Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geçen hafta: (Ne ararsan vardı derde devadan gayrı!)

Geçen hafta yağmur vardı… Soğuk vardı…  Başbakanlık kapısında yine eylemler vardı!  Eylem yapacağız çağrılarında eylem uyarıları vardı! Her zamanki  ve hemen her kesimden işitilen  “battık”  sesleri vardı! Gitgide kızışan ve spekülatif haberlere sarılan Cumhurbaşkanlığı adaylarının eğer seçilirlerse KKTC’yi cennet yapacaklarının vaatlerinde  propagandaları vardı!  Ve   Türkiye-KKTC-GKRY-AB ilişkilerine yönelik “demokratik ve özgür düşünce” kulpu takıldığı için kimselerin sorgulamak gereğini duymadığı   “Türkiye bizi esir”  aldı söylemleri vardı!  En önemlisi bizi boş böğrümüzden vuran doların yükselişi vardı! Fakat nedense kimse çıkıp da  “gelin self determinasyon hakkımızı kullanıp Amerika’nın egemenliği altına girelim bir günde dünya zengini olalım” teklifinde bulunmadı!
HEPSİNİ GEÇİYORUM GELİYORUM BÜLENT ARINÇ’IN ZİYARETİNE:  İki günlük  ziyareti önemli miydi? Tabi ki! Zaten Arınç’ın da ifadesiyle artık  bu ziyaretlerin  daha sık yapılması gerekirdi. Çünkü:       Kıbrıs Türk halkı  gitgide kendini  daha yalnız  ve terk edilmiş hissediyor!.         Kendini “uzaktan kumanda ile yönetilen” bir toplum olarak tanımlıyor…           Daha karamsarlar   “Türkiye’nin bizi adeta esir aldığını” söylüyor!
Bazılarımız  kaydırdığı nüfusla TC’nin Kuzeyi kolonize ettiğini iddia ediyor.

Çözümü baltalamak pahasına Rum’un Münhasır Ekonomik Bölgeleri’ne tecavüz ettiği değerlendirmeleri yapılıyor!
Ve  koşullarımıza uygun olmadığı halde TC’nin kendi ekonomik modellerini bize zorla empoze etmeye çalışmasıyla suçlanıyor.
KISACA:  Sanırsınız ki Türkiye  Kuzey’in “kurtarıcısı”  değil “terminatörü”  oluyor!
Başından beridir söylüyoruz:  Ankara’ya anlatırsanız anlar!”  Yeter ki anlattıklarınızın ayakları yere basarken içinde “akıl izan,”  “plan program” ve “fizibilite çalışmaları” olsun!   O zaman neden 2013-2015 Mali ve Ekonomik Protokolü uygulamadığınızı da anlar,  sizin “uygulamak” istediğiniz  “modelleri”  de onaylar!        **********
Oysa KKTC’de ne oluyor?  (Önce Serdar Denktaş’ı dinleyelim)

