Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“GEÇMİŞ” VE “GELECEK” ÜZERİNE…

BM’ler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’la ilgili özel Danışmanı bayan Lute’un adaya gelişi etrafı şöyle bir dalgalandıracaktı ama gazetelerin manşetinde bile yer bulamadı!

Oysa Lute adaya gelmeden önce Rum Dışişleri bakanı büyük olasılıkla müzakerelerin yeniden başlamasına zemin hazırlamak için “Grans Montana’da kalındığı yerden beşli, müzakerelere hazır olduklarını” söylediydi! Ne var Sn. Tatar kararlı bir tutumla bu kapıyı da sıkı sıkıya kapattı ki bir daha lafı edilmesin!..

Çünkü hem Lute’un hem Rum tarafının “işlerine gelmediği için” görmek istemedikleri adada ve bölgedeki “siyasi değişimlere” karşın artık “Montana modeli müzakere gündemiyle” masaya oturmanın abese iştigalden öte anlamı kalmadı!

Nitekim Sn. Tatar çok kesin ve sadece BM’lerin değil, artık Rum tarafının da anlaması gereken bir dille, “müzakerelere yeniden başlanması koşullarını Sn. Lute’a şöyle sıraladı.

“Kıbrıs Türk tarafı federasyonu görüşmek için 5+1 formülüyle müzakerelere katılmayacak.”

“Şu andaki mevcut konjonktür artık Kıbrıs’ta egemen eşitliğe dayalı iki devlet modelini daha çok öne çıkarmaktadır.”

“Müzakereleri kaldığı yerden kabul etmek mümkün değildir.”

“Resumtion of talks” meselesine biz sıcak bakmıyoruz. Böyle bir şeyi de kabul etmiyoruz.”

***

İTİRAF EDİLMELİDİR: Kıbrıs siyasi sorununu böylesi bir çıkmazın içine sokan taraf Rum-Yunan ikilisidir! İlk hatayı Annan planına hayır demekle yaptı. Çok kısaca hatırlanması için yazayım, Güzelyurt ve Maraş da dahil Rum tarafına iade edilecek kentlerin yanı sıra Mağusa Lefkoşa anayolunun kuzeyindeki tüm türk köyleri de Rum tarafına iade edildiydi. Üstelik Karpas’ın serbest gidiş gelişler yoluyla kanton bölge oluşu da söz konusuydu.

Buna karşın kabul etmeleri gereken şunlardı: Türkiye’nin garantörlüğünün devamı. Dönüşümlü başkanlık… Referandumda “Hayır” dediler!

Peki şimdi adada ne “değişti” ki “müzakerelere devam için istekli görünüyorlar?

Siyasi yönden belki hiçbir şey! Kuzey-Güney gerçeği de değişmedi. Hatta geçen 46 yıllık sürede anlaşıldı ki eğer adada her iki taraf için makul bir anlaşma olursa bugünkü iki devlet modeli üzerine oturtulacak “iş ve güç birliğine dayalı bir federasyon” pekalâ da yürüyebilir..

Zaten 2004’lerde sınır kapılarının açılması nedeniyle bu “deneyimi yaşamaya” başladıktı ki eğer “pandemi” olmasaydı şimdi Kuzey Güney arasında turizmden ticarete ve tabi arada sağlıktan ötesi insancıl yardımlaşmalara kadar barışçı ve olağan ilişkiler devam edecekti.. Pekala Montana’dan bu yana neler değişti?

DOĞU Akdeniz’de başlayan hidrokarbon arayışlarına yönelik çalışmalar. Biliniyor: Kırılma Türkiye’nin de kendi ve KKTC’nin haklarını gözeterek sondaj çalışmalarını başlatması..

Lozan anlaşmasına bağlı Türkiye ile Yunanistan arasında karasuları tartışmasının yoğunlaşması..

(Tabi Yunanistan’ın hâlâ Türkiye’ye yönelik devam eden husumet duygusunu da yabana atmamak gerekir:  İstiklal savaşında Yunan askerlerinin İzmir’den denize dökülmesi ve Kıbrıs Barış Harekâtı..)

Yani Türkiye’ye yönelik ezeli Yunan düşmanlığı! Ve şimdilerde Ortadaoğu’da mihver ülke yolunda ilerleyen Türkiye’nin askeri ve ekonomik potansiyeli..

Pekala sonuç? Hiç kimse Türkiye ile yunanistan arasında barışçı ilişkiler kurulmadan bu adada çözüm beklemesin!

