Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hadi Geleceği De Düşünelim (Tutun Ki Çözüm Oldu!)

Bazen “bir musibet bin nasihatten evladır.” Bu nedenle “enosis” logolu siyasi krizi, gelecekteki istikrarlı ve sürdürülebilir çözüm yönünden düşünmek gerekir. Çünkü birleşik bir Kıbrıs’ta oluşturulacak federal sistem, Türk ve Rum halklarından oluşacak. Dikkat edin:

İki ayrı etnik toplululuk..

İki ayrı din, dil, tarih ve kültür!

       İki ayrı anavatan, iki ayrı bayrak, iki ayrı ulusal değerle kutlanacak ikili ulusal günler ve dini bayramlar…

Bu nedenle gözleri kapatıp “hemen çözüm” demeden önce dedikti ki “nasıl bir çözüm” konusunda kafa yormak gerekir! Ki Rum tarafı Enosis için İngilize karşı mücadele eden ve “kahramanlarımız” diyerek her meydana büstleriyle heykellerini diktikleri  Eokacıları anarlarken, Türk tarafı da kendi mücadelesinden kaynaklı TMT’yi, 20 Temmuzları,  30 Ağustos’ları kutlasın…

YAHUT: Ne onlar ansınlar “enosis” adını, ne Türkler ansınlar TMT ile 20 Temmuzlarını!

Dahası öyle bir çözüm oluşturulmalı ki ne kafası her kızan taraf  kapıyı vurup kaçsın ne kapının ardında kalan gelip açmazsan bu federal sistem yıkılır” desin!

       MASKARALIK DEĞİL:  Eğer 1960 Kıbrıs Cumhuriyetindeki gibisi bir çözüm olacaksa hiç olmasın çünkü 54 yıldır yıkılan o Cumhuriyetin yerine bir “çözüm” ikame etmek mümkün olmadı, savaşlarla dökülen kanlar da cabası!

Çözüm yapalım da sonra düşünürüz diyen “hemen çözüm” meraklıları daha çözüm olmadan Enosis plebisiti ile ortaya çıkan iki halk arasındaki marazayı çok iyi görmelidirler! Çünkü oluşturulmaya çalışılan çözüm “iki kurucu devlete” dayalı denmiş olsa da “Rum unsurunun Türk halkının içine sokuşturulacağı, “temsilciler meclisinin” azınlık çoğunluk  esasında yapılanacağı, siyasi eşitliğin “bire bir” değil, nüfusa göre tesis edileceği ve Türkiye’nin garantisinin olmayacağı bir federal sistemdir!

       Kurulması ne kadar zorsa, bugüne kadar   genel görünümüyle tuvalde izlediğimiz olası  Kıbrıs Federal sisteminin yıkılması da o kadar kolay olacaktır!

Ki ne diyor Sn. Akıncı. “Yarın Elam gibi bir siyasi parti iktidar olursa ne olacak?”

Veya KKTC’de öteden beri “çözüm planını”  beğenmediğini söyleyen siyasi partiler o federal devlette  yer aldıklarında ne olacak?

BU NEDENLE: Annan  planı dönemlerinde de sonrasında da bugün de hep şunu söyleyip yazdık: “Evet çözüm olmalıdır. Ancak başına “kesinlikle” kelimesi konacağı “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisini içeren bir çözüm…”

Oysa yapılmaya çalışılan bir kısım Rum halkı ile yönetim erkini Kuzey’e yerleştirecek bir federal sistem arayışıdır! Üstelik Türkiyesiz!                                                       Mümkün değildir, bir yıl bile dayanamaz zaten iki taraf arasındaki hırgürden  “federal devletin”  çalışması mümkün olmaz, yıkılır gider!

**********                             

  YARINLAR İÇİN BUGÜNDEN GÜÇLÜ OLUNMALI!

