Köşe Yazarları

GÜVEN DUYMAK İSTERDİK…






Uzman mıyım? Hayır. Tabii ki değilim.

Sade bir vatandaşım.

Sadece güvenmek istiyorum.

Böyle ciddi, yaşamsal bir tehdit karşısında ülkeyi ve halkı korumakla görevli olan makamların sadece güven vermesini bekliyorum, maalesef o güveni duymuyorum.

Gördüğüm, bir kaos.

Bakanlar Kurulu önceki günden beri toplantı üstüne toplantı yapıyor.

Bir haber geliyor, Cumhurbaşkanlığında toplantı diye, seviniyoruz, saatler geçiyor, o toplantı bir türlü başlamıyor.

İlk aklıma gelen olağanüstü hal ilanı.

Anayasa’nın 124. Maddesi…

“Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi üç ayı geçmemek üzere, olağanüstü durum ilan edebilir”.

Abartılı gelebilir.

Ancak kabul edelim ki bu virüs insan sağlığını etkilediği kadar, zaten zafiyet içinde olan ekonomimizi de alt üst edecektir. Tehlike büyük, en azından bunun idrak edildiğini, devletin tüm birimlerinin birlikte hareket ettiğini görmek isterdik. Onu bile yapamadık.

Bunların topyekun ele alınması, olağanüstü tedbirlere başvurulması gerektiğine göre, olağanüstü hal ilanı gerekliydi bence. Ardından halkı da rahatlatacak doğru önlemler alınmalıydı.

Başbakan aldıkları önlemleri sıralıyor. Okullar kapatılıyor, sadece çocuk festivalleri ve etkinlikleri iptal ediliyor, sadece Mağusa’da tarihi yerler dezenfekte ediliyor, güneyden toplu geçişler yasaklanıyor, Almanya-Fransa çıkışlı charter seferler durduruluyor.

Oturmuşlar düşünmüşler ve virüs konusunda sadece Avrupa’dan gelenlerin tehdit olduğu kanısına varmışlar. Bu ülkeye tüm seferler Türkiye aktarmalı değil mi? Gelenin nerden geldiğini biliyor musunuz? Sınırdaki istatistiki anketler ne işe yarar?

Sonra mesela, güneyde kiliselerdeki ayinlerin yasaklandığı açıklanıyor ama bizde yüzlercesinin toplandığı camilere bir önlem yok.

Geçen cumartesi Türkiye’den geldiğimizde de ‘Ercan’da önlem var’ denilmişti, geçtik, çıktık, ne arayan ne soran. O önlemler geçen haftadan başlasaydı, belki de bu enfekte olmuş hasta ülkeye giremezdi.  Başbakan’ın açıklamasında yine hava ve deniz limanlarıyla ilişkin bir madde yok, Sağlık Bakanlığı buralarda alınan tedbirleri sonradan açıklıyor. Kopuk kopuk, bölük pörçük…

Şimdi siz güven duyabildiniz mi? Yoksa daha çok korkuya mı kapıldınız?

Avrupa Parlamentosu Başkanı’nın, güneyde bir milletvekilinin karantinaya alındığı bir dünya bu, burnumuzun dibinde.

Tamam panik olmayalım da, paniğe kapılmamak için tedbirlerin alındığına güvenmek gerekiyor.

Allaha emanet devam ediyoruz. En azından kendi güvenliğinizi sağlayın, başka çaresi yok…

YERİN KULAĞI VAR

 KİRLİ BİR KAMPANYA SÜRÜYOR:

Sibel Siber, aday olmayacağını açıkladı. Halen devam eden seçim kampanyası sırasındaki ortamın çirkinliğinden ve bunun kendisini caydırdığından söz etti. Açıklamasında beni en çok düşündüren de bu oldu. Gerçekten de paramparça olduk. Bireysel olanları tahmin edebiliyoruz da, belli yerlerden organize olan grupların diğer adaylarla ilgili olarak yaptıkları küfürlü, hakarete varan saldırılar hepimizi bundan sonrası için düşündürmeli…

