Kimsenin çözemediğimiz sorunlarımız var.
Bir de ithal ettiklerimiz.
Yolların durumundan, alt yapının yetersizliğinden şikayet eder dururuz sürekli ama kendi kendine yapılan kazaları konuşmayız hiçbir zaman.
Kasıtlı ve gönüllü bir korumacılık yapıyoruz.
Oysa suçun büyük bölümünün kaza yapanlarda olduğunu çok iyi biliyoruz.
Ölümcül hataları bile es geçip gidiyoruz.
Sadece trafikte mi?
En uzun tartışmamız bir hafta sürüyor.
Sonra hemencecik unutuyoruz.
Unutmak ne kelime hafızamızdan çıkarıyoruz.
Belki de öyle işimize geliyordur.
Bu ucube statükonun yaratıcısı ve bekçisi biziz aslında.
Politikacıya oy rüşveti vererek karşılığında çocuğumuzun işe alınmasını istiyoruz.
Sadece bununla kalsak ne ala. Devlet dairsinde torpil, devlet tarlasından hisse, devlet imkanlarından pay.
Yıllarca “Türkiye’den en iyi para dilenen kimdir” diye bakıp da oy vermedik mi?
****
Herkes bu ucube statükonun değişmesini istiyor ama herkes değişimin kendisinden başlamasını istemiyor.
Bunun adı nedir öyleyse?
Kimileri “herkes kendi çıkarını düşünür” diyor.
Kendi çıkarlarımızı düşüne düşüne memleketi bu hale getirmedik mi?
****
Yıllarca tartıştığımız konular vardır.
Nerdeyse her kelimesini ezberlediğimiz konular.
Yıllardır süren sorunlarımız vardır.
Çözemediğimiz için kronikleşen ve bir rende gibi bizi törpüleyen sorunlar.
Son günlerin modasıdır bütün sorunlarımızı ithal sayarız ama aslında biz kendi kendimizi tüketiyoruz bu topraklarda.
Hem de gelecek nesilleri tehlikeye atarak.
Bizden önceki nesiller kıt kanaat koşullarda, elde silah kan vererek, can vererek korudular soylarını ve bize devrettiler.
Fakat o kadar çok umutsuzum ki…
Bizden sonrası yok olacak…
(*) 20 yıl öncesinin düşünceleri. Kıbrıs Türkü’nün temel sorunu devam ediyor. Hem de hiçbir umut ışığı vermeyecek şekilde dramatik bir sona doğru sürüklenerek…
































