Köşe Yazarları

Gizli kalmasın: (Zeka Hoşgör’ün kitabı.)






                Kıbrıs Türk halkı çok uzun yıllardır tekdüze bir hayat yaşamadı. Bu bir kader değil, “tarihin”  Türk halkına  uygun bulduğu rol modeldi! Doğu Akdeniz’in şah damarında atarken, İsrail’e, Suriye’ye, Lübnan’a ve hemen şuracıkta Türkiye’ye bir adım mesafede konumlanırken zaten rahatı huzuru olmazdı ama hayır! Türlü çeşitli kanlı olayların hem kurbanı hem  tanığıyken, bu yazgıyı “coğrafi konumuna” bağlamak hiç mümkün olmadı! Bunun da her zaman tek nedeni oldu: “Şimdilerde artık komşusu durumunda olan Güney’deki Rum liderliği ile kilisesi!”                                                                                                                                 Kıbrıs Türk halkı iki asrı aşkın süredir Rum liderleri ile kilisesinin “meğalo idea” hayali uğruna kıyım kıyım kıyılırken; istese de tekdüzeliğin  asudeliğinde bir hayat yaşayamazdı! Zaten hiç yaşama imkânı bulmadı.

BU NEDENLEDİR Kİ: Kıbrıs Türk insanın her devrede anlatacağı, anlatıp da bitiremeyeceği çok hatıraları vardır. Kuşaktan kuşağa bu anıları işiterek, okuyarak, öğrenerek geldik bugünlere. Dedeler babalara, babalar çocuklarına anlattılar anılarını…

Son dönemlerde insanlarımız “yaşadıklarını gördüklerini ve dahası yaşayıp görürken hissettiklerini “kitap” haline getiriyorlar. Mesela en son, ayni zamanda arkadaşım da olan Zekâ Hoşgör anılarını kitap haline getirdi. Başlığı da enteresan. “Gizli Kalmasın.”  Doğrudur.. “Mücadele tarihimiz” anlatılıp yazıldıkça, kitaplaşıp hatta filmleri çekildikçe “büyüyecek” geleceklere kalıcılığı ile kazınacak.

MEHMET ZEKÂ HOŞGÖR KIMDİR: 1943’de Mağusa’nın pınarlı köyünde (Vitsada) da doğdu. Haydarpaşa Ticaret Lisesi’ni bitirdi. Ve pek çok yaşıtları gibi Hoşgör de 1960’larda TMT saflarına katıldı. Türk Cemaat Meclisinde murakıplık, Kıbrıs Cumhuriyeti dönemi olduğu için 1962 yılında Kıbrıs Hükümeti İçişleri Bakanlığına bağlı Hüviyet Kayıt Dairesinde görevlendirildi. Sonraları  Defterdarlık dairesine nakledildi. 1963 olayları nedeniyle Balıkesir Köyünden Gönendere’ye göç etmek zorunda kaldı. Mağusa Sancağına bağlı Kaza İdare Amirliğinde Maliyeci olarak çalıştı. Barış Harekâtına katıldı, sonrasında Devlet Emlâk Malzeme Dairesinin başına getirildi. Emekliye çıktıktan sonra  antika eşyalar satan  bir dükkân açtı. Halen bu dükkânda çalışmaktadır.

                “GİZLİ KALMASIN.” Bu 168 sayfalık kitap tertemiz bir Türkçe ile yazılmış, tutun  ki konuşur gibi.  Zekâ Hoşgör kitabına doğduğu yer olan Vitsada köyünü anlatmakla başlıyor.  Ve Eoka’dan, Kıbrıs Cumhuriyetine, oradan 1963 olayları ile 1974 Barış Harekâtına uzanıyor. Ancak zaman zaman aralara “işittiklerini” de katıyor. Mesela kendisine anlatılan şu anısını  aktarıyorum:

