Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney nereye koşuyor?

Eğer Rum’da akıl olsaydı makul bir çözümün altına imza atar hem Türkiye’nin dostluğunu kazanırdı hem de “garantör ülke oluşunun”  korumacılığı sayesinde ada  güvenliğini pekiştirirdi!

Ne var ki  “düşmanlıkla aptallık” gözlerini kör etti!

Birbirinden ayıramadığı “hayallerle gerçeklerin” akıl tutulmasına uğradı!

Sadece kilisenin değil, öteden beri “ada egemenliği” hayaliyle tüm çözüm olasılıklarına hayır diyen sırt faşizan takımların esiri oldu!

Sanal dünyayla gerçekleri  karıştırdı ki şimdi de AB üyesi oluşunun fırsatlarını kullanarak başından büyük işler karıştırıyor!

ASLINDA “kullanılıyor” farkında değil!  Çünkü şu anda Doğu Akdeniz’deki “enerjiye” Amerika, Fransa, İtalya, İsrail, Mısır gibi ülkelerin petrol şirketleriyle ulaşmaya çalışırken, deniz yüzüne çıkacak o enerjinin asıl kaymağını yiyecek olanların da ayni ülkeler olacağını o gün geldiğinde görecek!

Görmek istemediği asıl gerçek ise şu anda Doğu Akdeniz’de ve burnunun dibinde o ülkeler yanı sıra Türkiye’nin de üç sondaj gemisiyle faaliyette bulunduğudur.

TABİ “hadi görmüyor” da artık Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’de  çok daha yüksekten çıkan sesini de mi işitmiyor?

Nitekim geçen gün Artvin’de halka konuşmasında Erdoğan sorunla ilgili “AB’i işaretleyerek şunları söylüyordu:

“Batının yaklaşım tarzı anlaşılır gibi değil. Uluslararası hukuka saygıları yok! Doğu Akdeniz’de haklarımızın neler olduğundan haberleri yok!.. Batı Tehdit sallıyor. Biz tehdit mehdit dinlemeyiz!.”

(Eğer Osmanlı döneminde olsaydı, bu sözlerin ardından padişah “sancağı şerifi” açar, mehter çalmaya başlar, ordu Viyana kapılarına dayanırdı..)

YANİ: Bu adanın Kuzey’indeki Türk devletinin yurttaşı olarak diyoruz ki “bak Anastasiadis. 1974’den beridir komşu komşu vukuatsız yaşıyoruz. Başından büyük işlere kalkışman senin sorunun! Ancak eğer o işler KKTC’nin ve tabi Türkiye’nin adadaki varlığı ile çıkarlarına halel getirecekse  faturasını da ödemeyi göze aldın demektir.. Daha fazla dürtme otur oturduğun yerde bu “oyuncak” senin çapını aşar çünkü “büyüklerindir!”                               **********

ERHÜRMAN VE ULUSAL KONSENSÜS

Güney liderliğine yönelik yukarıdaki “yorumuma”nazire sıcakların da olumsuz etkisiyle geçen hafta KKTC çok agresifti!

Tutun ki Doğu Akdeniz’de kapımızı çaldı çalacak bir arbedeye bile  nanik sallayan tutumumuzla sıcak gülere beterince sıcak havalar kattık!

Her zamanki gibi yine trafikte çok kan kaybettik!

Okullar açılıyor ya her yıl olduğu gibi yeni ders yılına yine  grevlerle gireceğiz gibi!.

,Ve artık memleketteki yolsuzluklar polis müfettişlerine kadar tırmanırken, sahte vekâletnamelerle bazı taşınmaz malların devredildiğine de tanıklık ettik!

TABİ ki  asıl büyük olay Sn. Tatar ve Kudret Özersay’ın Beştepe’de Erdoğan’la görüşmüş olmaları ve “Protokol”  gereği  2019’a kadar 750 milyon liralık ilk dilim kaynak paranın KKTC aktarılması kararına varmalarıydı..

Ki geçen hafta bu konu çok tartışıldıydı!

Nitekim daha önce “sağlandığını” sandığımız bu para akışı ancak şimdilerde  gerçekleşebildi!

Bu nedenle olmalı bugüne kadar Ankara’dan tek kuruşun bile gelmediğini   öğrendiğimizde şok olurken; buna karşın her ay bir tamam maaşların ödenmesi mucizesi karşısında da şaşkınlıktan  şapşallaştıktı!  Çünkü yaşanan gerçek şunu çakıyordu:

Demek ki biz kendi ayaklarımızın üzerinde durabilecek “ekonomik gücü” yaratabiliriz.”

Bu düşünce  bir anda, “geleceklerin kalkınma ve istikrarına” yönelik  umut ışığı olarak çaktıydı beynimizde..

Nitekim geçen hafta bu “düşünceye” bağlı olarak  Tufan Erhürman bir açıklama yaparken, “mali açmazlarımızla Türkiye’den KKTC’ye yönelik para akışlarının analizini yapıyor” ve şunları söylüyordu:

“…8 Mayıs’ta hükümetten gittik. Bizi en çok protokolü imzalamayı geciktirmekle suçladılardı. Ama yeni gelen hükümet “biz hemen imzalayacağız” demesine karşılık ancak 20 Temmuzda imzaladı…”

(Erhürman açıklamasına şöyle devam ediyor.)

“…Protokol metnine göre 1  milyar 215 milyon TL. aktarılacak dendiydi. Ağustos’un sonuna geldik hâlâ kaynak akışı yoktu…”

“…Bunun üzerine Hükümet Türkiye’ye gitti. Açıklamalardan anlıyoruz ki 750 milyon liralık bir rakam söz konusudur. Buna göre 546 buçuk milyon savunmaya, 47 buçuk milyon reel sektöre 156 milyon altyapıya ayrılmış durumdadır…”

(Erhürman bu harcamalardan sonra  elde kalacak miktarın 200 milyon olduğunu söylüyor.)

Sonuç itibarıyla da şunu ekliyor: “Kendi gelirlerimizi artırmaya, giderlerimizi azaltmaya ihtiyacımız vardır. Biz dörtlü Hükümette bunu yapmaya çalışıyorduk…”

VE işte “vatanseverlik budur” dediğim Erhürman’ın (bana göre) tarihi  çağrısı:

“…Türkiye’den gelecek kaynak parayı sadece yatırımlara ayıralım. Gelin bütün iş dünyası, çalışanlar, Hükümet ve Muhalefet oturup kafa kafaya verelim ve kendi gelirlerimizi artırmanın kendi giderlerimizi mümkün olduğunca kısmanın yollarını bulalım. Bu sistemi yaratmayı başarabiliriz. Elimizdeki veriler doğruysa 960 milyon dolar turizmden, 700 milyon doların üzerinde Yükseköğretimden gelirlerimiz vardır. Dış Ticaret açığımız da 1 milyar 700 milyon dolar civarındadır. Yani bunlar aşağı yukarı birbirlerini karşılıyorlar…”

BEN Erhürman’ın tüm kesimlere yönelik “gelin kafa kafaya verelim kendi gelirlerimizi giderlerimizi kendimiz saptayalım”çağrısını bir KKTC yurttaşı olarak alkışlarım.. Ve hatırlatırım: Başbakanlık döneminde de “toplumsal seferberlik” çağrısında bulunduydu..

“İşte ulusal konsensüs eğer gerçekleşirse buna ” derim…