 

ALDIĞINIZ TEDBİRLERE NE OLDU:

Sağlık Bakanı son günlerde çıkıp coronavirüs ile aldıkları önlemleri açıklıyordu. Havaalanları, geçiş kapılarında alınan tedbirleri ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ama gördük ki, aslında laftan başka hiçbir şey yapmamış. Hastalıklı insanlar ellerini kollarını sallayarak ülkeye girmişler. Birkaç gün önce Başbakan Tatar, “Bu virüsün bize geldiği falan yok. Bu kadar abartı ne, kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz” diyordu. Aslında biz abartmıyorduk da, siz umursamıyordunuz, olan bu…

 

SEN, BEN KAVGASI:

Böylesi önemli ve tüm ada insanını ilgilendiren bir konuda bile iki toplum olarak bir araya gelemiyor, ortak karar üretemiyorsak, nasıl bir çatı altında ve barış içinde yaşamayı hayal ediyoruz.  Bu işin kapıları kapatmakla, yasaklarla olmayacağını anlamamız lazım. Hala daha böylesi bir konuda bile “sen, ben” kavgası yapıyorsak yandık ki ne yandık…

 

İPTAL EDİLİR Mİ?:

Ülkede yaşanan salgın paniği 26 Nisan’da yapılacak seçimleri de etkileyebilir. Birçok aday, propaganda amaçlı toplu buluşmalarını iptal ederken, kamuoyunda seçimlerin iptal edilebileceği tartışılıyor. Salgının önü alınamaz ve yayılırsa bence de seçimin iptali gündeme gelmeli. Bunun kararını verecek olan da Yüksek Seçim Kuruludur ancak, salgın toplumsal sağlığı tehdit eder noktaya gelirse erteleme de gündeme gelmeli… Olayın ekonomik boyutu da en az sağlık boyutu kadar önemli.

VİRÜS DEĞİL, PANİK ÖLDÜRECEK:

Tamam hükümet alması gereken tedbirleri tam olarak almayıp savsaklamış olabilir, bu virüsün er ya da geç bize de geleceğini tahmin de ediyorduk ama, tespit edilen bir vaka sonrası yaşadığımız toplumsal panik, virüsten çok daha tehlikeli. Tamam hazırlıksızdık, güvenecek bir makam bulamadık. Ama yine de nedir bu maske, eldiven çılgınlığı, marketlere hücumlar.

 LTB DAHA CİDDİ: Başkan Harmancı, yanında iki değerli hekim, önem teşkil eden doğru önlemleri sıralıyor. Özellikle çocuk oyun parkları ve özel kuruluşların yani pastane, cafe gibi yerlerin oyun parklarının kapatılması çok önemli.  Böyle önlemler zaruridir, aman onu kırmayım, buna zarar vermeyim diye düşünürseniz, önlemez, yayarsınız.

 ZİRVEDEKİLER

Öntaç Düzgün: “Hastalık yaygınlaşmış ülkelerden düne kadar charter uçuş kabul eden ve sonra da tüm okulları kapatmak zorunda kalan bir devlette, salgını hala politikacılar yönetiyor demektir. Hemen bilimsel bir kurul oluşmalı ve her türlü karar oraya devredilmelidir…”

 

DİPTEKİLER

Kumarhaneler Utanmasalar Yardım İsteyecekler:

Kumarhaneciler bağırıyor, “Turizm darbe alacak”… Otellerini dezenfekte etmişler de abartılmaması gerekiyormuş… Ama hiç akıllarına gelmiyor, bu devlete ne katkı verebiliriz diye. Şu anda onların göreceği zararın mislini bu devlet görecek. Üstelik bu devletin onlar gibi birer darphanesi yok. Dezenfekte için, ilaç için, belki başka giderler için devlete şu kadar katkı yapmaya karar verdik demeleri gerekirken, sadece şikayet…

 

 






Başa dön tuşu