“Müzmin” toplum olduğumuzu biliyorum.
Olumlu işleri övmekte hasis, olumsuzluklar karşısında ayyuka çıkan seslerimizle saldırgan olduğumuzu bildiğimce…
Kolay beğenmeyiz! Şöyle ki gün yirmi dört saat damadının başını şişiren kaynanalar gibi dırdırlanır her olaya bir kulp takarız!
“Güzele” inat değil mi? “Çirkin” deriz!
Kazaya neden olan sürücüyü “bunları idam edeceksin” diyerek yargından önce ipini biz çekeriz!
Çok zor beğenir, çok eleştiririz ama, kaşımızın üzerindeki şehla gözümüzü hiç görmeyiz!
Takdir etmeyiz ama “takdir” edilmeye bayılırız!
Azıcık parasıyla malı olana “hırsız” deriz, fukaraya da “becerip sen de zengin olaydın serzenişinde, “aptallık” basarız!
Olayları noktasına virgülüne kadar yakından takip ederken sürekli yorumlarını da yapar, sonuçta yaptığımız yorumların tam tersi çıktı mıydı da “ben demedim mi” diyerek afra tafra atarız!
Rahatsızlığını anlattığı Doktora konuşma fırsatı bile vermeden neyi olduğunu anlatmakla yetinmez, hangi ilaçları alacağına varıncaya kadar hepsini anlatır ki doktor feleğini şaşırtırız!
Çok kısaca ve uzatmadan yazacak olursak her zaman bildiklerimiz bilmediklerimizden çoktur zaten bizler için “bilmediğimizi” söylemek de züldür!
***
BÖYLE bir ülkede “aleyhisselam Peygamber” efendimiz olsanız, değil Koranavirüsü, nezleyi bile savamazsınız..
Kaldı ki söz konusu olan hele bitsin bu salgın, ilk fırsatta gidici olan “Tatar Koalisyon Hükümetidir!”
Buna karşın daha önce de itiraf ettikti. İster sorumluluk yüklenmenin korkusundan, ister “basireti” nasılsa elden bırakmama şansından; “virüs” felaketini en az zararla Tatar Hükümeti sayesinde atlattık.
Tabi bir aylık sürede “her tarafı kapatıp tüm işleri rölantiye almak pahasına..”
Bunun da ödenmesi gereken parasal faturası mutlaka olacaktır, dur bakalım bu da nasıl olacaktır?
Çünkü daha şimdiden “KKTC’mizin atmosferinde hangi istatistiklerle anketlerin sonucuna bağlı olduğu bilinmeyen” de olsa, tutun ki memleketin bir yarısının yoksulluk sınırının altına düşerken, çalışan kesimlerin de ayvayı yemiş vaziyette olduklarının haberleri verilmektedir!
Ve 4 Mayıs’ta Tatar Hükümeti nasıl açılım yaparsa yapsın artık KKTC virüs’ten öncesi durumunu ancak “önümüzdeki yıl (belki) yakalayabilecektir!
Tek tesellimiz “koranavirüs” dolayısıyla can kayıplarımızın “hiç” denecek kadar az olmasıdır.. Ki bu konuda ilk kez Güney’deki komşumuza “başarı” yönünden fark attık!
FAKAT aslında bu yazdıklarım “4 Mayıs”a yönelik bir girişti. Çünkü söz konusu açılımlar dolayısıyla bugüne kadar uygulanan “tedbirlerin” kaldırılacak olması sonucunda… Eğer bu virüs hortlayıp yeniden saldırıya geçerse… Bu kez “Tatar hükümeti” sadece “töhmetin” altında kalmaz, istifa etse de hatasının diyetini ödeyemez haberi ola!
KISACA bugüne kadar canımızı sıkmış olsalar da dayatılan “yasaklarla” vaziyetleri vukuatsız idare ederken… Eğer alınan kararla yumuşatılacak ortamlar sonucunda, uyuyan dev durumundaki “Koronavirüs” uyanır da yeniden saldırıya geçerse; yaratacağı felaketin vebalini kimse ödeyemez, boynu altında kalır benden söylemesi…
TUTUN ki onca laflamayı işte bu son cümleyi söylemek için yaptım!. Parasal kayıplar giderilir ama “giden canlar geri gelmez.” Aman dikkat diyorum..
***
KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR!
Bir günlük gazetemizin “aykırı” olarak nitelendirilen bir Tv. uydu yayınındaki programının bahane edilerek Türkiye Radyo Ve televizyon Üst Kurulu tarafından (RTÜK) şıp diye kesilmesi, üstelik bu konuda KKTC yetkili ve sorumlularına bu şikâyetleri konusunda bilgi vermek gereğini bile duymaması… “Evet” kabul edilecek bir “olay” değildir!
Çünkü ne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs’ın Güneyindeki “Anastasiadis’li Rum yönetimidir” ne de Ege’de Yunanistan’a ait bir adadır!”
Ne de RTÜK “Türkiye’de uydu yayınlarını keyfine göre kesip açacak, bu arada KKTC’i ve Ankara’daki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC’den sorumlu yardımcısı Fuat Oktay’ı es geçerek kendi kafasıyla karar verecek bir ayrı krallıktır!
Açık seçik yazayım: Türkiye’ye Anavatan diyenlerdenim.. Onsuz olamayacağımızı söyleyenlerdenim.. Buradaki nüfusumuz kadar nüfusuna onlar da Kıbrıslılardır” diyenlerdenim.
Ve işte 1974’lerden beridir bu adada zaten bu Türkiyeli-Kıbrıslı gerçeği yaşanırken… Var mı RTÜK’nin kendi kararıyla bir uydu yayınını kesecek kadar hükmü?
VE neden? Üstelik Allahınızı severseniz “kimi cezalandırıyorsunuz siz?” Yarım asırdır kendi yağıyla kendi ciğerini kavuran bir avuç halktır karşınıza alıp cezalandırmaya çalıştığınız…
Günlük gazetelerimizin bile “yokluk ve çaresizliklerden” dolayı artık ayakta duracak takatlarının kalmadığı, sapır sapır döküldükleri gerçeklerde, bir gazetenin nasılsa uydurup sürdürdüğü uydu yayınını kesmek de neyin nesi?
…Başka bir şey diyemiyorum “meğer bağımsız ve bağlantısız bir KKTC Devletini savunurken ne kadar haklı olduğumuzun ispatında!” İyi ki ekmeğimizi RTÜK vermiyor!
