Yani hep böyle geldi öyle mi gidecek? İşte cevabı:

***

SİLKİNİP KENDİMİZE GELMELİYİZ.Siyasi sorunun tutsağı olmaya devam ettikçe bu adada sadece çözümü değil, sosyoekonomik gücümüzle varlık nedenlerimizi de yitireceğiz. En korkuncu “çaresizliğe” düçar olmaktır ki 46 yıldır Rum-Yunan tarafının beklediği de budur! Yani ne?

Moral değerlerimizi yitirdiğimizde Güney’e beyaz bayrak açmak!

“Yağma yok” mu diyorsunuz? O halde nedir bu hallerimiz? Şu koalisyon hükümeti oluşturma çabalarına bakın! Ki kaç gündür sahneyi viran harap eyledikten sonra ha kurmuşsunuz ha kurmamışsınız! Tırnak kadar kıymeti harbiyesi yoktur!

Çünkü iktidar oluğunuz dönemlerde de yoktunuz! ***

FAKAT KABAHAT SİZDE DEĞİL! Tutun ki “sadece sizde değil” diyorum. Türkiye’de! Payitaht Ankara’da! Çünkü Rahmetlik Ecevit’in Barış Harekâtından hemen sonra söylediğince “adada askeri zaferi ekonomik kalkınma ile taçlandırmayı” başaramadı!

O büyük olayı, kazanılan Kuzey topraklarını hâlâ vatan olarak kalıcılaştıracak bir barışçı çözüme ulaştıramadı!

Rahmetlik Denktaş’ın belki adadaki varlığımızı dikkate alırlar diyerek ilan ettiği KKTC’i dünyada tek bir devlete bile tanıtamadı!

Her zaman yanımızda oldu ama KKTC’yi Türkiye’ye paralel bir kalkınma seferberliğine sokamadı!

Çok kısaca Kıbrıs Türk halkını Rum tarafının hasetle izleyeceği bir “devlet” yerine 46 yıldır “biz size gereken her şeyi verir her türlü gereksinmenizi sağlarız” felsefesindeki naif politikalar bu memleketi bir Güney yapmaya yetmedi!

Ki şimdilerde de pandemi nedeniyle 46 yıldır yapabildiklerimizi yıkıyoruz! …Hayır nankörlük yapmıyorum! Niçin Rum tarafı kadar üretken ve mamur, kalkınmış ve bayındır olamadığımıza yanıyorum..

TC’den akan suya karşılık hâlâ bir su rejimimiz olmamasından yakınmak bir yana… Hâlâ yollarımızdan imar iskânımıza kadar patlak, çatlak, eski, viran, ağır, aksak” kelimeleriyle ifade edilen hantal ve merkeziyetçi bir KKTC de yaşıyoruz…

Artık günlük medya haberleri nasıl döküm döküm döküldüğümüzün haberleriyle doludur.

***

MÜZAKERELER BAŞLAR VEYA BAŞLAMAZ:

Bu ülkede böyle yaşamak kader değildir. Ne de Allah’ın alnımıza vurduğu damgadır!

Nitekim onca yakınmama karşın hep yazarım: Eğer dünyaya dolayısıyla bu ülkeye de Koronavirüs belası bulaşmamış olsaydı şimdi KKTC turist, üniversite öğrencileri kaynayacaktı.Lokantalar, oteller, her türlü emtiayı satan dükkânlar para kıracaklardı..

Esnafın zanaatkârın borçları batmışlıkları değil; kazançları, kârları konuşulacaktı..

Daha çok tarımsal ürün, süt ürünleri satılacaktı. Dolayısıyla tarım sektörü daha çok kazanacaktı.

FAKATTT: Ne değişmeyecekti bilir misiniz?

Hükümet yıkıp hükümet kurmak!.. Her iki yılda bir erken seçim yapmak!.. Devletin görevi olan memleketin alt yapı sorunlarını yine savsaklamak.. Kurumlardan yine tatsız kokular çıkarmak.. Yine denetimsizliğe devam etmek…Ve yine safdil bir düşüncede Güney’den iyilik barışçı çözüm için akıl izan beklenirken bitmeyen federasyon rüyasına devam etmek…

…YAHYA Kemal Beyatlı Vuslat şiirinde şöyle der:

“Bir faciaymış böyle bir alemde uyanmak

Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak…”

VE bir İngiliz atasözü de der ki: “Gecenin en karanlık anı güneş doğmadan öncesi andır.” O güneşi çok özledik..