Türk toplumu olarak bu adada niçin güçlü olmamız gerektiği zaten yaşadığımız olaylarla ispatlıdır. Ki şimdilerde bu gücü Türkiye’nin garantisi ile sağlıyoruz ama bilmemiz gerekir. İlânihaye devamı mümkün olmayabilir eğer TC ile entegrasyona gitmezsek…

Üstelik çok da tehlikeli “çözüm oyunları” oynuyoruz! Zaten “nüfus fukarasıyız” kalkıyoruz kendimizi olası çözümde 220 binlere bağlıyor, Rum tarafının 8 yüz binlik nüfusunun altında bir alt küme olacak “cemaat” esamesine düşüyoruz!

Tabi ki “güç” sadece nüfus olayı değildir. “Sosyoekonomik yönden de güçlü olmalıyız” dediğimizi daha 1974 Barış Harekâtı bitiminin sabahında Ecevit’in, “askeri zaferi ekonomi ile taçlandıracağız” deyişinden  hatırlıyoruz. O tacı takabildik mi başımıza?  Bir şeyler yapıldı, kazanıldı ama ne “taç”lık seviyelere gelebildik ne madalyalık! En basitini yazayım:

MESELA: Turizmi “kumara” bağımlı bir sektör oluştan hâlâ kurtaramadık!

Mesela Tarım kesimini devlete muhtaç bir dide oluştan kurtaracak kendi sistemi kendi kooperatifçilik kuruluşlarıyla güçlü bir sektör haline sokamadık!

Mesela onca sanayi bölgelerine karşın bu sektörde de yeterli olduğumuzu söylemek mümkün değildir.

Mesela en büyük ihracat kalemimiz rakı ile hellimdir deniyor ama bazı ihracatçılarımızla konuştuğumda öğreniyorum, TC’ye ihraç ettikleri bu ürünlerin parasını alabilmek için bazen bir yıl beklemeleri gerekiyormuş!

Mesela kamu hizmeti veren kurumlarımızın sorunları artık gazetelerde  hava raporları gibi günlük haberlerde yer alıyor, sağlıktan eğitime kadar tekliyor hâlâ sistem arıyoruz!

       Mesela limanlarımız dökülüyor! Havaalanımızı yapan şirketle kavgamız bitmedi! Sigortalarımız, Kıb-Tek, Telekomünikasyon devletin urları haline geldiler!

       SÜRDÜRÜLEMEZ: “Görünümümüzle değerlerimiz” eğer bir dünya devleti olsaydık yerlerde sürünecekti, bırakın KKTC’ye dıştan yatırımları, turist akışını, uçan kuşlarla sinekler bile terk’i diyar eyleyeceklerdi!

“Sosyoekonomik yönden güçlü olmalıyız”  diyoruz  çünkü  Rum toplumu ile yan yana yaşarken bu “güç” bize çok gerekli olacaktır..

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (NE İDİYSEK 9’UNDA  YİNE ÖYLEYİZ  49’UNDA DA!)  

Bizim kuşak “çok partili demokratik” denilen düzene “liderlik” dönemlerinden geçerek  geldi!                                                             O dönemlerde  “yönetici” durumundaki liderler için “makul” ve “aykırı” insanlar vardı! Durum değişmedi! Şimdilerde de hangi siyasi parti iktidara gelirse onun için de “makul ve aykırı” insanlar vardır!

Bizim dönemimizde de “insanların atanmaları, iş kapmaları, hayır yüzü görmeleri için sadece “makul” olmaları yetmez, “partili olmaktan” seçimlerde bilfiil çalışmaktan, mitinglerde bayrak gibi  ve önde görünür olmaktan geçerdi! Şimdilerin demokratik düzenlerinde de durum vaziyetler ayni!

Bizim dönemimizde de vardı arkalarından  iş, aş, para diye koşturulan siyasiler; durumlar hiç değişmedi şimdilerde de var!                           O dönemlerde de vardı imtiyazlı sınıflı ekabir  ve arkalarında at sinekleri gibi oluşan kuyruklar, şimdilerde de var!

Bizim dönemlerimizde “ben yaparım olur” diyen liderler vardı! Şimdilerde “ben yaparım olur” diyenlerin yanına  “ben yaparım olmazsa olmaz” diyenler de ulandı! Tek fark da bu galiba!