“Köyümüzün 1895 senesinde özel bir geçmişi vardır. Kıbrıs’ta 1895 senesinde Türklerle Rumlar arasında siyasi ayrılık olmuş Rumlar Limasol’da 3 Türk’ü öldürmüşler. Bazı olaylardan ötürü  daha o zamanlardan Türk Rum kavgaları oluyormuş. Mesela yine 1895’de Kıbrıs’ta ikinci vaka Pınarlı’da olmuş. Türklerle Rumlar yine siyasi sebepten birbirlerine girmişler. Geceleyin Türkler Rumlara pistol ile ateş açmışlar. Ateş açan kişi de benim dedemin babası Uzun Mehmet’miş tutuklanarak hapse atılmış…”

Hoşgör çok sonraları okuduğu bir İngilizce kitapta bu olayların doğru olduğunu kanıtlayacak bilgiye ulaştığını söyler.

                (Tabi burada bir not da ben düşmeliyim. “Asırlarca Türklerle Rumların bu adada  barış içinde dostça yaşadıklarını çok da cahilane bir iddia ile yaymaya çalışanlara Zekâ Hoşgör’ün  bu kitabını okumalarını tavsiye ederim)

                SAVALAŞ BEY: Hoşgör kitabında Gönendere’nin efsane öğretmeni olan  İsmail Savalaş beyden de   söz eder. Savalaş beyin  milliyetçi ve eğitime  büyük hizmetlerde bulunduğunu anlatır. Hatta bir devrede Hoşgör okulu bırakmak zorunda kaldığında,  kendisini yeniden okula yönlendirenin Savalaş Bey olduğunu minnet duyguları ile nakleder.

TMT YEMİNİ: Ziya Hoşgör kitabında  TMT’ye  nasıl üye olduğunu anlatırken “TMT yeminini” de kitabına aktarmayı unutmuyor. Bugünün genç insanlarının ilgisini çeker sanırım. İşte o yemin:

“Kıbrıs Türkünün yaşayış ve hürriyetine, canına malına ve her türlü anane ve mukaddesatına, her nereden ve kimden olursa olsun vaki olacak tecavüzlere karşı koymak için kendimi Türk milletine adadım. Ölüm dahi olsa verilen her vazifeyi yapacağım, bildiğim, gördüğüm, işittiğim ve bana emanet edilen her şeyi canımdan aziz bilip sonuna kadar muhafaza edeceğim. Gördüklerimi işittiklerimi ve bana emanet edilenleri hiç kimseye ifşa etmeyeceğim. İfşaatın bir ihanet sayılacağını ve cezasının  ölüm olacağını biliyorum. Yukarıda sıralanan hususları harfiyen tatbik edeceğime şerefim ve namusum ve bütün mukaddesatım üzerine söz verir ant içerim.”

(Artık aramızda kaç TMT’ci kaldı bilmiyorum ama hâlâ hayatta olanlardan bazılarının   bu yemine sadık kaldıkları için  o yıllardaki faaliyetleriyle ilgili tek kelime söylemediklerinin tanığıyım.)

1974’LERE GELİRKEN: Ziya Hoşgör  yaşanan olayları anlata anlata 1974’lere gelirken bir kez daha anlıyoruz ki Kıbrıs Türk halkı gerçekten çok sıkıntılı yıllar geçirdi. Ve hâlâ bitmedi çilesi.  Bu kez de siyasi çözümsüzlük nedeniyle çekmektedir! Daha doğrusu hem Güney’deki Rum liderliği ile kilisesi hem de AB çevreleri Türk halkını her türlü “baskı ve ambargolar altında tutuyorlar ki Rum’un istediği çözüme evet diyecek çaresizliğe düşsün!)

Kısaca: Zekâ Hoşgör’ün kitabını ve de bu tip yaşanmış olayları anlatan kitapları okuyup okutmak, paylaşmak, sadece tarihimiz yönünden değil, geleceklere uzanırken neden çok dikkatli olmamız gerektiğinin önemi yönünden de  hem uyarıcı hem  aydınlatıcı olmaktadır.

Kitap “Galeri Kültür Yayınlarından..”  Bizzat Hoşgör’e ulaşmak isteyeneler için mail adresini veriyorum: “[email protected]








Başa dön tuşu