İki karpuzu bir koltuğunun altına sığdıramadığı nevine şahsına münhasır devleti alimizin zırt pırt gelip giden hükümetlerinin el an şimdi (görevde değil) iktidarda olanı.. Başka işi yokmuş gibi başına sardığı Maraş sorunundan yakasını nasıl sıyıracağının merakına düştüm.. (Sn Tatar maestro olsa da sorun devlete aittir..)
Kİ merakla bekliyorum: Olanca fincancı katırlarını ürküttükten sonra peş peşe aleyhimize alınan kararları, tepkileri nasıl savacağız?
Daha doğrusu bizi hâlâ “devlet” olarak tanımadıklarından bakalım velinimetimiz olan Türkiye bu olayı nasıl savacak?
NE var ki ben bu gün Maraş’a bir zımba vuruyorum. 47 yıllık bu siyasi virüsü dürte dürte harekete geçirirken “durun bakalım ne olacak” diyorum ve bir başka konuya geçiyorum:
*** AKILLI VE MANTIKLI SESLER! Zaman zaman zaten memleketin bir yarısının “siyasetle iştigal” etmekte olduğu gerçekler ötesinde; toplum sorunları karşısında yürekleri sızladığı için bazı “birlik ve dernek” mensubu duyarlı insanlarımızın “belki mevcut siyasi iktidar sesimizi işitir” umudunda toplumsal sorunlarla ilgili beyanları, tavsiyeleri olur..
DOĞRUSU plan program uygulamaları fukarası hükümetlerimizin sadece bu “yapıcı önerileri” dikkate alması bile icraat sayılacak ama tutun ki artık bu ülkede kimse kimseyi ne işitiyor ne dikkate alıyor!
İşte bugün ben, o “seslerin” bazılarından söz edeceğim..
***
“KIBRIS Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası” (KTEZO) Genel Koordinatörü Hürrem Tulga, geçtiğimiz günlerde KKTC’de yıllardır yaşanan “ara eleman” sorununu hatırlatırken pandeminin de olumsuz etkileri nedeniyle KKTC’deki yabancı işgücünün adayı terk ettiğine değiniyor ve bu konudaki sıkıntıların daha çok arttığından yakınıyordu.
***
DOLAYISIYLE ayni zamanda şu çağrışımı yaptırmaya vesile oluyordu: Şöyle ki bırakın KKTC’i hatta ötesi dış ülkelere bile transferleri yapılabilecek “ara elemanlarımızın” olması gerekirken, bu kısırlık neden?
SÖZÜNÜ ederken hatırlatmak istediğim ise “Mesleki Teknik okullarımızdır!”
Galiba sayıları on üç olan ve hemen her kentimizde mevcut olan bu okulların bir amacı da şu anda Hürrem Tulga’nın “yokluklarından” şikâyet ettiği “ara eleman” boşluğunu doldurmak için kuruldulardı..
(Parantez içinde yazayım. Kısa süre sonra onlar da klasik liseler gibi üniversitelere öğrenci hazırlamaya yönelik ders programlarlarına geçtilerdi..)
***
OLAY ŞUDUR: Çapımıza göre “büyük” kelimesiyle ifade edeceğimiz “kurumlar, kuruluşlar, türlü çeşitli okullar, üniversiteler” oluşturduk ama geleceği… Artı bu okullardan mezun olacak gençlerin KKTC’deki “aş iş yaşam” haklarını nasıl sağlayacağımızın plan programlarını hesaplayıp kurgulayıp geröekleştiremedik.. Daha doğrusu buna gerek duymadık..
Her halde yetkililer “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” dediler noktayı koydular! ***
OLAYIN ASIL VAHİM YANI İSE ŞU: Yıllar önce yazdığım gazetelerde ve yine “Köşemden” üzerlerine sık sık gittiğim konulardan biri de “Meslek okullarından mezun olan gençlerin seçim ahkâmlarında oyları uğruna devlet dairelerine memur olarak atanmaları sorunuydu..” Nitekim: ***
BİR DÖNEMLERDE Mağusa’daki “Mesleki Teknik Okulu” çok yakından izliyordum.. Gerçekten ilk kurulduğu dönemlerde mezun olanlar artık asli işleri olması gereken “branşlarına” göre özel sektörde iş tuttulardı. Bazıları devlet katkıda bulunmadığı için borçlanıp harçlanıp kendi sermayeleriyle işyerleri açtılardı.. ***
UZUN sürmedi ama: Sonrasında her seçimin ardından Mağusa gümrüğünde, devlet dairelerinde istihdam edildilerdi..
Dolayısıyla bu okulların ne toplum katlarında bir anlamları kaldıydı ne de mezun olan öğrencilerinin “meslek okulu” formatına sokulacak toplumsal işlevleri!
