Gerçekten kapana mı kısıldık?

22 Ağustos 2018 Çarşamba | 11:01
Eşref Çetinel

Bazı Rum gazeteleri “dövizden” kaynaklı son krizi “Türkiye”nin marifeti” olarak yayarken tabi ki fırsatı kullanarak “oh olsun” demeye getiriyorlar!

Mesela Filelefteros gazetesi kapana kısıldığımızı, 1974’lerden beridir Türkiye’nin belirlediği planlarla gelişmeye çalışırken tam bir açmaza düştüğümüzü” yazıyor..

Tabi ki çok olağan bir fırsatın yarattığı tepkidir.. Mesela biz de Güney’deki en basit  olumsuzlukları “işte Güney, gitti gider” küçümsemelerimizde yorumlarız. Nitekim sonuncusu “orada satılan paketlenmiş hazır kıymaların at etinden” olduğunu açıklayan  yetkililerimiz “sakın satın almayın” diye  uyarıda bulunuyorlar…

FAKAT  olayın esprisi bu değildir. Çünkü 44 yıldır Türkiye’nin yetki ve sorumluluğu kapsamında bulunan sosyoekonomik zafiyetimizin biz de farkındayız ki hem “köşemizden” kelimelerimizle ayazlatıyoruz hem de söyleye söyleye dilimizde tüy bitiriyoruz!

    NİTEKİM: 1974’ün savaş dumanları henüz daha tüterken, Ecevit Mağusa’daki konuşmasında ve açıklamalarında “askeri zaferi şimdi de ekonomiyle taçlandıracağız” diyordu!

    Fakat çözümsüzlüğe ilişkin sorun nedeniyle olsa da o tacı hâlâ başımıza koyamadık! Ne silsile halinde süregelen “mali ve ekonomik protokollere” ne de devre devre oluşturulan plan ve programlara karşın..

FAKAT çok enteresandır! Mesela “ulusal parası” olmayan,  ithalatı ile ihracatını  TC üzerinden yapmak zorunda kalan, dolayısıyla üretimi nanay, ekonomisi şinanay,  memurunu bile TC’nin parasal yardımlarıyla ödeyen artı ambargolu KKTC’de.. Onlarca sendika, onlarca birlik dernek, onlarca sivil toplum örgütü vardır!

BUNLAR her yıl periyodik sürelerle  bir araya gelmekte, “başarısızlığına” hükmettikleri mevcut hükümeti aldıkları eylem kararlarıyla bunaltıp  erken seçime zorlamakta ve tabi erken seçimle de yıkmaktadırlar! Sonra da yerlerine yeni bir koalisyon hükümeti koymaktadırlar!

    Her halde dünyanın hiçbir ülkesinde böyle faal ve güçlü sendikalarla birlikler yoktur KKTC de olduğu kadar!

    HADİ gelin itiraf edelim. “Öyle değil miyiz?” Bugün devlet bütçesinin canına okuyan “ek mesailer,” “13. Maaşlar,” faydası  belli olmayan “teşvikler…”

BYahut bizatihi devlet eliyle oluşturulan rant ekonomisi, devlet arazileri spekülasyonu.. Daha düne kadar kanayan yara olan müşavirler sorunu! Hâlâ doğru dürüst değişiklik yeni yasası yapılamayan “kamu çalışanları ve sorunları yasası…”

Pööö! Sn. Erhürman da çıkmış “seferberlik” çağrısını yineliyor, “sert tedbirler alacağım” diyor, üstelik hayret ki hayret, “sıkı denetimler” de başlamış!

Buraya kadar gelmişken hadi Sn. Başbakan’ın son açıklamasına bakalım:

**********

BAŞBAKAN ZORDA!

Kimse krizi fırsata çevirmeye kalkmasın, gereğini yaparız” dedi..

    “Sıkı denetimler yapılacak” dedi.

    Bu dönem “ben değil biz dönemidir” dedi!

    Döviz yükselmeye devam ederse zamlar kaçınılmaz olarak yine yapılacak dedi!

Kiralar makul kur seviyesinde olmalı dedi!

Ve bir kez daha halkı seferberliğe çağırdı herkesin elini taşın altına koymasını diledi…

    Sn. Bakan bu açıklamaları yaparken iki bakanı dış ülkelerde bayram tatili yapıyordu! Dahası ve zannedersem bayram tatilini fırsat bilen diğer hükümet üyeleri de  siestaya çekildilerdi…

    Buna karşın “ben ne söylerim tamburam ne çalar” kabilinden Başbakan Erhürman yine de duyarlı davranarak yetkili ve sorumlu olduğu makama uygunluğunca konuştu..

ANCAK: Ne kadar anlatabildi ne kadar anladılar! Nitekim daha şimdiden “hele bayram bitsin bak biz sana ne yaparız” diyen bazı mesleki kesimlerin diş gıcırtılarını ben Mağusa’dan işitiyorum!”

    Kİ Timurlenk artık çok yaşlandığı için işe yaramaz filini azat etmiş, ederken de ferman çıkarmış: “Her kim file fiskelik laf kondurur, ters muamelede bulunur kellesi uçurulacak!”

    Ve fili salar  şehrin içine. Ee hayvan bu.  Yollarda bir iki dolanır ve başlar o koca gövdesiyle dükkânlarla dalmaya. Ki fil önüne ne gelirse kırıp dökmekte buna karşın kimse gıkını bile çıkaramamakta!

    Yine bir gün bir  dükkâna daldıkta sahibi başlamış “kış kış” diye el kol sallamaya. Oradan geçen biri durumu görmüş, “pöö demiş dükkân sahibine, bu fil sırtında çalınan kös’ü (büyük davul) taşıyordu. Yıllarca kös dinledi! Şimdi senin “kış kışın ne yazar ki?”

YANİ diyoruz bu toplum kırk dört yıldır “kös dinliyor!” Kolay mı şimdi ters yüz etmek, yeni düzenler oluşturmak, seferberlik yaratmak..

    Kaldı ki tüm bunlar 1974’le birlikte başlatılacaktı. Ki yıllarca, “çözümsüz olduğumuz için biz seferberlik toplumuyuz” diyorduk da kim okur kim dinlerdi ki varak’ı mihri vefayı!”

Tam aksine bizde olan demokrasi Amerika’da bile yoktur! “Uslu durun, yeter” diyerek kaldırsın Erhürman sol kaşını bakalım! Kapısına dozerlerle dayanırlar, ertesi gün de “erken seçim reçetesini” yazarlar!