Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“GÖREVİMİZ TEHLİKE” (NASIL EOKA’CI AVCISI OLDUMDU!)

Hep tekrarlarız: Hocaya “eski ay’ı ne yaparlar” diye sormuşlar, “kırpıp kırpıp yıldız yaparlar” demiş…
İnsan yaşlandıkça eskir! “Eski”nin işi “eskiciliktir! Artık “alacağı” kalmadığından “eskiler” satar! Ne kadar iyi satarsa o kadar “muteber” olur! Bazıları ise “zat’ı muhterem!”
FAKAT: Böylesi eskiciliğin bile bir “fukara” yanı vardır bir de “zengin!” Öyle de olması çok olağandır. Çünkü çoban kulübesinde yaşayanla köşklerde yaşayanların mümkün müdür ayni hayatları yaşamaları!  Nitekim adam mezar taşına şöyle yazdırmış daha ölmeden önce: “Seksen yaşında öldü, sadece beş yıl yaşadı!” Soranlara da “O beş yıl insan gibi yaşadığım yıllardı” dermiş!
Kısaca insan gibi yaşamak kolay değildir. Üstelik fukara insanları teselli edip uyutmak için söyledikleri gibi de değildir o insanlık: “Yeter ki namusunla, doğru dürüst yaşa” lafı! Ne yani, az biraz tuzu kuru insan olanın alnında ahlâksız olduğunun “karası” mı yazar?
DİYELİM VE GELELİM SADEDE: Demek istedik ki artık alıcısı olmasa da “eskiler” satıyoruz! “Ben demedim miydi” iddialarımıza tutun ki o “eskilerden” bir tutam “hatıralarla yaşadığımız olaylardan ekiyoruz” sonra bilmişçe dönüp, “yaa, işte böyle” diyoruz! Öyleyse hadi gelin bir kez daha “ya, işte böyle diyelim:”
GÖREVİMİZ TEHLİKE: “EOKA tedhişinden” şimdiki ifadesiyle “EOKA terör örgütünden” söz edeceğiz… Ve sağa sola sapmadan kendi yaşadıklarımdan hatırlayabildiklerimizi satacağız…
Yıl 1952’dir. EOKA Terör Örgütü Makarios’un da katılımı ile Atina’da kurulur… 1953’de bir İhtilal Konseyi oluşturulur. Yunanistan’ın bilgi ve desteği ile Kıbrıs’a gizli silah sevkiyatına başlanır… Bu arada Grivas da EOKA hareketinin başkomutanı olarak gizlice adaya çıkar…   
Ve 1 Nisan 1955’te ilk kez Kıbrıs Türk halkı “EOKA’cı Rum”ların patlattığı bombalarla tanışır! Bu patlama “adada kardeş kardeş yaşamamış” da olsalar yine de birbirlerini vurup öldürmeyen Türk ve Rumları aynı zamanda “karşı karşıya” getiren ve bugünlere kadar uzayıp gelen büyük “savaşımın” ve de çözümsüzlüğün başlangıcı olur!
UNUTMAYIN: Bu adada Türklerle Rumlar, EOKA tedhiş örgütünün 1 Nisan 1955’te patlattığı bombalarla ilk kez husumet ve düşmanlık duyguları ile karşı karşıya gelirler! O patlayan bombalar aynı zamanda birbirinden gitgide uzaklaştıkça kopan, sonunda Kuzey ve Güney gerçeğini doğuran olayların da başlangıcı olur!
O “başlangıç” mesela benim de yollara çıktığımın takvimlere düşen tarihi olur! Çıkış o çıkış! Bir koca ömür geldi gidiyor, hâlâ yollardayız! Diyojen gibi değilse bile Kıbrıs’ın Umut Emmi’si işte! Barış ve çözüm gözleyerek geçen ömür! Ki nice ömürler söndü bu yollarda…
Ben o yıl Mağusa Namık Kemal Lisesi’nde orta üçüncü sınıf öğrencisiyim. Merakla neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Merakımız çok uzun sürmez. Kısa sürede hem Eoka’nın ne olduğunu öğreniriz hem Makarios’un hangi amaç peşinde koştuğunu!
Zannedersem önceleri İngiliz Sömürge İdaresi ya EOKA Terör Örgütü’nü küçümser, ya da zaten artık adayı terk etme zamanının geldiği karar aşamasında olduğundan olayları çok ciddiye almak istemez. Bunlara karşın bakın nasıl tedbirler alır:
ÖNCE MAKARIOS’U SÜRGÜNE GÖNDERİR: Tedhiş örgütünün başında Makarios’un olduğunu öğrenince 1955 yılında tutuklayıp Şeyşel Adalarına sürgüne gönderir.
Ardından da EOKA’cı avına çıkar. Öncelikle hedef “EOKA broşürleri atanları tespit etmek, örgütün elebaşlarının kim olduğunu öğrenmek falandır… Zaman zaman bombalar patlasa, tabancalarla İngiliz ailelerine kuşunlar da atılsa henüz silahlar konuşmamıştır. Buna karşın “eskortlar” çoğaltılmış, İngiliz ailelerinin korunmaları yönünde ciddi tedbirler alınmıştır.   
