Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
ManşetPoli

“Hadise kurbanı” talihsiz çiftlik: Margo

 

“Limasol’da “Millet Bahçası”ndeki geyiklerden sperm alınarak ve Kios türü koyunlara suni dölleme yapılarak “Muflon” elde edildi. Ancak, fizyonomi olarak “Kıbrıs Muflonu”nun tamamen benzeri olan bu yeni tür, kendi arasında üreyemedi kısır çıktı. Et kalitesi bakımından son derecede lezzetli olan ve bir sıçramada bir buçuk metre yüksekliğe sahip tel korumaları aşabilen bu yeni nesil muflonlardan on adet kadar üretildi ancak üretim teknikleri zorluğu nedeni ile daha  sonra üretimine son verildi.”


Güney Mesarya’da, Akıncılar köyüne yakın Margo Çiftliği; sözde Devlet Üretme Çiftliği olarak çalıştırılıyor olsa bile, tarihi boyunca en sessiz, adından en az bahsedilen, hedeflerini kaybetmiş bir çiftlik olarak yaşamını sürdürüyor. Şimdilerde hakkında hemen hemen hiçbir tartışma yaşanmıyan, anılmıyan Margo, yirminci yüzyılda Kıbrıs tarım ve hayvancılığının öncü kurumlarının başında olmayı başarmış, etkileri bu güne kadar süregelen reformların yaratıcısı olmuştu. Ancak bu çiftlik de, 1974 savaşlarının sonrası tıpkı elimize geçen diğer pek çok ekonomik işletme gibi değersizleştirilmiş, beyt-ül mal (beytambal) olup unutulup gitmiştir. Bu yazı ile tarihi Margo Çiftliği’nin hikayesini, biraz araştırmaya biraz da tanıklıklara dayanarak anlatmaya çalışacağız.

Araştırmacı yazar Mete Hatay ile yapılan ve 21 Nisan 2013 tarihinde POLİ’de “Kıbrıs’ın Unutulan Yahudileri” başlığı ile yayınlanan bir söyleşide Margo Çiftliği’nin kuruluş serüveni şöyle anlatılmaktadır.

“Yahudiler, özellikle kurdukları tarım ve hayvancılık çiftlikleri ile bu alanda pek çok yeni üretim tekniklerinin ülkemize kazandırılmasına vesile olmuşlar.  Margo Çiftliği, Kıbrıs’ta Yahudiler tarafından oluşturulan ilk tarım kolonisidir. Önemi bundan gelir.

İlk kalıcı (Yahudi) tarım kolonisi Margo Çiftliği oldu. 1897 yılında İngiltere’ye sığınan Rusya kökenli Yahudilerden oluşan bir grup, Larnaka Kazası’na bağlı Margo bölgesine yerleştirildi. Bu operasyonda İngiltere’de Baron Boris Hirsch tarafından kurulan bir dernek ciddi rol oynadı. Bu derneğin sağladığı finansmanla bölgede araziler satın alındı ve 1897 yılında çiftlik kurulmuş oldu. 1930 – 40’lı yıllara gelindiğinde Yahudiler tarafından Kıbrıs’ta satın alınan arazi miktarları bayağı yüksek miktarlara varmıştı. Toplamda 19 bin 856 dönüme ulaşan bu arazilerin 9 bin 864 dönümü Larnaka’da, 5 bin 456 dönümü Limasol’da, 2 bin 850 dönümü Mağusa’da, bin 690 dönüm’ü Lefkoşa’da ve 13 dönümü ise Girne’de idi.

Bu tarım kolonisinin başarılı olmasının sebebi, Filistin’de Sultan Abdülhamit tarafından kurulan tarım enstitüsünde yetişmiş Yahudi tarım mühendislerinin Margo’ya getirilmiş olmalarıdır.

Bu çiftlik, 1930’lara kadar yoğun bir şekilde çalıştı. Kıbrıs’a süt verimi yüksek inekler ilk olarak bu çiftlik tarafından getirildi.

Değişik tarım teknikleri uygulanarak tarımda verimlilik sağlandı.

Ancak bu çiftlikte beklenmedik trajik olaylar da yaşandı. Bölgede malarya (sıtma) hastalığı yaygındı ve bölgeye gelenler bu hastalığa karşı dayanıklı değillerdi. İnşaat yapılırken kullanılan kerpiçlerin hastalığı konutlara taşıdığı sanılmaktadır. Hastalık sonucu çok sayıda küçük çocuğun öldüğü bilinmektedir. Halen koruma altında bulunan mezarlıkta bu çocukların mezarlarını görmek mümkündür.

