Gerçeklerle yüzleşmek…

7 Eylül 2018 Cuma | 09:59
Köş, Moreket

Boşa konuşuyoruz devlet çekilsin aradan diye.

Tamam üretici sektörlerin başında geliyor tarım ve hayvancılık. Ama devlet sadece düzenleyici olmalı ve her kafasına esenin, “mantıklı veya değil”, devletin kapısına yığılmasının önüne geçilmeli. Teşvik de edeceksen, et, ama arpayı sen alıp da satma, sütü sen alıp da satma. Bırak serbest piyasa kendini denetlesin. İsterse kooperatifini canlandırsın, yürütsün.

İşte sonuçta gelinen noktada, tıkanıyorsun. Çünkü ekonomik akılla alakası olmayan bir şekilde, bu sektörler siyasetin önüne geçiyor, hem ekonomide, hem de siyasette esas belirleyici oluyor.

Ürettiğine bakılır mı, kazancına bakılır mı, verdiği vergiye bakılır mı? Yok!…

Beş on tane koyunu olanla, yüzlerce hayvanı olup, mandıra işleten aynı teşviği mi alır..

Önerilerin kabul edilip, edilmemesi konusunda yylemciler arasında çıkan tartışma da zaten bunu gösteriyor. Bir ağalar var, bir de küçük üretici.

Yıktılar, kırdılar, döktüler. Hem de klimalı, lüks, yüzlerce araçla.

Sonuç?…

Daha 2 gün önce kilosu 1.79 lira olarak belirlenen arpanın fiyatını, resmen terör yaratarak, bir anda 1.5’e indirttiler ama yetmez, “daha da ineceksin” diye bağırıyorlar…

Ne oldu? Toprak Ürünleri Kurumu durduk yerde bir o kadar daha içine gitti. Zaten yıl başından itibaren yapılan sübvansiyonlarla 40 milyon açığı olmuştu, şimdi kimbilir ne kadar yükseldi bu açık. Sen de vatandaş olarak TÜK’ü kurtarma adına tüm ithal ürünlere yüzde 3 TÜK vergisi ödemeye devam et.

Bakan daha korkuncunu söylüyor; bir süre sonra TÜK’de para kalmayınca, arpa ithali de duracak…

Sonra, mevcut hibeye yenisi eklendi, faizin bir kısmını devletin üstleneceği, düşük faizli, ileri tarihli ödemeli kredi vaat edildi. Hiçbir sektöre yapılmayan kıyaklar.

Bu kadar geri adım neye yaradı?

Bunu da kabul etmedi arkadaşlar. Ben yazımı yazdığım sırada eylem devam ediyordu ve hükümet bir kez daha görüşmeye başlamıştı. Şimdi eğer bir adım daha geri atarlarsa, bilin ki bu statükonun kabulü ve devamıdır. Hep birlikte yatalım da ölelim.

Sektörler siyaseti belirliyor. Siyasetin burnuna bir kanca takıp sürüklüyor. Tarımı da böyle, inşaatçısı da, kumarhanecisi de, üniversitesi de, ithalatçısı da…

Bu kaosu kim ortadan kaldıracak? Kamunun menfaatini kim koruyacak? Siyasi irade değil mi? Demek ki eksik olan bu…

Bir kalemde, sırf bakanlığın kapısına yığıldılar diye geri adım atarsan, bu onları daha da iştahlandırır ve bu sürgit, kim gelirse gelsin kırılmaz, devam eder.

Bir kere siyaseti, sağından soluna teslim aldıklarının farkındadırlar, onları tavizlerle durdurmak mümkün değildir. Şöyle bir geriye doğru bakın, her hükümet döneminde benzerlerini yapmadılar mı? Her seferinde araçlarla yollara dökülüp, gerginlik yaratarak istediklerini elde etmediler mi?

Eylem üstüne eylem, teşvik üstüne teşvik, ama buna karşın bölgenin en pahalı etini yiyen biz…Bakın, patates üreticileri de destek vermiş eyleme. Kaça alıyorsunuz patatesi? Kilosu 8,5 lira değil mi? O da teşvik ister… Vereceksin. Vermezsen o da traktörle dayanır kapıya, alır alacağını. Alıştılar nasılsa…

Her neyse boşa konuşuyoruz.

Görünen o ki, siyaset erbabı, gücün kendisinde olduğunu görmek niyetinde değil. Çünkü her nedense ekonomi biliminin gerektirdiği gibi davranma cesaretini göstermiyor.

Ve ne yazık ki, öyle bir niyet hiç bir partide yok.

Karşındaki sektörleri oy deposu, baza olarak gördüğün sürece de ülkeyi çıkmazdan kurtarman imkansızdır. Bu kadar basit.