***
ÇOK İYİ BİLİNİYOR: Barış harekâtından sonra bu ülkede, şimdilerde Hürrem Tulga’nın yine sözünü ettiği “ihtiyaç duyulan ara elaman” sorununu, TC’den gelenler karşıladıydı..
Şimdi o insanların ya çoğu büyük işletmelerin başında yada patron konumundadırlar…
***
VE EKLEYİM: Bu okullar devletin giderler hanesinin en pahalı okullarıdırlar. Araç gereç yönünden sürekli yenilenmeleri gerekmektedir.. Buna karşın “devlet için mali yönden pahası ağır olan bu okullardaki mezunlar amaçlarından uzaklaştırılarak, memleketin kalkınması gelişmesi planları dışına itilmişlikleriyle işlevsiz kaldılar! Şimdi de yüzlerce sorunlardan birisi haline getirıldiler! *** KISACA ne esnaf zanaatkârlara yar olabildiler ne kendilerine.. Dolayısıyla nasıl söyleyelim, “KKTC’e benzediler! “İki cami arasında binamaz” misali! ***
“TRAFİK KAZALARININ TEK SORUMLUSU SÜRÜCÜ VE ARAÇ SAHİPLERİ DEĞİLLERDİR.”
Sözün sahibi Makine Mühendisleri Odası Başkanı Ayer Yarkıner’dir.
Bir süre önce “Dağ Yolu” olarak bilinen Değirmenlik Girne yolundaki bir mikser aracının devrilmesi sonucu meydana gelen trafik kazası nedeniyle söyledi.. ***
VE DOĞRU söyledi. Çünkü körün değneği gibi bellediklerince hemen her trafik kazasına “dikkatsiz sürücü” lafını yapıştırıp sorumluluktan kaçan “yetkili” fakat “sorumsuz” yetkililerin bu beylik vurgulamaları artık kabak tadı verdi.. ***
YERİ GELDİ YAZAYIM. Hoca Nasrettin bir gün evden ayrılırken kapıyı kilitlemeyi unutmuş, rastgele hırsızın biri de kapı zaten açık Hoca’nın evine girmiş ne var ne yok çalıp götürmüş. HOCA kahveden dönmüş bakmış ev bomboş, konu komşuya seslenmiş durumu anlatmış ki başlamışlar Hoca’ya sitem etmeye:
“YAHU Hoca insan ayrılırken hiç evini kilitlemez mi?” “Yahu Hoca hiç böyle de unutkanlık olur mu?” “Yahu hoca sen de çok dikkatsizmişsin…”
Derken, Hoca ıkınmış sıkılmış sonunda kafası kızmış, “yahu komşular demiş anladık. Evden çıkarken kapıyı kilitlemeyi unuttum kabul.. Amma hiç mi bu hısızın suçu yok?”
***
VE SSAYIN yetkililerimizin diline pelesenk: Hangi trafik kazası olursa olsun, nasıl olursa da olsun ilk lafları “dikkatsiz sürüş, dikkatsiz sürücü” olmakta!
Yani her trafik kazası sürücü hatası! ***
DAHA medyada geçen gün salındıydı: Trafik için harcanması gereken seyrüsefer vergileri başka amaçlar için kullanılmaktadır..
Kİ bu ülkede çoğu yolların yol olmaktan çıktığını…
Akşamları yeterli ışıklandırmaların olmadığını…
Trafik işaretleri hem yetersiz hem eksik olurken, çoğu cadde ve bulvarların tarlalardaki harmanlara döndüğünü!
Kaldırımların göçüp gittiğini.. Park yerlerinin Kıbrıs sorunu kadar müzmin hale geldiğini.. Ana yolların sırat köprüsüne döndüğünü…
Artık çöp konteynerlerine çarpmamak için yollarda ortadan sürüş yapmak zorunda kalındığını… ***
GÖRMELERİNE, işitmelerine, Ayer Yalçıner gibi bilirkişiler tarafından ilgili eleştirileri okumalarına…
KARŞIN hâlâ her trafik kazasına “sürücü hatası” diyerek tüm sürücüleri töhmet altında bırakırlarken, memleketin trafikle ilgili tüm “alt yapısından işaretlerine, ışıklandırmalarından sinyalizasyonlarına, kaldırımlarından panketlerine, çemberlerinden bilmem nelerine kadarının…
“Eksik, aksak, yanlış, yıkık, kırık, tehlikeli…” Oluşlarını gözden kaçırmak, dikkate almamak tutun ki Sn. yetkililer için en az o “sürücü hataları” dedikleri oranda “büyük hataları” olmalıdır! Hoca Nasrettin gibi soralım: Yani trafikle ilgili birimlerin, alt yapılardan sorumlu devletin, belediyelerin hiç mi kabahati yoktur!
