 Margo Çiftliği, Kıbrıs’ta kurulan ilk Yahudi çiftliği değildir.

Orines ve Kukla deneyimlerinden sonra kuruldu ve elde ettiği başarı sonucu kısa bir süre sonra yakınındaki Çömlekçi Çiftliği de kuruldu.

Sonra 1930’larda Limasol yakınında Fasur Çiftliği ve Beyarmudu’nda başka bir çiftlik daha kuruldu. Ayrıca bireysel olarak da bazı çiftlikler oluşturuldu. Bütün bu gelişmeler yaşanırken bu faaliyetleri finanse eden Yahudi Koloni Derneği1919 yılından sonra katkısını azaltmaya başladı. 1923 yılında Margo’nun müdürü geri çağrıldı. 1927 yılına gelindiğinde çiftlikte sadece 43 kişinin kaldığı görülüyor.

Çiftlikte nüfus toplam 150 aileye kadar çıkmıştı. 1950’lere gelindiğinde ise artık çiftliğin faaliyetlerine son verildiği anlaşılıyor. Ancak çiftliğin kuruluşu ile kapatılması arasında gelişen bazı tarihi olaylar da çiftliği olumsuz yönde etkilemişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler, Kıbrıs’ın Alman işgaline uğrama olasılığına karşı güvenlik gerekçesi ile adadaki Yahudilerin bir kısmını Tanganika’ya taşıdı. Yine 1948 yılında kurulan İsrail Devleti’nin kurulmazdan önce yarattığı motivasyon sonucu bir kısım Yahudi ailenin de Filistin’e göç ettikleri tahmin edilmektedir.

30 – 40 yıl süre ile dinamik bir çalışma yürüten çiftliğin 1950’de tamamen kapanması gündeme gelince, arazileri Rum bir işadamına satıldı ve çiftlik böylece tamamen ortadan kalkmış oldu. Ancak Yahudi koloninin kullanımında olan mezarlığın 1960 yılına kadar faaliyette olduğu biliniyor. Mezar taşlarından anlaşıldığı kadarı ile 1960 hatta 1961yılına kadar mezarlığın Yahudiler tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. En son mezar, 1961 yılında Irak’ta ölen ve muhtemelen vasiyeti üzerine Kıbrıs’a getirilen bir Yahudi’ye aittir.”

Mete Hatay’ın geçtiğimiz yüzyılda Margo Çiftliği ile ilgili anlattıkları bunlar ancak kuruluşu, 1897 yılı olan ve 1950’de resmen faaliyetlerine son verilen Margo Çiftliği’nin hikayesi bu kapanışla birlikte son bulmamıştır. Çiftlik, bir defa daha Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde, 1970 yılında yeniden faaliyete geçmiş bu defa da devreye Birleşmiş Milletler’in UNDP programı ve Dünya Bankası girmiştir. Bu tarihte, uluslararası kuruluşlardan elde edilen mali katkılarla beş yıllık bir uygulama programı devreye sokulmuş ve Kıbrıs’taki verimsiz küçük ve büyükbaş hayvan ırkının ıslah edilmesi hedefi ile yola koyulmuştu. Ancak bu program 1974 yılında akamete uğramış, elde edilen ve kayıt altına alınan pek çok sonuç, program tamamlanamadan çar-cur edilerek çiftlik bu günkü hedefsiz ve verimsiz, sıradan bir devlet işletmesi haline getirilmiştir.

Margo Çiftliği yöneticileri, senede bir defa tüm personeline mangal partisi düzenleyerek çalışma motivasyonunu canlı tutmaya çalışıyordu. Resim, 1973 yılında Girne 6 buçuk mil plajında (Bu günkü Acapulco Hotel plajı) mangal partisi öncesi denize giren bir grup çiftlik çalışanını yansıtıyor.
Margo Çiftliği yöneticileri, senede bir defa tüm personeline mangal partisi düzenleyerek çalışma motivasyonunu canlı tutmaya çalışıyordu. Resim, 1973 yılında Girne 6 buçuk mil plajında (Bu günkü Acapulco Hotel plajı) mangal partisi öncesi denize giren bir grup çiftlik çalışanını yansıtıyor.

