sınırlarını aşmış resmen hakarete dönüşmüş. Bahçeli bilmelidir ki sessizliğimiz ondan korktuğumuzdan değil, o seviyeye inmek istemediğimizdendir…

 

DEV ADIMMIŞ:

Tatar’ın önderliğinde, spor ambargosu konusunda dev bir adım atılacakmış… Ambargoların kaldırılması, izolasyonun bitirilmesi konusu hiçbir zaman öncelik olmadı ki bugüne kadar. Sertoğlu’nun KOP’la işbirliğini önleyen Tatar’ın da içinde olduğu UBP değil miydi? Sertoğlu’na “hainlik” basmamışlar mıydı? Elimizdeki son kozu, Maraş’ı bile bitirdik, pazarlık konusu olmaktan çıkarttık. Tarihte en çok yalnızlaştığımız bugünlerde nasıl bir dev adım atılacağını gerçekten merak ettim…

 

YİNE YANILDILAR:

“Turizmde yazın ne koparırsak kardır, sonbaharda ülkeye girişler düşer, vaka sayıları azalır üniversiteleri ve diğer okulları açarız” diye düşündüler ama yine yanıldılar. Vaka sayısının Eylül’e kadar düşmesi imkansız. Ekonomist Mertkan Hamit araştırmış; 2019 yılında gayrisafi milli hasılada Otelcilik sektörünün payı 954,5 milyon dolar hacmiyle, %11,7 oranındaymış. Bugün bunun yüzde 10’una düşmüş. Hacmi de ancak 100 milyon dolara… Var gücüyle turizme asılıp, açılıp saçılanlar, bu kararlarıyla hem ülkenin eğitimini hem de üniversite sektörünü bitirdiler. Bu kadar açık…

 

YÖNETİCİMİZ UYUYOR MU?:

Yazın ortasına geldik ama salatalık 12 lira, karpuz 5, narenciye ülkesinde limon kilosu 17 lira… Arıklı’nın “Haziran ayında ucuzlayacak” dediği kirazın kilosu ise 30-40 lira arasında. Erhan bey kiraz konusundaki gibi bu ürünlerle ilgili bir açıklama yapar mı dersiniz. Ama onun böyle basit konularla ilgilenecek vakti yok herhalde. Olsa da ne yapacak? Çok çok “Gönen kavununu bekleyin” diyebilir. Hem söylüyor zaten “Vatandaş ekonomi niye kötü diye bize yükleniyor da, iyi be kardeşim ama ekonomiyi ben mi yönetiyorum?”… E, bu da iyi, kim yönetiyor, bari onu da söyleyebilseydi.

 

 

NİYET ÇOK TEST YAPMAK DEĞİL GALİBA:

Girne’de yol kenarında bir şemsiye, altında PCR ya da antijen test yapılıyor. Kaç gündür bakıyorum, kimseler yok. Yaklaştık, “Randevu alın Sağlık Bakanlığı’ndan” dediler. Birkaç Afrikalı öğrenci ve yaşlılar bunu duyunca test yaptırmadan ayrıldılar. Madem böyle bir niyet var, gelen giden de yok, randevuya ne gerek var? Konu daha çok test yapmak değil mi? Ne diye insanları zorluyorsunuz ki? Aynı akıl, hem herkese “aşı olun” diyor, hem de belediyeleri aşı kampanyasının da dışında tutuyor…







Başa dön tuşu