Yüzleşin artık bu çarpık gerçeklerle…

 

YERİN KULAĞI VAR

BAŞBAKAN UMUTLU:

Başbakan beklediğimizden daha olumlu söylemlerle geldi. Karşı taraftan anlayış gördüğü açık. Ve diyor ki, “parayı alalım bitsin diye bir durum yok”. Yani “parayı koparacak mı, koparamayacak mı” diye yapılan tartışmaların seviyesizliğinden söz ediyor. Bir hafta içinde yapılacak bir çalışmadan söz ediyor ki, böyle olması daha da sevindirici. Bir saatlik görüşmeden elde edilecek kazanç ne olabilirdi ki? Karşıda dinleyen, anlamaya çalışan bir taraf var. Umutla bekleyelim…

 

GEÇMİŞİ UNUTMAK:

Belli bir kesimin aylardır “Ankara randevu vermiyor çünkü, bu hükümeti istemiyor” yollu algı operasyonları ellerinde patladı. Neymiş efendim 9 aydır Ankara Erhürman’a randevu vermiyormuş diye bundan kendilerine siyasi rant elde etmeye çalıştılar. İşte gitti ve gayet mutlu döndü. İyi de, Eroğlu başbakanlık döneminde bırakın ayı, yıllarca Ankara’dan randevu alamadı. Özgürgün, yine başbakanlığı döneminde aylarca beklediği randevuyu alamamıştı. KKTC’de siyaset bu kadar ucuz ve seviyesiz…

 

ŞİKAYETÇİ OLMAYACAKMIŞ”:

Hayvancıların eylemde yaptığı taşkınlıklardan, cam, kapı, duvar kırmalarından, hatta binayı taşa tutmalarından Bakan Şahali şikayetçi olmayacakmış. Bu işin ideolojiyle, eyleme saygıyla bir alakası yok. Bu durum, sonuçta devletin meşruiyetini sorgulatır, tehlikelidir. Devlet devletliğini bildiği sürece toplumundan saygı görür. Bu tür “terörist” hareketlere fırsat verirseniz, yarın çok daha farklı eylemlere ses çıkarma hakkınız da olmayacak…

 

ÇÖZÜMÜ KİM İSTEMEZ:

Son günlerde yaşanan ekonomik krizin tek nedeni, adada bir çözümün olmaması söylemi ne derece doğruysa, bu çözümsüzlüğün tek sorumlusunun Türk tarafı olarak gösterilmesi de o derece yanlış. Sendikal Platformun eyleminde kullanılan “çözüm hemen şimdi” pankartı keşke Anastasiadis’in ofisi önünde açılabilseydi. KKTC’de adada bir çözümü istemeyen çok küçük bir azınlığın dışında kimsenin olduğunu sanmıyorum. Onlar da, bu statükodan cebini doldurup maldar olanlardır. Onun için de böyle bir talep, hem yanlış, hem de haksızlık oldu sanırım…

 

 

YAPARSANIZ YAZIKLAR OLSUN:

Hayvancıların iki gündür devam eden eylemleri hak arama sınırının çok ötesine geçip, bir terör eylemine dönüştü. Bu şekilde hükümete isteklerini kabul ettirmek istiyorlar. 22 Ocak’ta Afrika gazetesine yapılan saldırıdan bir farkı yok bu yapılanların. Ancak, hükümet bunlara karşı direnmek yerine, “teslim olmayı” kabul eder ve isteklerine boyun eğerse onlara da yazıklar olsun…

 

SERDAR DENKTAŞ CEVAP VERMELİ:

Şu anda UBP’nin hükümete girmesini doğru bulmadığını söyleyen milletvekili ve UBP Genel Başkan adayı Ersin Tatar, Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın, UBP Başkanı Hüseyin Özgürgün’le gizli gizli hükümet kurmak için konuştuklarını iddia etti. Daha birkaç gün öncesinde mevcut hükümeti bozma gibi bir düşüncesi olmadığını söyleyen Denktaş’ın Tatar’ın bu iddiası karşısında ne söyleyeceği merak edilirken, Tatar’ın bu iddialarının, kurultay öncesi UBP içinde de ciddi tartışmalara neden olacağı açık.

 

ZİRVEDEKİLER

Emine Dizdarlı (Ombudsman): “İşçi, emekçi, çalışan veya sendikalar hak ve menfaatlerini korurken kamu yararı ilkesini de göz önünde bulundurmalı, toplumsal çıkarlar doğrultusunda hareket etmeli, en önemlisi toplum huzurunu bozmamalı. Şiddet eylemlerine başvurarak kamuya ait malları tahrip ederek maddi zarara yol açmamaları ve en önemlisi toplum huzurunu bozmamaları gerekmektedir”…

 DİPTEKİLER

Hüseyin Özgürgün: Özgürgün buyurmuş, “İşbilmezler, beceriksizler…  hayvancımızın karşısına çıkacak yüzü, söyleyecek sözü olmayanlar polisimizle halkımızı ne yazık ki karşı karşıya getirmişlerdir”. Tam bir popülizm örneği. Kasım 2016’da ve Mayıs 2017’de de aynı eylemler olmamış mıydı? Araçlar günlerce yolları kapatmamış mıydı? Bu Naimoğullları o eylemlerden birinde tutuklanmamış mıydı? Bunlar değil miydi Bakan’ın makam odasını basan? Gidin yahu işinize…