UNDP ve Dünya Bankası’nın Margo Çiftliği

Margo Çiftliği, 1970 yılında İsveçli ve İngiliz uzmanlar tarafından organize edilmiş ve 70/30 oranına sadık kalınarak Kıbrıslı Rum ve Türk uzman ve çalışanlardan oluşmuştu. Mevsimine göre 90/110 civarında personele sahipti. Babamın çiftlikte görev alan üç ustabaşından birisi olması ve son iki yılında liseli öğrenci kapsamında yaz aylarında geçici işçi olarak çiftlikte çalışmamdan dolayı, bazı Türk çalışanların isimlerini hala hatırlıyorum. Vadili’den Ziraat Mühendisi Ayhan Akif’i, Dr. Erol Şeherlioğlu’nun babası Ziraat Mühendisi Nejdet Şeherlioğlu’nu, Niyazi isimli başka bir ziraat mühendisi’ni, melezleme görevi yürüten Hüseyin Beyit ve Niyazi isimli iki Türk teknisyenin isimlerini hala hatırlıyorum. Çiftlikte civar köylerden, özellikle Luricina’dan gelen Türk işçiler olduğunu da hatırlıyorum.

Çiftliğin yeniden işletime açılması öncesinde Kıbrıs’ta yaygın olarak var olan koyun ve keçi türleri “lokal” olarak tabir edilen ve ne süt ne de et verimliliğine uygun olmayan türlerdi. Çiftliğin kuruluş amacı, hayvan ırkını verimli türlerle islah etmek ve denenmemiş yeni işletim tekniklerini uygulamaktı. İlk etapta, Kıbrıs’ın şartlarına uygun olabileceğine inanılan Yunanistan’ın Sakız adasından  “Kios”

olarak isimlendirilen ve süt verimi yüksek koyun türü ile, İsrail’den “İvesi” olarak isimlendirilen et verimi yüksek koyunlar getirildi.

Getirilen bu koyunlar farklı gruplara ayrılarak, farklı gıdalarla (Güzelyurt’tan getirilen portakal küspesi dahil) ve farklı şartlarda (hep gölgede/hep güneşte/hareketsiz/gün boyu seyyar) tutularak et ve süt verimleri günlük olarak gözetim altına alındı. Her bir hayvan için dosya açıldı ve günlük olarak kilosu, süt verimi, sağlık durumu ve almışsa kullanılan ilaçlar dahil hayvan hakkında ayrıntılı kayıtlar tutuldu.

Bu koyun türlerinden farklı olarak, Finlandiya’dan damızlık olarak kullanılmak üzere, yusyuvarlak, nerede ise karınları yere değecek kadar kısa bacakları olan üç adet koç getirildi. Bu farklı koyun türleri arasında, suni dölleme yöntemi ile melezleme yapıldı ve her yeni elde edilen tür, farklı beslenme ve barınma şartlarında yeniden gözlem altında tutuldu. Bununla da yetinilmeyerek, Limasol’da “Millet Bahçası”ndeki geyiklerden sperm alınarak ve Kios türü koyunlara suni dölleme yapılarak “Muflon” elde edildi. Ancak, fizyonomi olarak “Kıbrıs Muflonu”nun tamamen benzeri olan bu yeni tür, kendi arasında üreyemedi kısır çıktı. Et kalitesi bakımından son derecede lezzetli olan ve bir sıçramada bir buçuk metre yüksekliğe sahip tel korumaları aşabilen bu yeni nesil muflonlardan on adet kadar üretildi ancak üretim teknikleri zorluğu nedeni ile daha  sonra üretimine son verildi.

Kıbrıs şartlarında en uygun olabileceğine inanılan keçi türü olarak Suriye’den Damascus (Şam) keçileri getirildi ve farklı beslenme ve yaşam şartları ile verimlilik arasındaki ilişki değerlendirmeye tabi tutuldu.

Kıbrıs’ın büyükbaş hayvan varlığının verimli türlerle zenginleştirilmesi programı çerçevesinde Hollanda ve İsrail’den soy ağacına sahip (pedigrili) Holstein türü inek ve tosunlar getirildi. Bu tür, özellikle süt verimliliğinde çığır açtı. Her bir bir hayvandan o güne kadar görülmedik miktarda, günde 25-30 kilogram süt elde edilmeye başlandı.

UNDP ve Dünya Bankası’nın Margo Çiftliği ile uygulamaya koyduğu program, ayni zamanda Kıbrıs’ın peynir çeşitlerinin artırılmasını da ön gördü. Bu amaçla bir imalatane/laboratuar oluşturuldu. Ancak bu tesis savaş nedeni ile kullanılamadı.

Çiftliğin bünyesinde bir ortaokul inşa edildi. Çiftlikte yapılan bilimsel çalışmaları üreticilerle buluşturmayı sağlayacak ara elemanların yetiştirilmesini amaçlayan bu proje kapsamında inşa edilen okul, 1974/75 ders yılında eğitime başlaması öngörülürken, yaşanan savaş sonrası okulun yerleşim yerlerinden uzakta kalması ve askeri amaçlarla kullanılmaya başlaması sonucu realize edilemedi.