MAĞUSA’NIN ALTIN DÖNEMİ: İşte yeni yeni başlayan bu terör Mağusa Suriçi esnafına yarar… Ne alaka demeyin! O yıllardan 1960’lara kadar altın yıllarını yaşar çünkü artık İngiliz aileleri Rum teröristlerin hedefi olmamak için Mağusa Suriçi’nden alışveriş yapmaya başlarlar. Ve bakın o ailelerin Suriçi’nden alışveriş yapmaya başlamaları ile birlikte çarşı pazarda nasıl değişimler olur?

YIL 1956’LAR OLMALIDIR: Mağusa’da o güne kadar olmayan modernlikle hijyen koşullarda İki üç tane yeni lokanta açılır… O zaman plak devriydi, ekmek su gibi satılırlardı, Mağusa’da da “plak satış yeri” oluşur ki Maraş’ta bile emsali bulunmaz! İki gece kulübü devreye girer… Bakkallar paraya para demezler, ellerini ovuştururlarken EOKA’ya bin dua ederler!
Ve Mağusa esnafı ile halkı ilk kez “turizmin mucizesi” ile karşılaşır. O yıllardaki bereketi bir de 1974 sonrasında “bohça turizmi” ile yaşar Mağusa Suriçi. Şimdilerde ise memlekete 1 milyon hatta bir buçuk milyon turist geldi gelecek deniyor ama Mağusa’nın da öteki yörelerin de turizmden gördüğü bereket nanay!
NEYİ ANLATACAKTIM? Bu adada ilk kez Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumları karşı karşıya getiren İngiliz sömürge idaresidir! Rum terör örgütüne karşı “Türkleri” kullanmıştır. “Special Constable,” “Oksidari,” “Komando birlikleri” ile! Dağdaki Türk çoban bile sürüsünü bırakıp İngiliz’in “oksidarisi” olur! İşini gücünü bırakan İngiliz askerlerinin yanında Komando olurlar! Hepsinde de Görev tektir: EOKA avcılığı!
Uzun yıllar İngiliz’in bu tutumunu eleştirmiştim! Kendimi yargılamak gereğini duymuş, “acaba İngiliz askerleri safında yer alıp Rum’un canını yakmak çok mu doğruydu” diye kendimi sorgulamıştım. Çünkü ben de o İngiliz’in paralı görevlilerindendim! Tabii ki “görevimiz tehlike” değildi ama “EOKA’cıları avlamaktı!”
Hiç şaşırmayın. Bir çocuk, daha ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi… Ayaklarında çarıkları, kısa pantolonu, beyaz askılı atleti ile bir yaz boyunca, üç ay Maraş’ta EOKA’cıları kovalayan bir “EOKA”cı avcısı olduydu! Karşılığında bir Kıbrıs lirası günde alıyorduk ki limanda çalışan benim peder bile aldığım parayı ancak iki ayda alabiliyordu! Kaldı ki polisler de ayda 30 lira alıyorlardı! Kısaca İngiliz “Türk”ü para ile satın almış fakat bir yandan da Türk-Rum düşmanlığına, bugünlere kadar gelecek tarihi perçini atarken, akacak kanlarla da verdiği o paraların faturasını ödetmişti!
PEKALA: İngiliz Türk halkını EOKA’cı avcıları yapmasaydı durum ne olacaktı?
İşte yılar yılı “emperyalist İngiliz bizi birbirimize düşürdü, düşman haline getirdi” derken verilmesi cevap budur: Eğer Türk halkı Rum’a karşı İngiliz’in yanında yer almasaydı hatta Rum’un yanında İngiliz’e karşı tavır koysaydı ne olurdu bilir misiniz?
Tabii ki TMT’de kurulamazdı! Tabii ki Türk halkı Rum’un EOKA Terör Örgütü ile Enosis’i gerçekleştirmesinin önünde de duramazdı! Tabii ki Türkiye de devre dışı kalacağından Kıbrıs’ta yaşanacaklara sadece seyirci kalırdı!
Ve tabii ki başından beri adadaki Türk halkını “yok sayan” Rumlar Kıbrıs’ta emrivaki yaratarak referanduma gider ve Enosis’i gerçekleştirip adayı Yunanistan’a bağlarlardı!
Bunlar olunca başka ne olurdu? Şimdilerde olduğu gibi kimseler çıkıp da “bu adada asırlarca Rumlarla Türkler kardeş kardeş yaşadılardı” diyecek tek Türk kalmayacağından bu dava biter, elli yıldır devam eden kavgalarla savaşlar, müzakerelerle tartışmalar da olmazdı! Kısaca ya Türklerin sesleri boğulmuş olacaktı yahut çoktan göç edip adadan gitmiş olacaklardı!
GELECEK HAFTA: Köşemizi “arkası yarın” dizilerine çevirmiş de olsak gelecek hafta nasıl “Special Constable” olduğumuzu anlatacağız. Anlatmazsak yukarıdaki anlatımlarımı sonlandırmam mümkün değildir! Çünkü bunca laflamayı şu benim “EOKA’cı avcılığımı” anlatmak için yaptıydım! Devamı haftaya!