TC Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç  Ercan ihalesinin sonucu olan yeni pist ve yeni terminal binasının açılış töreni için geldiydi KKTC’ye.  Ki Taş Yapı Şirketine göre eğer Hükümet  “gerekli olan istimlâk işlerini  zamanında yapabilseydi  şu anda iki yıllık ilerleme olacak, iki yıl sonra da KKTC yeni hava alanına kavuşacaktı.
Pekala neydi gecikmenin sebebi?  Serdar Denktaş faktörü!  Ki “9’lar hareketi ile babasının da desteğini alarak DP’yi kurduğunda onu aşkın   milletvekiline sahipti… Erite erite  ve UG’lileri de kaçırtarak sembolik hale getirdi!
KTHY’nı THY’den kopartıp batma nedenlerinden birisini hazırladı! 
Yap-İşlet-Devret sisteminde Ercan Hava Alanı’nın kiralanmasına karşı çıkıp “zamanların” boşa geçmesinin sorumlusu da oldu,  DAÜ’yü rektörsüz bırakan da! Yani Serdar Denktaş’ın siyasi başarı grafiği yukarılara değil, hep aşağılara doğru çizdi!  Son başarısı Yorgancıoğlu ile tartışması!  Demiş ki “bu ihaleyi durdurun!” Demiş ki  “yirmi bin ağaç bu inşaatlar nedeniyle kesilecek!” Ve halini anlatamamış!  Kim? Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş!          Söylemediği bir tek şey kaldı:  “Başarılarımdan dolayı beni alkışlarla kutlamalısınız!” (İşte bizi yöneten politikacılar!  Çok sıkıştırırsanız  “Türkiye bizi esir aldı ne yapabilirdik” bile diyecekler!          VE BÜLENT ARINÇ CEPHESİ: Ne var ki Bülent Arınç hiç de bir Esir Pazarcısı”  gibi değildi…  Gazetecilerle yaptığı basın toplantısında kısaca  şunları söylüyordu:
Bazı konularda henüz gelişme olmamakla birlikte bazı konularda ilerleme kaydedilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yakından takip edeceğiz. Sonuçların ne anlama geleceğini inceleyeceğiz. Ancak sonucu halk belirleyecek.
Bu konuda çok açık yüreklilikle söylüyorum, “Gönlümüzden bazı şeyler geçebilir. Ama bunları açık şekilde,  halkın anlayacağı şekilde yapmak bize yakışmaz!” (Bu ifadeler Arınç’ın, dolayısıyla AK partinin  gönüllerinde  bir Cumhurbaşkanı aslanının yattığının açıktan seslendirmesi olsa da   zannedersem Kıbrıs Türk halkının huyunu öğrendiler,  çok dürtüp üzerine gitmiyorlar!.  Fakat büyük olasılıkla KKTC’deki TC kökenlilere telkinde bulunacaklar…)
Arınç’ın öteki mesajları her zamanki  gibiydi… Aslında büyük olay olması gereken BRT’nin  HD teknolojisine geçişine Arınç da vurgu yaptı… Barıştan yana oluşunu,  müzakerelerin başlamasını temenni etti… Ercan Hava Alanı konusunda ise  “biz yap-işlet-devret ile kalkındık”  dedi. Bu metodun  başka sektörlerde de uygulanabileceğini  hatırlattı…  (Demek ki  “koordinatörümüz olan Arınç’a bugüne kadar KKC’nin sosyo ekonomik yapısı konusunda şöyle dört başı mamur,  ayakları yere basan bir brifing verilmemiş!” Yoksa kooperatifçilikten de söz ederdi,  karma ziraattan da üretimde kalitenin öneminden de!..)
Ve tabi dünyaya da örnek olacak su projesi… Kısaca Arınç fincancı katırlarını ürkütmedi! Aksine “daha çok ilgiye muhtaçsınız” dedi.
  Öte yandan: Malum Türkiye Haziran genel seçimlerine hazırlanıyor ve Erdoğanlı AKP halktan 330’un üzerinde vekil istiyor ki tek başına Anayasayı değiştirsin!  Bizimkiler ise   Nisandaki  Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor. Yani diyorum  Arınç’ın da  bizimkilerin  de bir an önce ziyaretin hitama erip kendi seçim ve sorunlarına dönmeleri için çok aceleleri vardı!
     **********
Kısaca takıldığım:  Bugün okullar açılıyor

Önce öğrenci sayılarımıza bakalım.  “Şöyle böyle”  diyoruz. İlkokullarda 20 bin. Ortaokullarda 8 bin. Liselerde 6 bin 500.  Mesleki teknik liselerde 3 bin 800 öğrencimiz vardır.
Yani bugün itibarı ilkokuldan liseye kadar 38 bini aşkın öğrencimiz vardır ve bunlar “yarınlara doğru aş, iş, hayat hakkı” arayışları ile aramıza katılacaklardır.
Şunu da vurgulayayım:  300 bin kişilik nüfusumuza oranla daha da aşağılardan gelmeye devam eden çocuklarla,  “bereket” sayılacak  bir genç nüfusumuz vardır.  Hele bunlar donanımlı, ayakları yere basan, yurdunu milletini seven insanlar olarak yetişme olanağı yakalarlarsa!
Oysa kulaklarımıza gelenler umutlarımızı kırıyor: Uyuşturucu yahut son günlerdeki yaygınlığı ile Bonzai ortaokul seviyelerine kadar inmiş!
Bu şu demektir:  Aileler çocuklarını iyi yetiştirmiyorlar!
Çocuklar terbiye ile görgüyü evlerinde değil,  sokaklardan öğreniyorlar!
Öğrenciler geleceklere yönelik amaçlı bir  eğitim öğretimle yetişmiyorlar!
Okullarla aileler arasında öğrencileri ile ilgili sağlıklı ve ilkeli ilişkiler hâlâ kurulabilmiş değildir!
Kentlerde köylerde hâlâ gettolar vardır ve buralardaki okullarda yetişmeye çalışan öğrencilerin pek azı başarılıdırlar! 
Ve hâlâ gerçekleştirilemeyen  “tam gün” nedeniyle  öğrencilerin büyük bölümü için asıl okul, “sokaklardır!”
BUGÜN OKULLAR AÇILIYOR: Keşke ve hâlâ “öğretmen olsaydım” dediğim çok oluyor!    O minik öğrencileri sevgi ile sarmak,  o afacanları disipline edebilmek için uğraşmak,  birlikte oynamak,  birlikte gülmek,  birlikte kutlamak, birlikte tatile çıkmak, birlikte gezilere gitmek, birlikte okullar arası yarışmalara katılmak… Bu çocuklar bizim. Yapacak bir şeyimiz varsa yapalım, başaralım ve gelin onlara yalansız dolansız, özgür ve egemen,  hakça bir gelecek sunmak için çalışalım…