Çiftlikte yöneticiler ve teknisyenlerin kullanımına verilmek üzere lojmanlar inşa edildi. 1974 Ağustos ayında kullanıma başlanacak olan bu lojmanlar, Temmuz ayında yaşanan savaş sonucu hiçbir zaman kullanılamadı. Bizim de Ağustos ayında çiftliğe taşınmamız öngörülürken hesap tutmadı. Bu tesadüf belki de savaş kurbanı olmamızın önüne geçmiş oldu. 15 Temmuz’da Türk personel çiftliği terk etti, 20 Temmuz’dan sonra ise yabancı ve Rum personel. Çiftlik, iki, üç hafta sahipsiz ve bakımsız kaldı.

margo
13 Nisan 1973 tarihli bu fotoğrafta babam Hasan Düzgün, bir defada beş yavru veren İsrail kökenli “İvesi” türü koyunla poz vermiş.

Savaş, Çiftliği Tarumar Etti

Babam, 14 Ağustos’ta gerçekleşen ikinci askeri operasyon sonrası Türk bölgesine katılan Margo Çiftliği’nde göreve davet edildi. İlk izlenimler oldukça dramatikti. 4 bin kadar küçükbaş hayvan ile 4 yüz civarında büyükbaş hayvanın çoğu, civar köylüler tarafından “ganimet”

oldukları anlayışı ile alınıp götürüldüler. Açlık ve susuzluktan ölenler oldu. Çiftliğe komşu özel sektöre ait domuz çiftliği ve “domuz bolibifi” imal eden tesisler kullanılamaz hale getirildi. Diğer bir komşu tesis olan “Viola” yağ fabrikasının depoları kurşunlandı. Akan yağlar civarda yağ gölekleri oluşturdu. Fabrika daha sonra sökülüp bir yerlere götürüldü. Babam, çiftliğin yeni koşullardaki ilk iş gününde, Finlandiya’dan getirilen koçlardan birisinin kesilerek o günkü karavanada menüye dahil edildiğine tanık oldu. Çılgına döndü. “Ben bir kere daha bu çiftliğe gelmem” diyerek olana bitene tepki göstermeye kalkıştı. Ancak sömürge ve cumhuriyet dönemlerinde çalıştığı süreler emekli olmasına yeterli değildi. Üstelik şimdi Türk yönetimi dönemi başlamıştı ve statüsünün ne olacağı belli değildi. İki yıl daha ama isteksiz olarak işe gidip geldi ve 1976 yılında emekli oldu.

Emekliliğinden sonra yaşadığı 30 yıl boyunca, hiçbir zaman Margo Çiftliğe gitmedi. Oraları görmek istemedi.

Geyikten alınan spermlerle “Kios” Sakız türü koyunlara uygulanan suni dölleme tekniği ile Kıbrıs Muflonu’nun benzeri bir tür elde edilmiş. Fotoğraf, o muflonlardan birisini yansıtıyor.
Geyikten alınan spermlerle “Kios” Sakız türü koyunlara uygulanan suni dölleme tekniği ile Kıbrıs Muflonu’nun benzeri bir tür elde edilmiş. Fotoğraf, o muflonlardan birisini yansıtıyor.

Romanov Koyunları Kurtarıcımız Olur Mu?

Geçenlerde bir arkadaşım bir yazı konusu olabilir düşüncesi ile benimle bir bilgi notu paylaştı. Kökeni Rusya olan ancak Türkiye dahil komşu ülkelerde de kolaylıkla yetiştirilebilen, bizim şartlarımıza uyum gösterebilecek olan Romanov koyun türünün mutlaka bize de getirilmesi gerektiğini söylüyordu. Romanov koyunları, her seferinde

3-4 yavru verebilen, hem et hem de süt bakımından verimli olan bir ırkmış. Arkadaşım, belki de dünyada en pahalı koyun eti tüketen bir toplum olarak bu koyun türüne ihtiyacımız olabileceğini söylüyordu.

Üstelik Avrupa Birliği tarafından yeniden tanımlanan hellim imalatı kurallarına göre, hellim üretimindeki sütün yüzde ellisinin koyun sütü olma şartı getirildi. Arkadaşımın heyecanı beni çok etkilemedi. Ona “bu işi ancak Margo Çiftliği halledebilirdi” dedim. O ise “tamam o zaman yapsın” diye tutturdu. Ben “ama o çiftlik artık yok” dedimse de o bir türlü ikna olmadı. Margo Çiftliği’nin açık olduğunu, oralarda bir şeyler yapıldığını anlatıp durdu. Keşke öyle olsa diye düşündüm.