Köşe Yazarları

Güneyin TC’ye Yönelik Tehlikeli Oyunları!







Kaç gündür Anastasiadis dolayısıyla Rum yönetimini taşıyoruz “köşemize.” Çünkü sadece siyasi sorunu değil, hidrokarbon yatakları konusunu da kanatmak uğruna çok fena kaşıyorlar!




Bu nedenle şüpheye düşmeye başladım: “Yoksa diyorum hedefi belli kasıtlı bir taktikle mi karşı karşıyayız? Şöyle ki bir maraza çıkartıp AB ve BM’ler karşısında Türkiye’yi suçlu duruma düşürmek! Ve kırk üç yıldır oynadığı “mağdur ve mazlum” rolüne bir kez daha sığınırken, son zamanlarda uluslar arası arenada kaybettiği ilgiyi tekrar kazanmak!



NİTEKİM son haftalarda Anastasiadisli Güney Rum Yönetimi Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına, tek yanlı koyduğu sahiplik konusunda AB’den beklediği desteği göremedi! Arkasına Fransa Cumhurbaşkanı Makron’nun desteğini de alsa, tam aksine bakın  Erdoğan’a nasıl bir açıklama yapma fırsatı verdi:

-“Kendisine (Makrona) ben de uluslar arası hukuka uygun davrandığımızı anlattım. Orada bulunacak petrol ve doğal gazda Kıbrıs’ın Kuzeyinin de güneyinin de hakkı var. Sondaj beraber yapılmalı, çıkacak ürün de beraber paylaşılmalıdır…”

Erdoğan ayrıca “KKTC’nin uluslar arası hukuktan kaynaklanan  haklarının çiğnenmesine fırsat vermeyeceğini” de ekliyor ve satın alınan sondaj gemisinin yakında çalışmalarına başlayacağı haberini veriyordu…”

KENDİ düşen ağlamaz! Bir süre önce “hidrokarbon yataklarına sahiplik konusuyla ortaya çıkan siyasi sorunu yorumlarken, “eğer Güney Rum yönetimi ısrarla ve hâlâ 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden doğan hakkı içinde tüm adanın tek devleti iddiasında ise o zaman bu devletin paydaşı olan  KKTC’nin de hakkını tanıması ve enerji payını vermesi gerekir..

       “OYSA” diyorduk, Rum tarafı bu konuda da kaypak bir siyasetle Türk tarafının haklarını dışlarken, neredeyse tüm Doğu Akdeniz’e sahiplik koyacak bir politika dolabı çevirmeye çabalıyor! Yunanistan da Ege denizinde benzer oyunla mesela “benimdir” dediği Kardak’ı öne çıkarıyor

KISACA “anasına bak Danasını al” Diyeceğiz! Ne var ki bu “gidiş” doğru ve faydalı değil! Nitekim Anastasiadis şimdi de ikide birde sınır kapılarını ileride kapatabileceğinden  söz ediyor! Yani TC’ye karşı misilleme yolunu seçiyor! (Yarın da ona bakarız!)

**********

YAPILAN “HATALAR” AFFETMEZ!

Söylemeye bile gerek yoktur! Devlet yönetiminde “yanlış” olmaz! Faturasını zarar ve ziyanlarıyla millet öder! Ne var ki bir yandan TC öte yandan KKTC hükümetleri  1974’den beridir Kuzey’de hata yapmak için yarışıyorlar!                                                                 Mesela  daha 1974’ün hemen ardından eğer çıkar da Kıbrıs Türk halkını işaretleyerek, “siz ne istersiniz kardeşim? Paraysa para! Yediririz de içiririz de! Hatta portakal değil mi onu da veririz size” derseniz…

Ve Kıbrıs Türk halkını vilayetiniz bile kabul etmeden, “1974 gazileri olarak koltuklar” beleşinden yedirilip içirilecek toplum olarak görürseniz!..

Bir gecede Kıbrıs parasını tedavülden kaldırıp yerine herkesin dişten tırnaktan artırdığı mevduatlarını toprak yapmak pahasına TL’i ikame ederseniz!..

Yanlış nüfus kaydırması ile yanlış vatandaşlıklar politikasıyla hoşnutsuzluklar ve anomaliler yaratırsınız!..

Üretmek yerine tüketimi azdırır, TC-KKTC Mali ve Ekonomik protokollerini uygulamak yerine “siyasi partilerin” oy kaygılarından kaynaklı popülist tutumlarında sürekli “devletçiliği” savunur, adını da “beleşçilik” koyarken, bu bozuk “sistemin” yaşaması için “sendikal güvencelerle” sarıp sarmalarsanız! Falan…

Aradan 43 yıl da geçse, devletin asla ödeyemeyeceği iç borçlarından da yakınırsınız, ticaret açıklarından da hantal merkeziyetçi sistemden dolayı “bürokrasiden” de yakınırsınız!

VE gün gele dört siyasi parti koalisyonuna mahkûm bir “hükümetle” yönetilmek kaderinde ilk icraatınız (ki yapılmasından başka çare yoktu)   siftah bismillah harçlara pullara zam yaparsınız!

YILLARIN yanlışlarından, bugün o “yanlışların” faturalarını ödemekten, ödenen her faturanın devlette bir koca delik daha açmaktan başka işe yaramadığından bahsediyoruz!  Ki 2018 bütçesi 83 milyon açıkla başlıyor icraatlarına.. Tabi ki bu yeni hükümetin  hatası değildir. Öncesinde gelip giden hükümetlerin hatasıdır da yine de soruyoruz: Ne olacaktır bu gidişin sonu diye?         Mesela “Halkın Partisinin Başkanı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay her gün Bakanlığına kendi arabası ile gidip gelirken mi selamete çıkacak bu devlet?

Düşünün ki öncesi hükümetler döneminde TC tarafından  Mali ve Ekonomik protokollere bağlı olarak ayrılan 3 milyar 500 milyon TL kullanılmadığı için geri alındıydı! Ne uğruna? O “mali ve ekonomik protokoller bize uygun değil” dediğimizin inadına! Ya nedir bize uygun olan?

Hadi bakalım. Eğer gece kulüplerini, hapishaneyi, bet ofisleri  falan hallederseniz buna da cevap vereceksiniz gayrı!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (SİZ “SONUCA” BAKIN HİÇ ŞAŞMAZ!)

Fıkra  yeni evlenen çiftler için anlatılır: Yeni evlenen çiftlerden karı  koca evliliklerinin  birinci yılında  “gelin söyler kocası dinlermiş!” İkinci yıl “kocası söyler gelin dinlermiş!” Üçüncü yıl “ikisi birden söylerler  komşular dinlermiş!”

Şimdilerde hükümetimiz birinci  safhadadır!  Yani Başbakan bakanlarıyla “konuşmakta,   bizler de dinlemekteyiz!”

Ha yarın biz “konuşmaya” başlayacağız hükümet dinleyecek!”

       O bir gün  de Sendikalar, Birlik Derneklerle  hep beraber söyleyip hep beraber bağıracağız!

Sonuç? Karı koca ayrılmak için mahkemeye başvururken, koalisyon hükümetimizin ortakları da ayrılmak için erken seçime gidecekler!









Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu